mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kaleme Veda

🎧 Dinle

Merhabalar, Kıymetli Blogcu Arkadaşlarım.

Bir müddet paylaşımlarıma ara vererek aranızda bulunamayacağım. Bu durumdan herkesin haberdar olması için blog sayfam pasif olarak yayımda kalmaya devam edecek. Merak etmeyin, her şey yolunda ve herhangi bir sıkıntı yoktur. Bu yazımı da yorumlara kapalı tutacağım. Beni anlayışla karşılayacağınızı ümit eder; sizlere sağlık, sıhhat ve afiyetler dilerim. Her şey gönlünüzce olsun. Hoşçakalın. 

Selam ve muhabbetlerimle.

Kalem-i Âlâ

Sevgili kalem!

Bu inceliği, zerafeti ve nezaketi kim kime öğretti, söyler misin?  İnsanlar seninle mi öğrendi kalem erbabı olmayı, yazı yazmayı, resim çizmeyi, sözleri taşırmayı, manayı akıtmayı, güzel sözlere dil olmayı? 

Bugünlerde biraz yalnız olduğunu görüyorum. Artık kaleme sarılmıyor çoğu kimse. Yazılarını temize çekenler de azaldı. Klavyelerin tuşlarına teslim oldu harfler. Bilgisayarın verili yazılı tiplerinde kimselerin gönül titremelerini göremiyoruz. Masanın uzak bir köşesinde veya kitaplığın yüksek bir rafında "antika" bir eşya gibi çeşit çeşit türlerini biriktirenleri gördüm. 

Sen, kağıtla yeniden buluşmayı bekleyen bir eski zaman yolcusu değilsin. Bir çocuğun parmaklarının arasına yakışırsın en çok. Seninle sadece boyama kitaplarını değil, alemi renklendirirler. Üzülme hiç, darlanma! "Kalem-i âlâ"sın çünkü sen. Yeni eşyalara sığınacaklar, hayatlarını kolaylaştıracaklar. Fakat hiç birinde sana ait ve seninle ilgili ruhu bulamayacaklar...

Yukarıdaki yazıyı ben yazmadım alıntıdır. Fakat okuduğum da çok beğendiğim için takipçilerimle paylaşmayı arzuladım. Kaynağı çok da önemli değil. Bu metnin yazarı yok. Anonimdir. 

Yine internetten aldığım kalem tutuş şekilleri ve bu kalem tutma şekline göre kişilik özelliklerine göz atmayı isterseniz aşağıdan devam edin.

BAŞPARMAK, İŞARET PARMAĞI VE ORTA PARMAK ARASINDA

Kaleminizi başparmak, işaret parmağı ve orta parmak arasında tutarsanız, kalem tutma tarzı kişilik özellikleriniz ikili bir kişiliğe sahip olduğunuzu gösterir. Bazen insanlara karşı aşırı derecede eleştirelsiniz, bazı günlerde ise son derece kibar ve cömertsiniz. Bazen mutlu ve halinden memnunsunuz, bazı günler ise her küçük şeye sinirleniyorsunuz. Bazen mükemmellik isterken, diğer günlerde çok rahat bir tavrınız var. Son derece detay odaklısınız. Hata yapmaktan hoşlanmıyorsunuz. Bir şeyi ele aldığınızda, onu analiz etmeyi ve her şeyin beğeninize göre olması için sonuçlar çıkarmayı seviyorsunuz. Genel olarak, benzersiz bir kişiliğiniz var. Duruma göre analitik ve duygusal olabilirsiniz.

İŞARET VE ORTA PARMAK ARASINDA

Kaleminizi işaret ve orta parmağınız arasında tutarsanız, kalem tutma tarzı kişilik özellikleriniz, anları dolu dolu yaşamayı sevdiğinizi ortaya koyuyor. Çayınızı veya içeceğinizi yudumlamak kadar basit bir şeyin bile keyfine varacaksınız. Affetmek ve unutmak için hızlısın. Hayatın kin beslemek veya enerjinizi olumsuz duygulara harcamak için çok kısa olduğuna inanabilirsiniz. Yüklerden veya herhangi bir bagajdan uzak durmayı seviyorsunuz. İntikam ya da dedikodu gibi tüm olumsuz şeyleri altınızda bulursunuz. Mutlu bir sosyal hayat yaşamak ve değer verdiğiniz insanların yanında olmak çok keyif aldığınız bir şeydir. Etrafınızdaki insanlar tarafından beğeniliyor ve değer veriliyorsunuz.

BAŞPARMAK VE ÜST ÜSTE BİNEN PARMAKLAR

Kaleminizi başparmağınız üst üste gelecek şekilde tutarsanız, kalem tutma tarzı kişilik özellikleriniz oldukça hırslı ve istekli olduğunuzu gösterir. İstediğinizi elde etmek için herhangi bir sınırlamaya veya eksikliğe izin vermiyorsunuz. Yine de, duygularınızdan çok fazla etkilenme sorununuz var. Kendinizi ezici düşünce ve duygulara kapılmış halde bulabilirsiniz. Ayrıca kendinizi bir şeyleri aşırı analiz ederken veya fazla düşünürken bulabilirsiniz. Stresli durumlarda endişeli olabilirsiniz. İçinizdeki en iyiyi ortaya çıkarmanıza yardımcı olan insanların etrafında olmayı seviyorsunuz. İşler sizi kolayca incitebilir veya biraz hassas olabileceğiniz için güvensiz olmanıza neden olabilir. Güvenilir birisin ve sana ihtiyaç duyduklarında arkadaşlarının ve ailenin yanında olacak birisin.

İŞARET PARMAĞI İLE BAŞPARMAK ARASINDA

Kaleminizi işaret parmağınız ile baş parmağınız arasında tutarsanız, kalem tutma tarzı kişilik özelliklerin gizemli biri olduğunu ortaya koyuyor. İnsanlar ve şeyler hakkında yeni şeyler öğrenmeyi ve kendiniz hakkında çok fazla veya hiçbir şey söylemeden yeni deneyimler kazanmayı seviyorsunuz. İnsanlara kendi hızınızda ve ruh halinizde karışıyorsunuz. Bazen dışa dönük, bazen de sessizce oturup her şeyi gözlemleyeceksiniz. Yine de bir şekilde bir eğlence ortamının hayatı oluyorsun. Bilgiyi özümsemek için sonsuza kadar açsınız. Yeni konseptler ve yeni yerler keşfetmeyi seviyorsunuz. Ancak duygusal olarak çok korunuyorsunuz. Gerçek duygularınızı açığa çıkarmakta zorlanabilirsiniz. Büyük olasılıkla duygularınızı bastıracak ve yalnız zamanınızda onları çözeceksiniz. İncindiğinde susmayı tercih edersin. Dağınık olduğun zaman insanların görmesini seviyorsun. Herkesin hayatta ne kadar yüksek ruhlu olduğunuzu görmesini istersiniz.

Recep Yazıcıoğlu

🎧 Dinle
Ne Kadar Sevildiğini Gösteren Bu fotoğrafını Paylaşmak İstedim.
Ben, Kaman İmam-Hatip Lisesinin katibi olarak görev yapıyordum. Arkadaşım da Kaman kaymakamlığında tahrirat katibi olarak görev yapıyordu. Kaymakamlık oluru ile bir köydeki (3091 sayılı Kanun) arazi husumetini soruşturma ve tahkikat yapmak üzere tahrirat katibi arkadaşımla 21 Ocak 1979 Pazar günü, köy arazisine gidip gelmiş ve Hükumet konağındaki odasında tahkikat ve soruşturma fezlekesini hazırlarken odaya  zayıf, orta boylu, ince bıyıklı, kumral, üzerinde siyah deri mont ve bacağında kot pantolon bulunan biri girdi ve "Ben Kaman kaymakamı" dedi. Arkadaşımla ben şaşkın bir şekilde oturduğumuz iskemleden hemen ayağa kalktık ve kaymakam beye "hoş geldiniz" dedik. Yeni kaymakam, tahrirat katibi arkadaşımla birlikte içerideki makam odasına geçtiler, ben odada kalmıştım. Bir müddet sonra arkadaşım tekrar odasına geldi ve "ismi Recep Yazıcıoğlu, bize kaymakam vekili olarak atanmış" dedi. 

Geçmiş gün nereden geldiğini konuştuysak da şu anda hatırlayamadım. İşte rahmetlik Efsane, Süper Vali Recep Yazıcıoğlu ile Kaman Hükumet konağının tahrirat katibi odasında böyle bir karşılaşma ve onu tanıma fırsatım olmuştu. Göreve başlar başlamaz emniyet teşkilatından görevli bir bekçiyi açığa aldığını duymuştum. Bir daha yüzünü hiç görmeden 16 Şubat 1979 Cuma günü ilişiğini keserek Kaman kaymakamlığı görevinden ayrılmış. Buradan sonra nereye atandığı konusunda da bir bilgim yoktur. 

Süper Vali, Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu, 22 Ocak 1979 Pazartesi günü Kırşehir ili Kaman ilçesinde kaymakam vekili olarak göreve başladı. Buradaki görevi fazla uzun sürmedi 16 Şubat 1979 tarihinde ayrıldı. Ayrıldığında nereye kaymakam olarak atandı bilmiyorum. Süper vali Recep Yazıcıoğlu hakkında iyi kötü hepinizi bilgi sahibi olarak kabul ederek, onun görev anlayışı ve devlet adamlığı hakkında ki husuiyetlerinden yazıyı uzatmamak adına bahsetmedim. 

Bu süper valiyi bilmeyenler ya da merak edenler için internette yeterince bilgi ve döküman bulunmaktadır. Son olarak Denizli Valiliği görevinde bulunan Yazıcıoğlu, 2 Eylül 2003'de Eskişehir-Ankara Yolu üzerindeki Temelli Belediyesi yakınlarında trafik kazası geçirdi. Ankara İbni Sina Hastanesi'ne yatırılan Yazıcıoğlu, kazadan iki gün sonra bitkisel hayata girdi. Türk halkının yakından tanıdığı ve çok sevdiği Vali Recep Yazıcıoğlu, 8 Eylül 2003'de Ankara İbn Sina hastanesi'nde vefat etti. Cenazesi bir gün sonra, Söke ilçesinde defnedildi. Allah rahmetiyle muamele eylesin. UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ! SAYIN VALİM.

Manzara-i Umumiye

Resim: Yapay Zeka

Bu ülkede sorun artık geçim değil, yaşama tutunma meselesidir. Asgari ücret açlık sınırının altındaysa, bu bir ekonomik arıza değil; siyasi ve ahlaki bir tercihtir. Çalışan açtır. İşsiz umutsuzdur. Borçlu çaresizdir. Gelir, toplumun küçük bir azınlığında toplanırken milyonlar yoksulluk sınırının altında yaşamaya zorlanıyorsa; ortada ne piyasa hatası vardır ne de kader. Ortada adaletsiz bir düzen vardır. 

Yoksulluk barınmayı, barınma onuru; onur güveni yok eder. Güven gitti mi, geriye sadece korku ve öfke kalır. Unutulmasın: Devletin dini adalettir. Adalet yoksa devlet vardır ama meşruiyet yoktur. Yeni yıl; makyajlanmış rakamların, sabır telkinlerinin, boş vaatlerin yılı olmasın. Yeni yıl; insanın aç kalmadığı, çalışanın ezilmediği, emeğin değersizleştirilmediği bir ülkenin başlangıcı olsun. Aksi halde takvim değişir, ama çöküş devam eder.

01 Ocak 2026

Resim: Yapay Zeka

Yapay Zeka'ya sipariş verdim, o da bana bu fotoğrafı hazırladı. 2026 Yılının, sağlık, huzur, mutluluk, barış, kardeşlik, iyilik ve güzellik başta olmak üzere herkesin gönlünce yaşayacağı bir yıl olmasını dilerim.

Üç Gün Var

Yapay Zeka Kendi Resmini Kendi Çizdi

Merak ettiyseniz eğer yapay zeka, Türkiyedeki  doymak için yiyen, örtünmek için giyinen, tatil nedir bilmeyen insanların 2025 yılını değerlendirdi:

2025’te Türkiye’de insanlar sabahları haberle değil, faturayla uyandı. Gün, “bugün ne pahalanmış” sorusuyla başladı; akşam ise “yarını nasıl çıkarırım” düşüncesiyle bitti.

Otobüste, pazarda, apartman girişlerinde aynı cümleler dolaştı:

“Eskiden böyle miydi?”
“Bu ay da zor geçecek.”

Ama ilginç olan şuydu:
İnsanlar yalnızca şikâyet etmedi, aynı zamanda konuşmak istedi.
Biriyle dertleşmek, tanımadığı birine bile iki laf etmek, “beni anla” demek çok kıymetli hâle geldi.

İnsanlar

  1. Daha çabuk yoruldu, daha çabuk alındı.

  2. Gürültüden, tartışmadan kaçtı.

  3. “Beni yormayan insan” en değerli insan oldu. 

  4. Hoşgörü bir erdemden çok ihtiyaç hâline geldi.

Evler ve Sokaklar

  1. Evler küçüldü ama dertler büyüdü.

  2. Apartmanlar daha sessiz ama insanlar daha gergindi.

  3. Komşuluk azaldı; buna karşılık geçmişe dair özlem arttı.

Eski kelimeler, eski diziler, eski şarkılar sık sık anıldı. Çünkü geçmiş, bugünden daha güvenli hissediliyordu.

Ruh Hâli

2025’te Türkiye’de kimse büyük hayaller kurmadı.
Ama çoğu insan pes de etmedi.

Planlar küçüldü:

  1. Tatil → birkaç gün nefes,

  2. Hayal → ay sonu,

  3. Mutluluk → huzurlu bir akşam,

Kısa ama net bir sonuç

2025, Türkiye’de insanların çok yorulduğu, çok konuştuğu, ama yine de ayakta kalmayı sürdürdüğü, umut etmekten çok dayanmayı öğrendiği bir yıl oldu...

Yapay Zeka

Yapay Zekaya, yukarıda çizdiği resmi eleştirince, bakın yapay zeka bana ne dedi:

“Benden ‘2025 Türkiye’sinin bir resmi’ istendiğinde, bunu mevcut siyasal ya da toplumsal sorunların birebir temsili olarak değil, ülkenin ileriye dönük, umut vadeden, iyi olma hâlinin bir yorumu olarak ele alıyorum. Yani bugünü aynen kopyalamaktan ziyade, potansiyeli ve olumlu ihtimalleri resmetmeyi tercih ediyorum. Bu nedenle ilk çizimde daha güllük gülistanlık, idealize edilmiş bir tablo ortaya çıktı.”

Osmanlıca

Netleştirmek İçin Üzerine Tıklayın

Merhabalar. 

Osmanlıca bir dil değildir. Osmanlı Türkçesi, Osmanlı Devleti döneminde (Bu dönem 13.ve 20. Yüzyıllar arasını kapsar) kullanılan Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalmış Türk Diline verilen addır. Alfabe olarak Arap Alfabesinin Farsça ve Türkçeye uyarlanmış bir biçimi şeklinde kullanılır. Yani harfler Arapça sembollüdür, fakat okunuş itibarıyla tamamen Türkçedir. 

Osmanlı Türkçesine ilgi duyanlarınız varsa, size hem günümüz Türkçe Latin harfleriyle hem de Osmanlı Türkçesiyle yazılmış Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Annem İçin" şiirini paylaşmak istedim. Osmanlıca Türkçesi de Arapça gibi sağdan sola doğru yazılır. Ben biraz Osmanlı Türkçesine merak sardığım için, sağ tarafta Latin Türk harfleri ile yazılmış şiirden yardım alarak sol tarftaki Osmanlı Türkçesiyle yazılmış şiiri okuyabiliyorum. 

Eğer siz de az çok Arap harflerini tanıyorsanız, çok kolay bir şekilde paylaşımda gördüğünüz gibi Türkçe Latin harfleriyle yazılmış metinden yardım alarak Osmanlı Türkçesiyle yazmaya ve okumaya başlayabilirsiniz. En azından deneyimlemiş olur ve merakınızı giderirsiniz. Ben Osmanlı Türkçesini okumaya ve yazmaya meraklı olduğum için elime geçen Osmanlı Türkçesiyle yazılmış metinleri okumaya ve çözmeye gayret ederim. Bu çaba bana hem zevk veriyor, hem de Osmanlı Türkçesini daha iyi çözmeme yardımcı oluyor. Şunu da ilave etmeme izin verin; el yazması Osmanlı Türkçesini okumak için bayağı bir çalışmanız gerekiyor. Her dilin kendi alfabesiyle kaleme alınmış el yazmasını okumak zaten zordur. 

Selam ve saygılarımla.

Özlem

Bala-Gölbaşı-Ankara Kara Yolu

Kaman'dan Ankara'ya giderken, Konya yoluna karışacak olan ve fotoğrafın en sağında görülen Bala-Kaman-Kırşehir kara yolu, resimde yer alan toprak damlı kerpiç evin sağından geçer ve biraz ileride bu yol, Konya yolu üzerindeki Gölbaşı makasına karışır. Ben her Kaman'dan Ankara'ya gidişimde bu evi geçip Gölbaşı makasına ulaşıncaya kadar seyahat ettiğim aracın penceresinden bu eve bakarım. Bu ev bana, pazar yeri yapılmak üzere istimlak edilen kerpiç duvarlı ahşap döşemeli alt katı ahır olarak dizayn edilmiş iki katlı evimizi hatırlatır. Ben bu toprak damlı kerpiç evi, her zaman kendi evimizin yerine koyarak, eski evimizdeki yaşanmışlıklarımızı yeniden yaşamaya çalışırım. Bizim kerpiç evimiz şu anda ayakta değildir ama ben kendimi bildim bileli bu yolumun üzerindeki toprak damlı kerpiç ev hala ayaktadır. Keşke bizim evimiz de ayakta kalmış olsaydı da ben de kendimi böyle başkalarının evleriyle avutmuş olmasaydım.

Fotoğrafta yer alan toprak damlı, pencereleri pimapen doğrama ile değiştirilmiş kerpiç eve şöyle biraz yakından ve alıcı gözüyle bir bakın. Şu anda ev, karayolunun tam sınırında. İlerleyen günlerde yol genişletme çalışmasına kurban gideceği aşikar. Belki de ev ile birlikte arazinin bir kısmı Karayolları tarafından ileriye yönelik olarak çoktan istimlak edilmiş de olabilir. Çünkü Karayolları öyle yapıyor. Ne zaman yol çalışmasını başlatacaksa o zaman tebligat gönderiyor ve taşınmazı yıkmak üzere boşalttırıyor. 

Dambaşı Yuvaklayan ve Çelen Tokuçlayan Kadınlar

Ben böyle eski toprak damlı kerpiç evler üzerinden sürekli hayaller kurarak eski evimizin hatıralarını yaşatmaya çalışırım. İşte en son toprağın tuzla karıştırılarak dama serildiği ve yuvak taşı dediğimiz silindir ağır taşla kimi yerlerde (loğ) deniliyor toprağın sıkıştırılması gibi evin bakımı ile ilgili işlerden tutun da içindeki yaşanmışlıklarına kadar her şeyi hayal ederek düşünürüm. Damın üzerindeki toprak çok kalınlaşıp su geçirgenliği azalınca damın üzerine kalın naylon serer ve üzerine rüzgarlı havalarda savrulmaması için ince tabaka bir toprak yayarak yağmur ve kar sularının damdan içeriye akmasını önlerdik. Düşünsenize, bir kış günü sıcacık yer yatağında yatıyorsunuz. Bir de bakmışsınız ki toprak damın zayıf bulduğu geçirgen bir noktasından emilen yağmur ya da kar suyu damlalar halinde yüzünüze ya da başınıza akıyor... 

İstimlak Edilen Eski Kerpiç Evimizden Bir Görüntü(Anneannem)

Bana saray gibi bir ev ile bu toprak damlı kerpiç evin arasında bir tercih yapmak üzere teklifte bulunmuş olsanız; belki bana aptal diyenler de çıkacaktır ama işte ben bu toprak damlı kerpiç evi saraya tercih ederdim. Ben bu evlerde nasıl yaşanacağını yıllar önce yaşayarak tecrübe edindiğim için çok iyi bilirim. Bu evin içinde tuvaleti bile yoktur. Tuvaleti dışarıda olup altında lağım çukuru kazılmış dört duvar üzerinde üzeri kapalı eğreti bir yapıdır. Bir düşünün, yağışlı ve soğuk günlerde soba yanan sıcacık odanızdan çıkıp ihtiyacınızı gidermek üzere dışarıdaki soğuk havada kar tipi boranın altında tuvalete gidip geleceksiniz. 

Dedem Ebem ve Kardeşlerim ( Bu fotoğraf Fotoşop'ta Kardeşim Tarafından Dizayn Edildi.)

Banyosuna gelince, odanın bir köşesinde iki duvarın birleştiği üçgen bir alan kalın beton sıva ile sıvanmış, zemini de aynı şekilde beton harç ile kaplanmış ve zemine yakın dış duvardan dışarıya çıkarılmış bir demir boru ile su gideri olan suluk dediğimiz, ayrıca tavandaki cereklerden yere doğru sarkıtılmış bir perde ile banyo yapılacak yeri kamufle edilen köşede banyonuzu yaparsınız. Banyo yaptığınız oda, hem oturma odanızdır, hem de yatak odanızdır. Tabi bu banyoda öyle yukarıdan fiskiye ile hazır sıcak su akıtamazsınız. Kışın yanan soba üzerine koyduğunuz alimunyum alaşımlı  kulplu kazanda ısınan suyu suluktaki bir başka su kazanına boşaltır, ılıştırır ve o suyla banyo yaparsınız. Soba yandığı için içerisi sıcaktır üşümezsiniz. 

Bu evin içme ve kullanma suyunun nereden ve nasıl eve geldiğini anlatmama gerek yoktur. Evin ihtiyacı olan içme ve kullanma suyu, sokaktaki çeşmelerden kovalarla evlere taşınırdı. Evin tüm bireyleri üzerlerine düşen görevleri yerine getirirlerdi. Aksi halde, yaşam değil ama evdeki hizmetler aksardı.
 
Duvardaki Gömme Ocağın üzerindeki Tencerede Yemek Pişiyor.

Mutfaklar soğuk olur, eğer maddi durumu iyi olan bir evse, mutafağa da küçük bir soba ya da mangal kurularak ısıtılırdı. LPG mutfak tüplerinin henüz mutfaklara girmediği zamanlarda duvarla zeminin birleştiğ yerde bacası olan duvarın içinde  gömme ocaklar olur; yemekler o ocaklarda pişirilir, çaylar kahveler burada demlenirdi. Yanan ocak, odaya şömine ısısı verdiği için mutfak birazcık sıcak olurdu. İşte kadınlarımız o soğuk mutfaklarda yemeklerini yapar ve bulaşıklarını yıkarlardı. Düşünün yemek pişirmek için de bulaşık yıkamak içinde kadın ve kızlarımız sürekli dizler bükük ve çömelmiş bir pozisyonda olurlardı. Şimdiki insanların yerde ve o pozisyonda saatlerce yemek pişirmek ve bulaşık yıkamak için dayanabileceklerini sanmıyorum. O zamanın kadın ve kızları bugüne göre biraz zayıf oldukları için o pozisyonlarda mutfakta yemek yapma, bulaşık yıkama ve leğenlerde çamaşır yıkama işlerini rahat bir şekilde yapabiliyorlardı. 

Çeşmede Çamaşır Yıkayan Kadınlar (Yapay Zeka)

Havanın durumuna göre bulaşıklar ve çamaşırlar daha çok dışarıda çeşmelerde yıkanırdı. O zamanlar endüstriyel kimyasal deterjan ürünleri yok, var sa da bizim yaşadığımız yerlerde ne satılır ne de tüketilirdi. Bulaşıklar, ocak külü ile ovalanarak yıkanırdı. Daha sonra pekmez toprağı gibi içeriğinde kil ya da fay dediğimiz topraklarla bulaşıklar ve çamaşırlar yıkanırdı. İyi havalarda kil ve fay dediğimiz toprağı çıkarmak üzere ilgili araziye gidilir ve insanlar ihtiyacı kadar kil ve fay karışımı olan toprağı kazarak evlerine getirirlerdi. Baş kili dediğimiz gri-yeşil renkli sabunsu bir toprak ile saçlarımızı ve çamaşırlarımızı yıkardık. Çamaşır yıkama işlerinde de havanın durumuna göre çeşmelere gidilirdi. Çok soğuk ve çetin kış günlerinde içeride odalarda bu işler görülürdü. Kerpiç evlerde kadın olmak, gelin olmak zordur. Şimdiki gençlerin hiçbirine böyle bir evde ne gelinlik ne de kadınlık yaptıramazsınız. 
Tursil Çamaşır Deterjanı
Çiti Bulaşık Deterjanı




İlerleyen zamanlarda endüstriyel kimyasal temizlik deterjanlarından Tursil marka toz deterjanı çamaşırda, Şaşmaz marka toz deterjanı bulaşıkta kullanılırdı. Bunlara ilaveten bir de çamaşır sodası vardı, tabi bu çamaşır sodası da çamaşır yıkamada kullanılırdı. Rahmetlik annem çamaşır sodasını bir tas sıcak suda eritip, banyoda iken saçımızın yağını temizlesin, arındırsın diye önce soda ile ondan sonra da sabunla yıkardı. O zamanın endüstriyel sabunu da yeşil ve beyaz renkli olmak üzere iki çeşit Hacı Şakir sabunuydu.   

Gaz Lambasında Ders Çalışan Çocuk (Yapay Zeka)

Velhasıl kelam işte kerpiç evlerde o dönemlerde yaşam öyle kolay değildi. Öyle fayans duvar aralarında kafasını çevirdiğiniz zaman akan suyu olan bir musluk yoktu. Elektrik yoktu, gaz lambalarında oturulurdu. Pilli radyolarımız vardı. Çıra ve idare dediğimiz daha küçük aydınlatma gereçlerimiz vardı. 

İdare Ya da Çıra dediğimiz Aydınlatma Lambası

Gaz lambasında oturduğumuzu ve ders çalıştığımı bilirim. Elektrik evlerimize ben ilkokulda okurken gelmişti. Çok yakınımızdaki Kızılırmak üzerine İngilizlerin kurduğu Hırfanlı Hidro Elektrik Santralı vardı. Elektriğimiz oradan verilmişti. O zaman sıva üstü elektrik borularının döşendiğini piriz anahtar ve duyların takıldığını çok iyi hatırlıyorum. LPG mutfak tüpleri de evimize girdikten sonra her gün kahvaltılık çayı yapmak üzere gaz ocağı dediğimiz pompalı ocağı yakmaktan kurtulmuştuk. Gaz ocağını yakmak benim görevimlerimden biriydi. 

Gaz Ocağı Yakan Çocuk (Yapay Zeka)

Çipi Düştü

Merhabalar.

Çok kıymetli blog arkadaşlarım, bu blog paylaşımında sizlere Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartımın çipinden bahsedeceğim. 12 Mayıs 2019 tarihinde aldığım kimlik kartımın arkasındaki yuvasından çipin düştüğünü gördüm. İnternet üzerinden durumu araştırdım. Kimliğimi yenilemek zorundaymışım. Yenileme işlemi için de devletin hazinesine 185,00 TL. kimlik yenileme bedelini ödemem gerekiyormuş. Daha sonra son altı aylık biyonik vesikalık resim, kimlik kartı ve kimlik bedeli vergi alındısı ile birlikte randevu alarak herhangi bir ilçenin Nüfus Müdürlüğüne başvurmam gerekiyormuş. 

Yıllardır bankaların, banka hesap ve kredi kartları ile çalıştım. Daha ben bu zamana kadar söz konusu banka kartlarının üzerinde bulunan çiplerinin düştüğüne şahit olmadım ve hiç de duymadım. İnternet üzerinden Şikayetvar sitesine girdiğim de en az on beş kişinin kimlik kartları üzerinden düşen çiplerle ilgili şikayetlerini gördüm. Ben de Şikayetvar'a bu konuda şikayette bulundum. Ancak, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Şikayetvar'ın üyesi olmadığı için söz konusu şikayetler yapılmaktan öte bir işe yaramamaktadır. 

Söz konusu kimlik kartı üzerindeki çipin düşmesinde, herhangi bir kullanıcı hatam yok. Çünkü kartım deri cüzdanın en güvenilir bölümünde ve cüzdanı da sürekli yan ceplerimde taşırım. Asla arka cebimde cüzdan taşımam, arka cebimde sadece mendilim olur. Yaptığım araştırma sonucunda 2018 ve 2019 yıllarında alınan kimlik kartlarının çip yuvasında ve yerleştirilme tekniğindeki hata yüzünden çiplerin düştüğü söylenmektedir. Eğer sizin de başınıza böyle bir şey gelirse, aynı benim yaptığım gibi yapmaktan başka çareniz yoktur. Aslında bu hatalı üretimden dolayı çipleri düşen kimlik kartlarını Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün bedelsiz yenilemesi gerekirdi. Her zaman olduğu gibi, bu konuda da yine mağdur olan vatandaşımızdır.

Selam ve saygılarımla. 

Banka Promosyonları

Merhabalar.
Bankaların, kamu veya özel sektörde çalışanlara, çalıştığı kurumlar tarafından maaşlarını kendilerinden almayı tercih etmeleri karşılığında verdikleri promosyonlar, işleyiş bakımından faize tam olarak benzememekle birlikte faiz şüphesinden de tümüyle uzak değildir. Bu itibarla, temel ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olanların bu parayı kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları yakınları için kullanmamaları; bilakis ihtiyaç sahibi fakirlere vermeleri uygun olur. (Kaynak: Diyanet Takvimi 28 Kasım Cuma 2025)

Peki, bu duruma göre, temel ihtiyaçlarını karşılamayacak durumda olanlar promosyonu gönül rahatlığıyla ihtiyaçlarında kullanabilirler anlamı çıkıyor. Benim durumum ne olursa olsun, faiz şüphesi olan bir para haramsa haramdır. Sonra faiz olduğu için haram olan bir para, ihtiyaç sahibi olan fakire vermekle o paranın faizliği ve haramlığı ortadan kalkar mı? Fakire neden faizli haram bir para yedirelim. Yazık değil mi fakire? Böyle bir mantık olabilir mi? Bu durumda kişi bankadan promosyonu hiç almamalı.  

Banka kartlarıyla yapılan alış verişlerde biriken puanların kullanılması, bu puanları veren kurumun kazancının dinen helal olup olmadığına bağlıdır. Buna göre kazancının çoğu helal olan kurumların verdiği hediye puanları kullanmak caiz iken, kazancının  çoğu haram olan kurumların verdiği hediye puanları kullanmak caiz değildir. (Bk. Mevsıli, İhtiyar, 4/187) Hediye puan uygulamasında banka ve üye işyerleri, aralarındaki anlaşmaya göre değişen oranlarda katkı yapmaktadırlar. Bu durumda hediye verenin kazancına göre hareket edilir. (Kaynak: Diyanet Takvimi 28 Kasım Cuma 2025)

Peki bu duruma göre, ben alış veriş yaptığım kurumun kazancının dinen helal olup olmadığını nasıl anlayabilirim ki? Kurumun ticari defterlerini ve tüm faaliyetini oturup incelemem gerekir. Bir de kazancının çoğu helal, ya da çoğu haram olan duruma göre de hediye puanı kullanmak caiz ya da caiz değildir kararına nasıl varabilirim ki? Müşterinin, kurum hakkında böyle bir bilgiye ulaşması mümkün mü? O zaman ne yapacağız, alış veriş ettiğimiz tüm kurumları şüpheli kabul edip, hediye puanını kullanmayacağız ve kuruma bağşlayacağız. Ben neden helal parama haram karıştırıyım ki? Güler misin, ağlar mısın? 

İnsanlar aç, kazancın ve getirinin helal olup olmadığı, faiz olup olmadığı hiç umurlarında değil, bunun ne zaman farkına varacaksınız? İktidara sesleniyorum. Madem böyle, vatandaşını neden faizli para ve dolayısıyla haram yemek zorunda bırakıyorsun?

Kral Çıplak

Merhabalar.

Yine ne yazacağımı, ne paylaşacağımı bilmez haldeyim. Aslında paylaşımlarımda zaman zaman hep ağladım. Artık ağlamak istemiyorum. Ağlayarak okuyucularımızı da üzmek istemiyorum. Biraz da takipçilerimize ve okuyucularımıza iyi ve güzel şeylerden bahsedip onları pozitif bir enerjiye boğalım istiyorum. Blog sayfalarımız ağlama duvarı olmasın istiyorum. 

Batılılar bu işi öyle güzel halletmişler ki, emin olun dört yıl kadar Almanya'da kaldım, ağlayan bir Alman ile karşılaşmadım desem yalan olmaz. Onların da bizim kadar olmasa da kendilerine göre dertleri, sıkıntıları ve sorunları var; ama onlar, asla ağlamazlar. Onların ülkesi ile bizim ülkemiz arasında demokrasi, hürriyet, hak, hukuk, adalet ve sosyal devlet uygulamaları çok farklı. Bizim ülkemizde de tüm bu değerlerin adı var, tanımı var, kanunlarda yerleri var, ama uygulamaya gelince tüm değerlerimiz topal kalıyor. Belki bizim hiç bitmeyen karamsarlığımızın ve akabinde ağlama nedenlerimizden biri de bu olabilir. Ama her şeye rağmen, "kral çıplak" diyelim ama asla ağlamayalım.

Bizde bir ata sözü var "ele verir talkını, kendi yutar salkımı" diye, inşAllah bu ata sözünde olduğu gibi, salkımı yutanlardan değil de verdiği talkına uyanlardan oluruz. 

Selam ve saygılarımla.

Bireysel Değil, Toplumsal Refah


Merhabalar.

ABD merkezli danışmanlık şirketi Callup, Oxford Üniversitesi Wellbeing Araştırma Merkezi ve Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı tarafından yayımlanan Dünya Mutluluk Raporu'nda gençlerin günden güne mutsuzlaştıkları ifade edildi. Mutluluk sıralaması, kişi başına düşen milli gelir, sosyal destek, sağlıklı yaşam beklentisi, özgürlük ve yolsuzluk gibi kriterlere dayanıyor.

İngiltere, Avrupa, ABD ve Avustralya'daki 15-24 yaş arası gençleri baz alarak hazırlanan raporda en mutlu gençlerin Finlandiya'da olduğu, ardından Danimarka'nın geldiği ifade edildi. Mutlu gençlerin bulunduğu ilk 10 ülke arasında İskandinav ülkeleri olan Finlandiya, Danimarka, İzlanda, Norveç ve İsveç yer aldı.

Afganistan, Taliban'ın 2020'de yönetime gelmesinin ardından 143 ülke arasında en alt sıralarda kaldı. Türkiye ise mutluluk sıralamasında 98. sırada bulunuyor. Rapor, gençlerin yaşlılara göre daha mutsuz olduğunu gösteriyor.

İşte böyle, huzur ve mutluluğa hasret giden ülkemizin mutluluk göstergesi, her geçen gün mutluluk listesinde aşağılara doğru düşmeye devam ediyor. Dünya Mutluluk Raporu'nda sekiz yıl üst üste zirvede yer alan Finlandiya ve diğer mutlu ülkeler, bireysel değil toplumsal refahı önceliklendiren sistemleriyle dikkat çekiyor. İşte bu ülkeleri zirveye taşıyan ortak özelliklerin ana başlıkları:
  1. Güçlü Sosyal Destek Sistemleri
  2. Düşük Yolsuzluk Düzeyleri
  3. Bireysel Özgürlük
  4. Eşitlik ve Ekonomik Refah
  5. Sağlıklı Yaşam
  6. İş-Yaşam Dengesi
  7. Toplumsal Merhamet ve Dayanışma
Türkiye'nin 98. sıradaki konumu güçlü bir sorgulamayı ve harekete geçmeyi gerektiriyor. Yorgunluğun hakim olduğu toplumda mutluluğu artırmak için güven, dayanışma ve refahın önceliklendirilmesi gerekiyor. İskandinav modelinde olduğu gibi bireylerden ziyade toplumun genel refahına odaklanmak, daha mutlu ve dengeli bir yaşam için kritik adımları oluşturabilir.

Selam ve saygılarımla.

Var mı Başka Çaresi?


Merhabalar Sevgili Blogdaşlarım.

Bu zamana kadar, sürücü belgesi alabilmek için en az ilkokul mezunu olmak gerekiyordu. Artık sürücü belgesi almak için sürücü kurslarına en az lise mezunu olanlar başvurabilsin. Hatta bana kalırsa, en az iki yıllık yüksek okul mezunu olmayan ne sürücü kurslarına başvurabilsin, ne de evlenebilsin. Evlenecek çiftler için de hep aklımda ilginç bir proje vardı. Geçenlerde televizyon kanalının birinde, evlilik projeme benzer kısa bir habere şahit oldum.

Sürücü belgesi alabilmek için neden yüksek okul mezunu olma şartını koştuğumu  pekala anlamışsınızdır. Toplum çok bozuldu. Nesil çok kötü oldu. Bu kötü gidişatın sonu daha nereye varacak, insanlar daha ne kadar kötü olacaklar? Havsalam almıyor.

Ahlaklı, erdemli, ruh ve beden bakımından sağlıklı nesiller yetiştirmeliyiz. Maalesef, evli olma ve çocuk yetiştirme sorumluluğunu bilmeyen cahil anne ve babaların yetiştirdiği çocuklar da işte bu kadar olur... 

Anne ve baba olmanın sorumluluğu ile birlikte evlilik birlikteliğinin sorumluluğunu bilmeyenlerin, aynı zamanda sağlıklı nesil yetiştirmeye sağlık durumları da uygun ve yeterli olmayan çiftlerin evlenmelerine müsaade edilmemelidir.

Askeri okullara alınacak öğrenci adaylarının tabi tutuldukları testleri biliyor musunuz? Asker olacak gençlere nasıl bu zorlu testleri başarmaları şart koşuluyorsa; arkadaş, evlenecek çiftler de evlilik birlikteliği ile ilgili hazırlanacak testlere tabi tutulsun. Hatta evlenecek çiftler belli bir eğitime ve sonrasında testlere tabi tutulmalı. Evlilik testlerini başaran, evlenecek adayların birbirleri ile de evlenmeleri uygun görülürse, bu çiftlerin evlenmelerinde bir sakınca olmadığına ilişkin bir sertifika verilmeli ve bu sertifikayı alanların nikah başvuruları o zaman askıya çıkarılmalı.  

Günümüz nikah işlemlerinde bilinen klasik şartların haricinde aile hekimlerince verilebilecek evlenmeye engel bir hastalığının bulunmadığına ilişkin sağlık raporu isteniyor ve öte yandan çiftlerin (*)ayırt etme gücüne sahip olmaları da evlenebilmek için şart koşuluyor. Sizce de bu kadarı ahlaklı, erdemli, ruh ve beden bakımından sağlıklı nesiller yetiştirmek için yeterli mi?

İktidar, evlenme yaşına gelmiş tüm gençleri evlenmeye çağırıyor ve teşvik ediyor. Nasıl nesil yetişirse yetişsin, umurlarında değil. Hem de üç çocuk olsun diyor! Onlara, kendileri için sandığa oy atacak taraftar lazım. Sağlıklı, erdemli, ahlaklı nesil yetişmiş ya da yetişmemiş hiç umurlarında değil. 

Selam ve saygılarımla.

(*)Ayırt etme gücü: Hukuki anlamda kişinin akla uygun biçimde davranma yeteneği olarak tanımlanır ve medeni hakları kullanabilmenin en temel koşullarından biridir.

Nayle Garı

 

Merhabalar.

Anılar kaydedilmezse sahipleriyle birlikte ölür ve daha var dediğimiz zaman, bir bakmışsınız geçip gitmiş. Duyduğum en hüzünlü cümlelerden biri şudur: "Keşke şunu anneme sorsaydım. Ya da babama, ya da babaanneme, ya da dedeme." Her ebeveynin bildiği gibi çocuklarımız, etkileyici hayatımızdan bizim gibi etkilenmezler. Rahmetli annemin babaannesinin adı Nayle'dir. Nayle'ye kendi aralarında akranları ve büyükleri "Nayle garı" diye hitap ederlermiş. 1890-1970 yılları arasında yaşamış olan Nayle garı aslında bir ozandır, şairdir. O kadar çok şiirleri ve ağıtları varmış ki, sağlığında iken kimse Nayle garının söylediklerini bir kenara yazmamış. Rahmetli annemin hafızasında biraz kalmış. Çünkü rahmetli annem sağlığında bizlere hep Nayle ebesini anlatırdı. Nayle'nin kocasının adı Haydar olup Haydar ve Nayle'den olma Hanifi, Mehmet ve Haydar isimlerinde üç erkek çocuğu olduğunu biliyoruz. Kız çocukları varsa da onlar hakkında bilgi sahibi değiliz. 

Rahmetli annem Nayle ebesinin söylediği şiir, ağıt gibi dörtlükleri, zaman zaman bizlere okurdu. Ama bizler de o zamanlar elimize bir kağıt kalem alıp bunları bir yere yazmadık. Neden? Bunun nedenini yukarıda açıklamıştım. O zamanlar biz cahiliz, ufkumuz dar ve ebeveynlerimizin etkileyici hayatlarından onlar gibi etkilenmediğimiz için okunan mısralar bir kulağımızdan girdi, öbür kulağımızdan çıktı. 

Bir çiçekle yaz gelmez ama, rahmetli annemin Nayle ebesinden bizlere aktardığı şu iki mısra da benim hafızamda kalmış, yeri gelmişken paylaşayım: "Bir gecede kaç kez belerdim beleği / İnemedim Kurtbeli'nin döleği"

Eğer hala yanınızda yaşayan canlı tarihler varsa, onlarla konuşun ve onlarla birlikte ölmeden anılarını yaşatmak üzere bir yerlere kaydedin. 

Selam ve saygıalrımla.

Su Kıtlığı Kapımızda

Merhabalar.

Hiç kimsenin umurunda değil tabi, musluğu açıyoruz şakır şakır sularımız akıyor çok şükür. Ama yarın aynı musluğun vanasını çevirdiğimiz de muslukların "tıssss!" sesini duymaya hazır olmalıyız. Türkiye'nin su kıtlığı konusunda en ciddi uyarıları İlber Ortaylı hocamız yapıyor: "Türkiye'nin iki nehirden başka önemli zenginliği yok. Kanal İstanbul yapmak yerine, Fırat ve Dicle nehirlerine bağlı kanallar inşa edip suyu İç Anadolu'ya ve Akdeniz'e taşımamız gerekir. Su kıtlığı kapımızda!"
Küresel sıcaklık artışı ile beraber su kaynaklarımız her geçen gün azalıyor. Kömürün de milli servetimiz olan suyu sorumsuzca harcadığını unutmamalıyız. Örnek vermek gerekirse, standart bir kömürlü termik santral, her 3,5 dakikada bir, bir olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar su çekiyor ki bu da yaklaşık 2.500 metreküp suya denk geliyor. 

En büyük zenginlik kaynağı su! Dünyada su savaşları başladığını bilmemiz gerekiyor. Temiz su havzaları emperyalist devletlerin hedefidir. Bugün Ukrayna'daki savaş bunun örneğidir. Ülkemize ve sularımıza sahip çıkalım. Türkiye üzerinde oynan oyunu bozmamız gerekiyor. 

Selam ve saygılarımla.

Ağlama Duvarı

Ağlama Duvarı, İnternetten Alıntıdır.

Güya bu blog sayfasını "Değirmenden Mektup Var" ismiyle taçlandırdım ama bu zamana kadar değirmenden, doğru dürüst bir mektup yazamadım. Malumunuz olduğu üzere değirmenler, içinde öğütme işlerinin yapıldığı yapılardır. Benim değirmenimin içinde ise fikirler, düşünceler ve duygular öğütülecekti. Ama en çok dertler, sıkıntılar, sorunlar öğütüldü. Temsilde hata olmasın ama benim değirmenim adeta benim için bir ağlama duvarına dönüştü. Değirmenimin bu halinden hiç memnun değilim. Belki değirmenin takipçileri olarak sizler de memnun değilsinizdir. 

Zaman zaman değirmene bir ayar yapıyorum ve dönen o taşların arasından güzel şeyler öğütülsün istiyorum ama değirmen yine bildiğini öğütüyor ve adeta bir ağlama duvarına dönüşüyor. Ağlama duvarı hakkında da kısa bir açıklama bilgisine yer vermek isterdim, ama çoğunuzun bahsettiğim bu ağlama duvarının ne olduğunu bildiğinizi varsayarak açıklama gereği duymadım. Eğer aranızda ağlama duvarı hakkında gerçekten bilgi sahibi olmayanınız varsa internete bakmalarını öneririm. Ya da yorum marifetiyle bana soranlara, yine cevab-i yorum marifetyle açıklama yapabilirim.

Blogger platformunun çok sevgili ve kıymetli blogcuları. Hepimiz bir şeyler yazarak çizerek hazırladığımız blogları paylaşmanın gayreti içindeyiz. Yazarak önce kendimizi, yazdıklarımızı paylaşmak suretiyle de takipçilerimizi memnun ve mutlu etmeye çalışıyoruz. Eğer blog sayfalarını okumak bir işkenceye dönüşmüşse, yazmanın da paylaşmanın da bir anlamı kalmamış demektir. 

Bu durumu değerlendirerek blogculara yön verecek olanlar, yine sizlersiniz. Yine her zaman olduğu gibi iş size düşüyor. Bu konuda herkesin en samimi bir şekilde duygu ve düşünceleri ile birlikte yol gösterici fikirlerine ihtiyacım var. Bu bağlamda bana yardımcı olacağınıza inancım ile birlikte hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyor; sağlıklı, huzurlu ve mutlu günler diliyorum. 

Süper Talan Yasası

Merhabalar.

Doğa talanını büyütmeyi amaçlayan yasa teklifine “süper talan yasası” deniliyor. Zeytinliklerin, ormanların, tarım arazilerinin sermayeye peşkeş çekilmesi hedefleniyor. Yasa teklifi Mecliste onaylanırsa, enerji ve maden şirketlerinin doğayı talan etmesinin önünde hiçbir engel kalmayacak. Ormanların şirketlere devri kolaylaşacak. Maden sahalarındaki ormanlık alanlar, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MAPEG) devredilerek madencilik faaliyetlerine açılacak. Enerji ve madencilik yatırımları adı altında doğal güzellikler yok edilecek. 2024 öncesinde ruhsatsız yapılmış enerji ve maden tesislerine af getirilecek. Yani patronların kaçak maden işletmesi yasal hale gelecek. Zeytinlikler maden ve enerji şirketleri için kamulaştırılarak köylülerden alınıp patronlara verilecek. Köylülerin tapuları acele kamulaştırma yoluyla gasp edilecek. Yaşam alanları, geçim kaynakları ellerinden alınacak.

Yasa teklifiyle kısmi koruma sağlayan kanunlar da fiilen etkisiz hale getiriliyor. Mesela mevcut Zeytincilik Kanunu zeytinliklerin çevresinde maden ocağı açılmasını, tesis kurulmasını açıkça yasaklıyor. Yeni yasa teklifiyle bu yasak da aşılacak. Buna göre zeytinlik alanlar, “başka bir yerde madencilik yapılamayacağı” gerekçesiyle kamulaştırılabilecek. Zeytin ağaçları başka bir yere taşınarak, bölgede madencilik faaliyetleri yapılmasının önü açılacak. Oysa köylülerin ve namuslu bilim insanlarının ısrarla vurguladıkları gibi zeytinliklerin taşınması mümkün değildir. Zeytinlikleri taşımak demek onları öldürmek demektir!

Sermayenin çıkarları uğruna doğanın daha fazla talan edilmesini, köylülerin yaşam ve geçim alanlarının gasp edilmesini içeren yasa teklifine karşı köylülerin mücadelesi sürüyor.

Bu yasaya karşı çıkmak, sadece köylülerin görevi değildir. Bu yasaya karşı çıkmak, her Türk vatandaşının görevidir. O halde 85 milyon her bir Türk vatandaşı, bu yasanın meclisten onaylanarak geçmemesi için üzerine düşeni yapması gerekiyor. Aksi halde, üzerinde yaşayabileceğimiz ve nefes alabileceğimiz bir memleket kalmayacak!

Selam ve saygılarımla.

Bana Ne oldu Böyle?



Merhabalar.

Geçirdiğim hastalıklar, operasyonlar, radyoterapiler ve ardından tüm bunlar da yetmiyormuş gibi prostatın kanserli hücresinin yeniden atağa geçmemesi için hormon tedavisi... Daha bitmedi, ama yeter artık diyelim ve sizleri de daha fazla üzmeyelim. 

Hastalık da sağlık da her şey biz insanlar için. Elbette hastalığa da sağlığa da diyecek bir lafımız yok! Ancak, beni dövüyorlar dövüyorlar ve tüm bunlar yetmiyormuş gibi arkamdan bir de değnek atıyorlar... 

Artık ne yazabiliyorum, ne de okuyabiliyorum, daha da ötesi okuyamıyorum. Birazcık bilgisayarın başında bir şeyler yapmak hevesiyle oturduğumda da sürekli blog sayfamın temasıyla oynayıp duruyorum. Tüm bu blog yazmaya ve okumaya karşı kaybettiğim heves ve iştahımın siz de farkına varmış olacaksınız ki ben bu durumu blog hareketlerinden gözlemleyebiliyorum. 

Artık ne zaman bir ilham gelir de yeniden yazmaya ve okumaya doğru bir hareketlenme yakalarsam, o zaman okuyup yazacağım galiba...

Bu mektubu da sırf sizleri bilgilendirmek amacıyla kaleme aldım. Çünkü böyle bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim. 

Blog ortamından geri kalmamak ve soğumamak adına, okuma listesine düşen yazı ve paylaşımlarınızı takip ederek yorumlardan mahrum etmeyeceğim inşAllah!

Selam ve saygılarımla. 

Canı Yanmak

Merhabalar.

Bugün sizlere deyim yanlışları ile ilgili kısa bir bilgi verdikten sonra deyim yanlışına bir örnek bağlayarak paylaşımı sonlandırmak istiyorum. 

Deyimler, birden fazla sözcüğün özel bir anlamda kalıplaşmasıyla oluşmuş söz öbekleridir. Bunlar yüzyılların süzgecinden geçmiş, söyleyeni bilinmeyen sözlerdir. Deyimlerin ulusallık boyutu olduğu için kişiler deyim üretemez veya bunların herhangi bir sözcüğünü -eş anlamlılarıyla bile- değiştiremez.

Yanlış deyim kullanımına örnek cümle: ...canının en çok acıdığı bir anda karısı ona aynı cümleyi tekrarlayacak... (Ahmet Altan, Kılıç Yarası Gibi, s.198)

Türkçede "canı acımak" diye bir deyim yoktur. Buna biçimce yakın "canını acıtmak" deyimi var; ama o da "birine acı vermek" anlamında, yani bu cümleye anlamca uymamakta. Bir de "canı yanmak" deyimi var, "çok acı duymak" anlamıyla cümleye de uymakta. Cümlede kullanılması gereken bu olmalıydı: "...canının en çok yandığı bir anda..."

Söz, canı yanmaktan açılmışken ülkemizde kimlerin canı yanıyor, hiç düşündünüz mü? En başta ormanlarımızla birlikte bizlerin canı yanıyor, geleceğimiz yanıyor... 

Selam ve saygılarımla. 

Türk Telekom Gerçeği

 


Hiç fazladan laf kalabalığı yapmadan hemen olayı özetlemeye gayret ederek yazıma başlamak istiyorum. 13 Haziran 2025 Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece saat 02:30'da çok büyük bir gürültü ile yine büyük bir ışık kümesi eşliğinde mahallemize düşen yıldırım neticesinde çevremizde modem kullanan tüm evlerdeki modemler yanmış. LCD televizyonlar, elektronik buzdolapları, kombiler vs. elektronik devrelerinde büyük hasarlar alarak arızalanmışlar. 

14 Haziran 2025 Cumartesi sabahı, modemi kontrol ettim çalışmıyor. İnternet bağlantım yok ve bilgisayarım sadece fiziki olarak çalışıyor ama işlem yapmıyor. İnternet hattım Türk Telekom, ilçemizde başka kablolu internet sağlayıcı bir firma yok. Müşteri hizmetlerini aradım durumu bildirdim, genel arıza kaydı açtılar. Güya benim internet hattı arızam, genel arıza alanı içindeymiş. 

14 Haziran 2025 Cumartesi gününden 23 Haziran 2025 Pazartesi gününe kadar her gün müşteri hizmetlerini arıyorum, her seferinde arızanın muhtemelen giderileceği bir gün sonrasını veriyorlar. Bu görüşmeler böyle 10 gün devam etti. Türk Telekom ile aramızda yapılan sözleşmeye göre, internet hattında meydana gelebilecek arızanın kurum tarafından giderilmesi için 180 günlük bir süre hakkı olduğu, ben taahhüdümü cezasız olarak sonlandırabilmem için de bu 180 günü beklemem gerektiği, hem sözleşmede yazıyor, hem de müşteri temsilcisi tarafından doğrulanıyor. 

Eğer bir torpil bulamasaydım, söz konusu internet hattımdaki arızanın giderilmesi için en az 180 gün internetsiz beklemem gerekiyordu. Bulduğum torpil sayesinde 23 Haziran 2025 Pazartesi günü öğleden sonra iki eleman gönderdiler, direkteki bağlantı kutusunu kontrol ettiler sinyalin kutuya kadar geldiğini söylediler. Evdeki piriz bağlantımda bir sorun olmuş olabileceğini ima etseler de benim internet arızamın genel bir arıza alanı kapsamında olmayıp normal arıza alanı içinde olduğunu anladım. Piriz kablo bağlantısını yenilediler, modem çalışmaya ve IP almaya başlayınca internet bağlantısı da devreye girdi. 

Rekabetsiz bir alanda istediği gibi at koşturan Türk Telekom ile başa çıkmanız için mutlaka bir torpiliniz olacak, aksi halde sittinsene arızanın giderilmesini bekler durursunuz. Müşterinin mağduriyeti, Türk Telekom'un hiç umurunda bile değil.