| Bala-Gölbaşı-Ankara Kara Yolu |
Kaman'dan Ankara'ya giderken, Konya yoluna karışacak olan ve fotoğrafın en sağında görülen Bala-Kaman-Kırşehir kara yolu, resimde yer alan toprak damlı kerpiç evin sağından geçer ve biraz ileride bu yol, Konya yolu üzerindeki Gölbaşı makasına karışır. Ben her Kaman'dan Ankara'ya gidişimde bu evi geçip Gölbaşı makasına ulaşıncaya kadar seyahat ettiğim aracın penceresinden bu eve bakarım. Bu ev bana, pazar yeri yapılmak üzere istimlak edilen kerpiç duvarlı ahşap döşemeli alt katı ahır olarak dizayn edilmiş iki katlı evimizi hatırlatır. Ben bu toprak damlı kerpiç evi, her zaman kendi evimizin yerine koyarak, eski evimizdeki yaşanmışlıklarımızı yeniden yaşamaya çalışırım. Bizim kerpiç evimiz şu anda ayakta değildir ama ben kendimi bildim bileli bu yolumun üzerindeki toprak damlı kerpiç ev hala ayaktadır. Keşke bizim evimiz de ayakta kalmış olsaydı da ben de kendimi böyle başkalarının evleriyle avutmuş olmasaydım.
Fotoğrafta yer alan toprak damlı, pencereleri pimapen doğrama ile değiştirilmiş kerpiç eve şöyle biraz yakından ve alıcı gözüyle bir bakın. Şu anda ev, karayolunun tam sınırında. İlerleyen günlerde yol genişletme çalışmasına kurban gideceği aşikar. Belki de ev ile birlikte arazinin bir kısmı Karayolları tarafından ileriye yönelik olarak çoktan istimlak edilmiş de olabilir. Çünkü Karayolları öyle yapıyor. Ne zaman yol çalışmasını başlatacaksa o zaman tebligat gönderiyor ve taşınmazı yıkmak üzere boşalttırıyor.
![]() |
| Dambaşı Yuvaklayan ve Çelen Tokuçlayan Kadınlar |
Ben böyle eski toprak damlı kerpiç evler üzerinden sürekli hayaller kurarak eski evimizin hatıralarını yaşatmaya çalışırım. İşte en son toprağın tuzla karıştırılarak dama serildiği ve yuvak taşı dediğimiz silindir ağır taşla kimi yerlerde (loğ) deniliyor toprağın sıkıştırılması gibi evin bakımı ile ilgili işlerden tutun da içindeki yaşanmışlıklarına kadar her şeyi hayal ederek düşünürüm. Damın üzerindeki toprak çok kalınlaşıp su geçirgenliği azalınca damın üzerine kalın naylon serer ve üzerine rüzgarlı havalarda savrulmaması için ince tabaka bir toprak yayarak yağmur ve kar sularının damdan içeriye akmasını önlerdik. Düşünsenize, bir kış günü sıcacık yer yatağında yatıyorsunuz. Bir de bakmışsınız ki toprak damın zayıf bulduğu geçirgen bir noktasından emilen yağmur ya da kar suyu damlalar halinde yüzünüze ya da başınıza akıyor...
Bana saray gibi bir ev ile bu toprak damlı kerpiç evin arasında bir tercih yapmak üzere teklifte bulunmuş olsanız; belki bana aptal diyenler de çıkacaktır ama işte ben bu toprak damlı kerpiç evi saraya tercih ederdim. Ben bu evlerde nasıl yaşanacağını yıllar önce yaşayarak tecrübe edindiğim için çok iyi bilirim. Bu evin içinde tuvaleti bile yoktur. Tuvaleti dışarıda olup altında lağım çukuru kazılmış dört duvar üzerinde üzeri kapalı eğreti bir yapıdır. Bir düşünün, yağışlı ve soğuk günlerde soba yanan sıcacık odanızdan çıkıp ihtiyacınızı gidermek üzere dışarıdaki soğuk havada kar tipi boranın altında tuvalete gidip geleceksiniz.
![]() |
| Dedem Ebem ve Kardeşlerim ( Bu fotoğraf Fotoşop'ta Kardeşim Tarafından Dizayn Edildi.) |
Banyosuna gelince, odanın bir köşesinde iki duvarın birleştiği üçgen bir alan kalın beton sıva ile sıvanmış, zemini de aynı şekilde beton harç ile kaplanmış ve zemine yakın dış duvardan dışarıya çıkarılmış bir demir boru ile su gideri olan suluk dediğimiz, ayrıca tavandaki cereklerden yere doğru sarkıtılmış bir perde ile banyo yapılacak yeri kamufle edilen köşede banyonuzu yaparsınız. Banyo yaptığınız oda, hem oturma odanızdır, hem de yatak odanızdır. Tabi bu banyoda öyle yukarıdan fiskiye ile hazır sıcak su akıtamazsınız. Kışın yanan soba üzerine koyduğunuz alimunyum alaşımlı kulplu kazanda ısınan suyu suluktaki bir başka su kazanına boşaltır, ılıştırır ve o suyla banyo yaparsınız. Soba yandığı için içerisi sıcaktır üşümezsiniz.
Bu evin içme ve kullanma suyunun nereden ve nasıl eve geldiğini anlatmama gerek yoktur. Evin ihtiyacı olan içme ve kullanma suyu, sokaktaki çeşmelerden kovalarla evlere taşınırdı. Evin tüm bireyleri üzerlerine düşen görevleri yerine getirirlerdi. Aksi halde, yaşam değil ama evdeki hizmetler aksardı.
Mutfaklar soğuk olur, eğer maddi durumu iyi olan bir evse, mutafağa da küçük bir soba ya da mangal kurularak ısıtılırdı. LPG mutfak tüplerinin henüz mutfaklara girmediği zamanlarda duvarla zeminin birleştiğ yerde bacası olan duvarın içinde gömme ocaklar olur; yemekler o ocaklarda pişirilir, çaylar kahveler burada demlenirdi. Yanan ocak, odaya şömine ısısı verdiği için mutfak birazcık sıcak olurdu. İşte kadınlarımız o soğuk mutfaklarda yemeklerini yapar ve bulaşıklarını yıkarlardı. Düşünün yemek pişirmek için de bulaşık yıkamak içinde kadın ve kızlarımız sürekli dizler bükük ve çömelmiş bir pozisyonda olurlardı. Şimdiki insanların yerde ve o pozisyonda saatlerce yemek pişirmek ve bulaşık yıkamak için dayanabileceklerini sanmıyorum. O zamanın kadın ve kızları bugüne göre biraz zayıf oldukları için o pozisyonlarda mutfakta yemek yapma, bulaşık yıkama ve leğenlerde çamaşır yıkama işlerini rahat bir şekilde yapabiliyorlardı.
Havanın durumuna göre bulaşıklar ve çamaşırlar daha çok dışarıda çeşmelerde yıkanırdı. O zamanlar endüstriyel kimyasal deterjan ürünleri yok, var sa da bizim yaşadığımız yerlerde ne satılır ne de tüketilirdi. Bulaşıklar, ocak külü ile ovalanarak yıkanırdı. Daha sonra pekmez toprağı gibi içeriğinde kil ya da fay dediğimiz topraklarla bulaşıklar ve çamaşırlar yıkanırdı. İyi havalarda kil ve fay dediğimiz toprağı çıkarmak üzere ilgili araziye gidilir ve insanlar ihtiyacı kadar kil ve fay karışımı olan toprağı kazarak evlerine getirirlerdi. Baş kili dediğimiz gri-yeşil renkli sabunsu bir toprak ile saçlarımızı ve çamaşırlarımızı yıkardık. Çamaşır yıkama işlerinde de havanın durumuna göre çeşmelere gidilirdi. Çok soğuk ve çetin kış günlerinde içeride odalarda bu işler görülürdü. Kerpiç evlerde kadın olmak, gelin olmak zordur. Şimdiki gençlerin hiçbirine böyle bir evde ne gelinlik ne de kadınlık yaptıramazsınız.
İlerleyen zamanlarda endüstriyel kimyasal temizlik deterjanlarından Tursil marka toz deterjanı çamaşırda, Şaşmaz marka toz deterjanı bulaşıkta kullanılırdı. Bunlara ilaveten bir de çamaşır sodası vardı, tabi bu çamaşır sodası da çamaşır yıkamada kullanılırdı. Rahmetlik annem çamaşır sodasını bir tas sıcak suda eritip, banyoda iken saçımızın yağını temizlesin, arındırsın diye önce soda ile ondan sonra da sabunla yıkardı. O zamanın endüstriyel sabunu da yeşil ve beyaz renkli olmak üzere iki çeşit Hacı Şakir sabunuydu.
Velhasıl kelam işte kerpiç evlerde o dönemlerde yaşam öyle kolay değildi. Öyle fayans duvar aralarında kafasını çevirdiğiniz zaman akan suyu olan bir musluk yoktu. Elektrik yoktu, gaz lambalarında oturulurdu. Pilli radyolarımız vardı. Çıra ve idare dediğimiz daha küçük aydınlatma gereçlerimiz vardı.
![]() |
| İdare Ya da Çıra dediğimiz Aydınlatma Lambası |
Gaz lambasında oturduğumuzu ve ders çalıştığımı bilirim. Elektrik evlerimize ben ilkokulda okurken gelmişti. Çok yakınımızdaki Kızılırmak üzerine İngilizlerin kurduğu Hırfanlı Hidro Elektrik Santralı vardı. Elektriğimiz oradan verilmişti. O zaman sıva üstü elektrik borularının döşendiğini piriz anahtar ve duyların takıldığını çok iyi hatırlıyorum. LPG mutfak tüpleri de evimize girdikten sonra her gün kahvaltılık çayı yapmak üzere gaz ocağı dediğimiz pompalı ocağı yakmaktan kurtulmuştuk. Gaz ocağını yakmak benim görevimlerimden biriydi.

.jpg)










26 Yorumlar
O kadar duygulandım ki. Çok şey yazmak istedim ama bir yandan da ne yazacağıma asla karar veremedim. Görseller, yazının içeriği ve gerçekler... Ne desem bomboş kalır. Güzel olan, öz olan her şeyi yaktık ve yıktık. Hiçbir şey bırakmadık hatta. Kentsel dönüşüm ile büyüdüğüm ve tüm bayram anılarımı sığdırdığım ev yıkıldığı da ve yerine yeni bina (gökdelen misali) inşa edildiğinde oraya öyle yabancı, öyle uzak hissettim ki kendimi. Bir daha hiç gitmedim, sokağından bile geçmedim. Eskiler, anılar ve eskiden olan her şey çok daha anlamlı, güzeldi... Ne diyeceğimi bilemedim bile...
YanıtlaSilMerhabalar Liskablog, Hoş Geldiniz.
SilBlog sayfama yapmış olduğunuz ziyarete ve değerli yorumunuza çok teşekkür ederim.
"...Eskiden olan her şey çok daha anlamlı, güzeldi..." Çok doğru bir saptama katkı ve desteğiniz için ayrıca teşekkür ederim.
Selam ve saygılarımla.
Eski köy evleri kerpiçten yapılır, toprak damları olurdu. Yağmur yağdığında damlar akmaya başlar, evin içine su damlardı. İnsanlar da bu damlaları azaltmak için toprak dama saman serper, üzerinde yuvak taşı gezdirip sertleştirirlerdi.
YanıtlaSilAma o evlerde yaşayanlar, zorluklara rağmen şikâyet etmeden, mutlu bir hayat sürerlerdi. Belki de gerçek mutluluk, sahip olduklarının kıymetini bilmekti.Çok güzel bir konuya deginmissiniz Recep bey bey, elinize saglik.saygılar
Merhabalar S.Deviren, Hoş Geldiniz.
SilBlog sayfama yapmış olduğunuz ziyarete ve değerli yorumunuza çok teşekkür ederim.
Dediğiniz gibi, "zorluklara rağmen, sahip olduklarının kıymetini bilen ve şikayet etmeden, mutlu bir hayat süren toplumduk."saptamanız çok doğru, katılıyorum. Paylaşıma yaptığınız katkı ve destek için ayrıca teşekkür ederim.
Selam ve saygılarımla.
Merhaba Recep Abi,
YanıtlaSilSizin bu gerçek anılarınızı anlattığınız paylaşımlarınızı çok seviyorum. Bilseydim daha önce uğrardım okumak için ama bugün hava güneşli, büyük bir temizliğe giriştim.
Kendi evinize benzeyen evi görünce, çocukluğunuzun sıcak hatıraları, şu anda hayatta olmayan aile üyelerinin özlemi, nostalji canlanıyor değil mi? Bu ev de o evle özdeşleşiyor.
Fakat çok zor bir yaşammış. Yani belki yadırgayacaksınız beni ama konfora o kadar alıştım ki, gaz lambasının romantizmine rağmen mümkün değil yapamazdım. Sanırım çok alıştık elektriğe, evin içinde işte su, banyo, kombi olmasına. Elektrikler veya sular kesilince bile eyvah! diyorum. Halbuki babamın köyündeki evleri de aynı anlattığınız gibiymiş. Ne bir eksik, ne bir fazla. İşte biz görmediğimiz için zor geliyor. Eskiden gerçekten çok zormuş hayat. Tursil' i hatırladım, çocukken vardı bizde de. Hatta okul önlüklerimizin yakalarını kolalardık filan, çivit vardı bir de çamaşırı beyazlatır mıydı tam hatırlamıyorum ama sonra onlar da kullanımdan kalktı. Yazdığınız gibi hatıralarda kaldı.
Böyle anılarınızı beklerim yine çok keyifli okuması. Tabii hüzünlü de.
Selamlar, saygılar.
Merhabalar Bücürükveben, Hoş Geldiniz.
SilBlog sayfama yapmış olduğunuz ziyarete ve değerli yorumunuzla paylaşıma sağladığınız katkı ve desteğe çok teşekkür ederim.
Sizin yorumunuzda bahsettiğiniz deterjanın adı bulaşık deterjanı olan plastik yuvarlak ambalajlı kutuda ve ismi ÇİTİ'dir.
O kerpiç evlerde doğup büyüyenler de şimdiki konforlu yaşama alıştıkları için elektrik su ya da doğal gaz kesintilerinde hemen isyan ederler. Bu böyledir. İnsanların doğup büyüdükleri evlerde yaşadıkları her anı olmasa da hafızalarda yer eden yaşanmışlıkları özlüyor. Bu özlem, insan yaşlandıkça çok daha ağır bir şekilde ortaya çıkıyor ve o günlere geri dönme isteği artıyor. Tabi sadece o hatıraların anılmasına vesile olan elde ne kaldıysa onlara bakıp avunuyor.
Paylaşımı beğendiğinize çok memnun oldum ve sevindim. Tekrar çok teşekkür ederim.
Selam ve saygılarımla.
Tekrar Merhaba Recep Abi
SilSiz nasıl doğup, büyüdüğünüz evi özlüyorsanız, ben de çocukluğumun geçtiği Aşağı Ayrancı'daki evi çok özlüyorum. O yüzden sizi çok anlıyorum. Sanırım 4, 5 yaşlarında o eve geldik. (ta Erzurum'dan) ilkokula da o evde başladım, ortaokul üçe kadar o evde oturduk, şimdi o ev gitti ama otobüsle önünden geçerken içim sızlıyor. Eski komşularımızın çoğu ölmüş, birkaç aile var hâlâ oturan. Çocukları, torunları var anneler, babalar gitmiş tabii. Ama o evi öyle özlüyorum ki, çocukluğumdu o ev, çocukluk arkadaşlarım...
Selamlar, saygılar.
Merhabalar Bücürüklerin Annesi.
Silİnsanın çocukluk döneminde geçen mekanlar gerçekten çok önemli. Şimdi o ev gitti derken, bina yıkıldı mı? Yerine yenisi mi yapıldı? Otobüsle önünden geçerken içinizin sızladığından bahsettiğinize göre, mutlaka yerine yenisi yapılmış da olabilir. Özlemeniz çok doğal. Ben Kaman'dan Ankara'ya ilk geldiğim evle ilgili de günlüğüm de tututuğum notlarım var. Her ev değişiklğinden sonra eyeni yurt edindiğimiz evlerde yaşanmışlıkları bile özlüyor insan. Ama çocukluk ve gençlik dönemini yaşadığınız evlerin anısı daha bir başka özleniyor. Zaten bu özlemler hiç bitmiyor. İnsanın hep eskilere geri gidesi geliyor.
Selam ve saygılarımla.
Merhaba Recep Abi,
SilAh! Yok! Yıkılmadı, sapasağlam, 60'lı yıllarda THY koop. evleri olarak beş adet yapılmış. Öyle de sağlam duruyor ama gitti yani elimizden gitti. Önce kiracıydık, sonra mucize gibi bir şey oldu, annemler hep anlatırdı. O yüzden unutmuyorum, ev sahibi "Oğlum ameliyat olacak para lazım, evden çıkın, satacağım" demiş. Annem de babamı ikna etmiş o zaman minik bir arabamız varmış, onu satmışlar, OYAK'a borçlanmışlar vs. evi onlar satın almış. Yıllar sonra maalesef tekrar satıldı ve elimizden gitti. Keşke satılmasaydı. Şimdi 427 no'lu otobüs tam önünden geçiyor ve balkonlarına, pencerelerine içim sızlayarak bakıyorum. Bizimdi bu ev diye...
Evet özlemler bitmiyor Recep Abi. İşte herkese ders olsun ev satmak hiç iyi bir şey değil.
Selamlar, saygılar.
Merhabalar Bücürük.
SilAçıklamalarınız ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. İyi ki o evi satın almışsınız. Satma nedeninizi bilmiyorum ama mutlaka makul bir nedeni vardır. Evet, yaşadığınız ve ömür verdiğiniz evleri bir zorunluluk yoksa satmayacaksınız.
Ben Ankara'ya geleli (alım-satım)tam üç ev değiştirdim. Pişman oldum mu ? Evet oldum. Haklı nedenlerim var mıydı? Evet verdı. Ama o kadar zorunlu bir durum değildi. Ama oldu bir kere. Şimdi Sincan'dayım. Buradan da memnun değilim, ama artık ev satıp ev almak, bizim gibi dar bütçeli ve birikimi olmayan insanlar için MUCİZE oldu. Zaten bundan sonra da böyle bir satış zarureti oluşursa, ya 2+1, ya da 1+1 ev almak istiyorum. Ben bu zamana kadar hep 2+1 evlerde oturmuştum zaten. Sincan'daki ev 3+1 ama net kullanım alanı 80m2'dir ve 35 yıllık ev.
Selam ve saygılarımla.
Merhaba Recep Abi,
SilUyku tutmadı bir türlü, (bazen oluyor çok kötü bir şey ama elimde değil) evimizin satılma nedenini yazayım dedim, kötü kiracı yüzünden satıldı Recep Abi. Öylel biri ki, meğer bildiğiniz dolandırıcı, haydutun tekiymiş, evi randevu evi olarak da kullanıyormuş, komşular mektup yazarak (o zamanlar bilgisayar, internet yok ) haber verdiler, bize kira vermediği gibi, apt. aidat, su, elektrik hiçbirini ödemiyordu...sonradan biz ödedik..sonunda avukat tuttuk, avukatın dediğine göre gittiği evleri başka başka, sahte isimlerle tutuyormuş, biz Üsküdar'dayız, ev Ankara'da...anne, baba da boşanmış...uğraşacak dişli insan yok...ta Üsküdar'dan uğraşmak zor oluyor yine de tekrar kiraya vermeye çalıştık ama bir pürüzler oldu, anlaşmazlıklar oldu, sonunda satıldı. 86 yılıydı sanıyorum. 70'lerin başında gitmiştik İstanbul'a, yaklaşık 16 yıl kirada kaldı sonunda böyle oldu.
Dediğiniz gibi artık ev almak bizim için de mucize.
Selamlar saygılar.
Merhabalar Bücürüklerinannesi.
SilMaalesef son iki yıldır uykuyu biz de kaçırdık ve bir daha da geri yakalamak mümkün değil. "anne baba da boşanmış" derken kendi anne ve babanızın birbirinden boşandığınımı kastettiniz. Eğer öyle bir şey yaşandıysa üzüldüm doğrusu. Evet Ankara'da ikamet etmeye devam etmiş olsaydınız bu sorunu yaşamazdınız. Ben de aynı sizin gibi Kaman'daki dairemei bu kiracıların yüzünden satmak zorunda kaldım. Mülküyün başında değilsen, uzaktan kiracı ve kiralama işlerini sağlıklı bir şekilde yürütemezsin. Çok zor oluyor ve insanlar o zaman gayrimenkullerini satmak zorunda kalıyorlar. Ankara'yı terk ederek İstanbul'a gidişinizin de mutlaka bir makul sebebi vardır. Benim Kaman'dan Ankara'ya zorunlu gelmemin sebebi çocuklar içindi.
Bizim gönlümüzde tecelli eden nasıl bir Tanrı ise, ben o Tanrıya güveniyor ve ona dua ediyorum. Bu genel olarak hepimizin ortaklaşa kullandığı Tanrı ismi de Allah'tır. Şimdi zaten her şey birbirine karıştı ve herkesin kendi gönlünde yarattığı bir Allah'ı var. Allah ya da Tanrı insanın gönlünde tecelli etmişse, işte o gönül sahibi gerçek dindardır. Ancak gönlünde hiç bir şekilde ne Allah, ne deTanrı tecelli etmemişse, işte o insandan korkacaksın o ya dincidir, ya da zalimdir. Cenab-ı Hakk bizleri, dincilerin ve zalimlerin şerrinden ve zulmünden korusun ve muhafaza eylesin inşAllah!
Selam ve saygılarımla.
Merhaba Recep Abi,
SilEvet maalesef kendi annem, babam boşanmıştı. Babam akabinde başka bir evlilik yaptı. Biz çocuklar doğal olarak biraz soğuduk babamdan ama iyi bir insandı yukarıda Allah var. Annemin de paranoyak şizofren hastalığına yakalanış yüzünden oldu, inatlaştılar filan. Annem mutlu değildi, hastalığın pençesinde çok öfkeli, acayip biri olup çıkmıştı, babamı istemiyordu; babam da dayanamadı aslında son ana kadar da hep boşanmayalım diyordu.
Olanla, ölene çare yok. Yani o yüzden kiracılarla uğraşacak başımızda biri kalmadı. Babamın artık başka bir evi vardı.
Ankara'yı terk edip İstanbul'a gitmemizin nedeni de birincisi abim İstanbul'da üniversiteyi kazandı, orada rahmetli yengemin yanında kalıyordu ve yengemler, amcamlar çok çok iyi insanlar olmasına rağmen annem, "SIğıntı gibi olmasın, sen emekli oldun, benim annem, babam, abim, abimin kızı da orada (yani anneannem, dedem, dayım ve dayımın kızını kasdediyor) biz de İstanbul'a gidelim, burada deniz yok vs. diyerek babamı ikna etti. Gidiş o gidiş. Ben ortaokul üçüncü sınıftaydım, okulumun bitmesini beklemediler, gittik. Üsküdar'da amcam ve yengemlerin üst katındaki daireyi tuttuk.
Başınızı ağrıtmayayım....yıllar geçti....babamın ikinci eşi 10 yıl içinde kanserden gitti, babam bir daha evlenmedi. Annem de babamdan boşandıktan sonra evlenmedi ( aklından bile geçirmedi, o taraklarda bezi yoktu denir aynen öyleydi) kendini eve kapattı...yavaş yavaş hastalığı ilerlerledi alzheimera dönüştü. İşte o yıllar içinde Ankara'daki evle ilgilenmek zor oldu, önceden talebeler filan oturdu, sonra aynı apartmandaki bir komşumuz oturdu, en sonunda o haydut yüzünden ev satıldı gitti. Bu arada uzun yıllar geçti....biz sonra annemle, kız kardeşim ve yeğenlerim Ankara'da diye (evlenip Ankara'ya gitti kız kardeşim) yeniden Ankara'ya taşındık. Yıllar yıllar sonra bu sefer kız kardeşim kendi iki çocuğunun üniversite, iş durumu diye tekrar İstanbul'a taşındı! Yani komedi mi diyeyim, dram mı diyeyim başınızı ağrıttım bir türlü bir araya gelemiyoruz...ben onlar için Ankara'ya döndüm (ki zaten İstanbul'u sevmedim hiç) sonradan onlar tekrar İStanbul'a döndüler.
Başınızı ağrıttım.
Amin, inşallah....yukarılarda bir Tanrı, Allah ne dersek diyelim olsun da bizleri korusun, özellikle bu aralar çok söyleniyor 3. Dünya Savaşı filan çıkmasın çok endişeliyim. (Amin dedim deist deist)
Selamlar, saygılar.
Merhabalar. B.B.
SilEstağfurullah, benim başım ağrımaz, hikayenizi dinledim. Ama üzüldüm doğrusu. Sizin de dediğiniz gibi olan olmuş. Annenize ve babanıza Allah rahmet eylesin.
3. Dünya Savaş'ından ziyade, ülkemizin başına bir çorap örerlerse, asıl işte o zaman endişelenmeliyiz. Rusya-Ukrayna, İsrail-Filistin derken, İskandinav ülkelerinden Norveç-İsveç-Finlandiya ülkeleri Rusya'dan çok çekiniyorlar. Çin ve ABD ne oyunlar oynarlar, orasını hiç bilmiyoruz. Kısacası sizin endişenize katılıyorum ve iyi günlerde değiliz demek istiyorum.
Selam ve saygılarımla.
Merhaba Recep bey
YanıtlaSilNe güzel anlamışsınız ne güzel
Okuyunca ben de köydeki evimizi hatırladım tekrardan. Köyde ne zorluk ve meşakkatli bir yaşam sürmüştük.
Bir gün o ev yıkıldı. Ankara’ya Sincanna baba kardeşimin öldürülmesi sonucu, Ankara'ya Sincana taşınmıştı.Bir daha da o kanlı topraklara gitmedik.
Her insanın Anadolu kırsalında bir yaşam öyküsü var. Her daim hatırlanan.
Selam ve saygılar.
Merhabalar Hüseyin Güzel, Hoş Geldiniz.
SilBlog sayfama yapmış olduğunuz ziyarete, paylaşıma katkı ve destek sağlayan değerli yorumunuza çok teşekkür ederim.
Cumhuriyet'in ilk dönemlerinden 1960'lı yıllara kadar kerpiç evlerde o zorlu ve meşakkatli süreçler yaşandı. 1960'lardan sonra mutfak tüpü, elektrik, endüstriyel deterjanlar, giyim kuşam biraz değişti ve 1970'li yıllarda biraz daha rahatlamıştık. İşte bahsi geçen bizim ev de 1986 yılında pazar yeri yapılmak üzere belediye tarafından istimlak edilerek elimizden alındı. O günlere dönmek istemiyorum, içim dayanmıyor.
Sizin de köyde ağabeyinizi kaybetmeniz sonucu köyü terk ederek Ankara/Sincan'a yerleşmişsiniz. İşte ben de şimdi Sincan'da ikamet ediyorum.
Hepimizin böyle Anadolu kırsalında anlatacakları bir yaşam öyküsü var. Şimdilik ben iyi taraflarını ele alarak mutlu olmaya bakıyorum.
Selam ve saygılarımla.
Merhabalar.
YanıtlaSilModern çağın getirdiği yeniliklerden yoksun olsa da böyle bir yaşama çok insan özlem duyar sanırım değerli arkadaşım. Lüks değil, konforlu değil ama sade ve yalın, belki yorgun ama mutlu bir yaşam.
Kerpiç ev öykünüzü yıllar önce yazları geçirdiğimiz Adana Bürücek Yaylasında yaşardık. Toroslarda çam ağaçları arasında akrebi, örümceği bol, bir yayla. Çok mutlu olurduk. Taşıma suyla gün geçerdi. Küçük kız kardeşim Emel yaylada doğdu. Gaz lambaları ve lüks ile aydınlanma sağlanırdı. Tuvalet (aynen anlattığınız gibi) evin dışında idi, korkardık.
Anıları canlandırdınız, çok teşekkürler. Teknolojiye uyum sağlamışsınız, yapay zekâ ile ben henüz tanışmadım. Düşünmüyorum da şimdilik.
Hayatın içinden düşündürücü, bilgilendirici bir öykü sundunuz. Ne iyi ettiniz.
Sağlıkla, huzurla, mutlulukla.
Merhabalar Makbule Öğretmenim, Hoş Geldiniz.
SilBlog sayfama yapmış olduğunuz ziyarete ve değerli yorumunuzla paylaşıma sağladığınız katkı ve desteğe çok teşekkür ederim.
Bizim kuşak insanlarının hepsinin kerpiç bir evde yaşamışlığı var. Eziyetliydi, zordu ama tatlıydı. Bugün konforun içinde yüzüyoruz ama huzur yok, mutlu değiliz. Hal böyle olunca da o eski kerpiç evlerdeki meşakkatli yaşanan günleri özlüyoruz.
Sağlık, sıhhat ve afiyetler dilerim. Her şey gönlünüzce olsun.
Selam ve saygılarımla.
ne güzel anlatmışsınız, geçmişi öğrenmiş olduk, büyük şehirde doğup büyüyen yaşayan bizler için masal gibi ama tatlı bir masal. yaz aylarında damda yatıp yıldızlara bakmak güzel olurdu herhalde. böyle eski evleri harran'da görmüştüm.
YanıtlaSilMerhabalar Deeptone, Hoş Geldiniz.
SilBlog sayfama yapmış olduğunuz ziyarete ve değerli yorumunuzla paylaşıma sağladığınız katkı ve desteğe çok teşekkür ederim.
Damda yatmak hiç nasip olmadı ama, yazın dışarıda köyde yer yatağında yatmıştık.
Selam ve saygılarımla.
Your post and images bring me back to days gone by, simpler times. People did not have much back then, but they appreciated, and took care of what they did have. Thank you so much for sharing, I really appreciate your posts.
YanıtlaSilHello, Linda's Relaxing Lair
SilThank you very much for your visit and valuable comments.
Best regards.
Merhabalar Recep Bey
YanıtlaSilNe hoş bir anlatı olmuş. Farklı, zorlu ama anılarda hep tatlı izler bırakan bir yaşam. Büyük babalarım vesilesiyle kerpiç evlerin kış mevsimi hariç her bir halini deneyimleme fırsatı buldum çocukken. Alt kat ahır üst kat yaşam alanı olan iki katlı evlerdi bizim köyün evleri. Loğ dururdu hep damın üzerinde ama kullanımına denk gelemedim haliyle. Sonra evler çok eskiyince bakım yerine yeni evler yapıldı bahçelere, konforlu ve rahatlar. Sular da içeride tuvalette,şimdi yok o kerpiç evler ama ben tüm zorluğuna rağmen özlerim o evleri. Bilemiyorum belki de özlediğim çocukluk günlerimdir. O evler de o zamanların yaşandığına dair şahitlerdi.
Kül ile hem çamaşır hem bulaşık yıkadık der annem, üstelik her şey tertemiz ve bembeyaz olurmuş. Sanırım suların da çok büyük etkisi var. Şehirde kullandığımız onca su ve deterjan o temizliği ve beyazlığı vermiyormuş.
Hayırlı akşamlar dilerim
Merhabalar Vakt-i Dem, Hoş Geldiniz.
SilBlog sayfama yapmış olduğunuz ziyarete, paylaşıma katkı ve destek sağlayan o güzel ve değerli yorumunuza çok teşekkür ederim.
Aslında özlenen o evlerin ne yapısı, ne de bir başka yeri, sizin de tespit ettiğiniz gibi o evlerde yaşananlardır tabi. Evlerin de mutlaka yaşamın bir parçası olarak elbette katkısı vardır.
Eskiden sulardan ziyade gerçekten ocak külleri çamaşır için değil de bulaşıklar için çok iyi bir deterjanmış. Çamaşır ve banyoda ise baş kili ve çamaşır kili dediğimiz hafif yeşil ve gri tonlarda topraklardan kazılarak çıkarılan killerdir. Biz daha sonra yarım kalan bir kamu binasının inşaatının alt bodrum kısmından fay bulduk ve o inşaatın altına fay kazmaya giderdik. Bu fayı da evlerde yine temizlik, bulaşık ve çamaşır yıkamada kullanırlardı. Daha sonra ŞAŞMAZ marka bir toz deterjan piyasaya sürüldü ve bulaşıklar ondan sonra hep o Şaşmaz toz deterjanıyla yıkanmıştı. İnternet üzerinde çok araştırdım ama o Şaşmaz toz deterjanın ambalajlı halini bulamadım.
Anlattığımız şeyler Cumhuriyetin kurulduğu günlerden 1960'lı yıllara kadar olan bir süreçte yaşanan anılardır. Çünkü 1960'lardan sonra çok şeyler değişti.
Belki şehirlerimizde bu yeniliklere daha önceki yıllarda gelinmiş olabilir. Yaşadığım yer her ne kadar bir ilçe olsa da köy hayatı yaşıyorduk.
Selam ve saygılarımla.
Gaz lambaları benim çocukluğumda sadece elektrik kesintilerinde kullanılırdı kerpiç değildi köyde ki evimiz ama ona yakın bir şeydi.. Çamaşırı annemlerin elde yıkadıkları günleri de anımsıyorum hayal meyal, babaannemin yemek kazanlarını toprakla ovaladığı hatta bana oyun diye ovalattığı zamanları.. Şimdiki teknolojiye bakıyorum bir de o günlerin teknolojisiz ama samimi hallerine. Evet şimdi gerçekten özellikle kadınlar için hayatı kolaylaştıran bir çok teknoloji var ama belki ben o zorluğu yaşamadığımdandır bilmiyorum ama o günler bana sıcak ve samimi geliyor.. Şimdi evlerimizde her türlü eşya mevcut ama ruh yok..
YanıtlaSilSelam ve saygılarımla..
Merhabalar, ~♡ηυяѕαℓкιмι™ Hoş Geldiniz.
SilBlog sayfama yapmış olduğunuz ziyarete, paylaşıma katkı ve destek sağlayan o güzel ve değerli yorumunuza çok teşekkür ederim.
Her şeyden önemlisi, yıllardan sonra sizi tekrar elinizde kalemle görmek; beni çok sevindirdi, çok memnun oldum. Sayfanızı hep aralıklarla ziyaret ettim ve her ziyaret edişimde bir yorum bıraktım.
"...O günler bana sıcak ve samimi geliyor..." işte bu saptamanıza şapka çıkartılır. Evet o günler teknoloji yok, konfor yok, imkan yok ama ruh var. Nasıl bir ruh var, yaşamından mutlu olan bir ruh var.
Evet o günler sıcak ve samimi günlerimizdi. Çocuklarımız ve gençlerimiz terbiyeliydiler. Büyüklerine karşı saygılıydılar. Şimdiki gençliğin halinden hiç memnun değilim. Aşırı bir şekilde özgülük ve hürriyet sarmalının girdabında dönüp duruyorlar. İnsanlar kapıldığı girdabın içinde hiçbir şey öğrenemediği gibi, bir yol da katedemez. O girdabın içinde insan hiç bir bok olamaz ve o girdabın içinde döne döne boğulup yok olmaya mahkumdur.
Selam ve saygılarımla.
YORUMUNUZ HEMEN YAYIMLANIR