Bala-Gölbaşı-Ankara Kara Yolu

Kaman'dan Ankara'ya giderken, Konya yoluna karışacak olan ve fotoğrafın en sağında görülen Bala-Kaman-Kırşehir kara yolu, resimde yer alan toprak damlı kerpiç evin sağından geçer ve biraz ileride bu yol, Konya yolu üzerindeki Gölbaşı makasına karışır. Ben her Kaman'dan Ankara'ya gidişimde bu evi geçip Gölbaşı makasına ulaşıncaya kadar seyahat ettiğim aracın penceresinden bu eve bakarım. Bu ev bana, pazar yeri yapılmak üzere istimlak edilen kerpiç duvarlı ahşap döşemeli alt katı ahır olarak dizayn edilmiş iki katlı evimizi hatırlatır. Ben bu toprak damlı kerpiç evi, her zaman kendi evimizin yerine koyarak, eski evimizdeki yaşanmışlıklarımızı yeniden yaşamaya çalışırım. Bizim kerpiç evimiz şu anda ayakta değildir ama ben kendimi bildim bileli bu yolumun üzerindeki toprak damlı kerpiç ev hala ayaktadır. Keşke bizim evimiz de ayakta kalmış olsaydı da ben de kendimi böyle başkalarının evleriyle avutmuş olmasaydım.

Fotoğrafta yer alan toprak damlı, pencereleri pimapen doğrama ile değiştirilmiş kerpiç eve şöyle biraz yakından ve alıcı gözüyle bir bakın. Şu anda ev, karayolunun tam sınırında. İlerleyen günlerde yol genişletme çalışmasına kurban gideceği aşikar. Belki de ev ile birlikte arazinin bir kısmı Karayolları tarafından ileriye yönelik olarak çoktan istimlak edilmiş de olabilir. Çünkü Karayolları öyle yapıyor. Ne zaman yol çalışmasını başlatacaksa o zaman tebligat gönderiyor ve taşınmazı yıkmak üzere boşalttırıyor. 

Dambaşı Yuvaklayan ve Çelen Tokuçlayan Kadınlar

Ben böyle eski toprak damlı kerpiç evler üzerinden sürekli hayaller kurarak eski evimizin hatıralarını yaşatmaya çalışırım. İşte en son toprağın tuzla karıştırılarak dama serildiği ve yuvak taşı dediğimiz silindir ağır taşla kimi yerlerde (loğ) deniliyor toprağın sıkıştırılması gibi evin bakımı ile ilgili işlerden tutun da içindeki yaşanmışlıklarına kadar her şeyi hayal ederek düşünürüm. Damın üzerindeki toprak çok kalınlaşıp su geçirgenliği azalınca damın üzerine kalın naylon serer ve üzerine rüzgarlı havalarda savrulmaması için ince tabaka bir toprak yayarak yağmur ve kar sularının damdan içeriye akmasını önlerdik. Düşünsenize, bir kış günü sıcacık yer yatağında yatıyorsunuz. Bir de bakmışsınız ki toprak damın zayıf bulduğu geçirgen bir noktasından emilen yağmur ya da kar suyu damlalar halinde yüzünüze ya da başınıza akıyor... 

İstimlak Edilen Eski Kerpiç Evimizden Bir Görüntü(Anneannem)

Bana saray gibi bir ev ile bu toprak damlı kerpiç evin arasında bir tercih yapmak üzere teklifte bulunmuş olsanız; belki bana aptal diyenler de çıkacaktır ama işte ben bu toprak damlı kerpiç evi saraya tercih ederdim. Ben bu evlerde nasıl yaşanacağını yıllar önce yaşayarak tecrübe edindiğim için çok iyi bilirim. Bu evin içinde tuvaleti bile yoktur. Tuvaleti dışarıda olup altında lağım çukuru kazılmış dört duvar üzerinde üzeri kapalı eğreti bir yapıdır. Bir düşünün, yağışlı ve soğuk günlerde soba yanan sıcacık odanızdan çıkıp ihtiyacınızı gidermek üzere dışarıdaki soğuk havada kar tipi boranın altında tuvalete gidip geleceksiniz. 

Dedem Ebem ve Kardeşlerim ( Bu fotoğraf Fotoşop'ta Kardeşim Tarafından Dizayn Edildi.)

Banyosuna gelince, odanın bir köşesinde iki duvarın birleştiği üçgen bir alan kalın beton sıva ile sıvanmış, zemini de aynı şekilde beton harç ile kaplanmış ve zemine yakın dış duvardan dışarıya çıkarılmış bir demir boru ile su gideri olan suluk dediğimiz, ayrıca tavandaki cereklerden yere doğru sarkıtılmış bir perde ile banyo yapılacak yeri kamufle edilen köşede banyonuzu yaparsınız. Banyo yaptığınız oda, hem oturma odanızdır, hem de yatak odanızdır. Tabi bu banyoda öyle yukarıdan fiskiye ile hazır sıcak su akıtamazsınız. Kışın yanan soba üzerine koyduğunuz alimunyum alaşımlı  kulplu kazanda ısınan suyu suluktaki bir başka su kazanına boşaltır, ılıştırır ve o suyla banyo yaparsınız. Soba yandığı için içerisi sıcaktır üşümezsiniz. 

Bu evin içme ve kullanma suyunun nereden ve nasıl eve geldiğini anlatmama gerek yoktur. Evin ihtiyacı olan içme ve kullanma suyu, sokaktaki çeşmelerden kovalarla evlere taşınırdı. Evin tüm bireyleri üzerlerine düşen görevleri yerine getirirlerdi. Aksi halde, yaşam değil ama evdeki hizmetler aksardı.
 
Duvardaki Gömme Ocağın üzerindeki Tencerede Yemek Pişiyor.

Mutfaklar soğuk olur, eğer maddi durumu iyi olan bir evse, mutafağa da küçük bir soba ya da mangal kurularak ısıtılırdı. LPG mutfak tüplerinin henüz mutfaklara girmediği zamanlarda duvarla zeminin birleştiğ yerde bacası olan duvarın içinde  gömme ocaklar olur; yemekler o ocaklarda pişirilir, çaylar kahveler burada demlenirdi. Yanan ocak, odaya şömine ısısı verdiği için mutfak birazcık sıcak olurdu. İşte kadınlarımız o soğuk mutfaklarda yemeklerini yapar ve bulaşıklarını yıkarlardı. Düşünün yemek pişirmek için de bulaşık yıkamak içinde kadın ve kızlarımız sürekli dizler bükük ve çömelmiş bir pozisyonda olurlardı. Şimdiki insanların yerde ve o pozisyonda saatlerce yemek pişirmek ve bulaşık yıkamak için dayanabileceklerini sanmıyorum. O zamanın kadın ve kızları bugüne göre biraz zayıf oldukları için o pozisyonlarda mutfakta yemek yapma, bulaşık yıkama ve leğenlerde çamaşır yıkama işlerini rahat bir şekilde yapabiliyorlardı. 

Çeşmede Çamaşır Yıkayan Kadınlar (Yapay Zeka)

Havanın durumuna göre bulaşıklar ve çamaşırlar daha çok dışarıda çeşmelerde yıkanırdı. O zamanlar endüstriyel kimyasal deterjan ürünleri yok, var sa da bizim yaşadığımız yerlerde ne satılır ne de tüketilirdi. Bulaşıklar, ocak külü ile ovalanarak yıkanırdı. Daha sonra pekmez toprağı gibi içeriğinde kil ya da fay dediğimiz topraklarla bulaşıklar ve çamaşırlar yıkanırdı. İyi havalarda kil ve fay dediğimiz toprağı çıkarmak üzere ilgili araziye gidilir ve insanlar ihtiyacı kadar kil ve fay karışımı olan toprağı kazarak evlerine getirirlerdi. Baş kili dediğimiz gri-yeşil renkli sabunsu bir toprak ile saçlarımızı ve çamaşırlarımızı yıkardık. Çamaşır yıkama işlerinde de havanın durumuna göre çeşmelere gidilirdi. Çok soğuk ve çetin kış günlerinde içeride odalarda bu işler görülürdü. Kerpiç evlerde kadın olmak, gelin olmak zordur. Şimdiki gençlerin hiçbirine böyle bir evde ne gelinlik ne de kadınlık yaptıramazsınız. 
Tursil Çamaşır Deterjanı
Çiti Bulaşık Deterjanı




İlerleyen zamanlarda endüstriyel kimyasal temizlik deterjanlarından Tursil marka toz deterjanı çamaşırda, Şaşmaz marka toz deterjanı bulaşıkta kullanılırdı. Bunlara ilaveten bir de çamaşır sodası vardı, tabi bu çamaşır sodası da çamaşır yıkamada kullanılırdı. Rahmetlik annem çamaşır sodasını bir tas sıcak suda eritip, banyoda iken saçımızın yağını temizlesin, arındırsın diye önce soda ile ondan sonra da sabunla yıkardı. O zamanın endüstriyel sabunu da yeşil ve beyaz renkli olmak üzere iki çeşit Hacı Şakir sabunuydu.   

Gaz Lambasında Ders Çalışan Çocuk (Yapay Zeka)

Velhasıl kelam işte kerpiç evlerde o dönemlerde yaşam öyle kolay değildi. Öyle fayans duvar aralarında kafasını çevirdiğiniz zaman akan suyu olan bir musluk yoktu. Elektrik yoktu, gaz lambalarında oturulurdu. Pilli radyolarımız vardı. Çıra ve idare dediğimiz daha küçük aydınlatma gereçlerimiz vardı. 

İdare Ya da Çıra dediğimiz Aydınlatma Lambası

Gaz lambasında oturduğumuzu ve ders çalıştığımı bilirim. Elektrik evlerimize ben ilkokulda okurken gelmişti. Çok yakınımızdaki Kızılırmak üzerine İngilizlerin kurduğu Hırfanlı Hidro Elektrik Santralı vardı. Elektriğimiz oradan verilmişti. O zaman sıva üstü elektrik borularının döşendiğini piriz anahtar ve duyların takıldığını çok iyi hatırlıyorum. LPG mutfak tüpleri de evimize girdikten sonra her gün kahvaltılık çayı yapmak üzere gaz ocağı dediğimiz pompalı ocağı yakmaktan kurtulmuştuk. Gaz ocağını yakmak benim görevimlerimden biriydi. 

Gaz Ocağı Yakan Çocuk (Yapay Zeka)