15 Şubat 2019 Cuma

Babamı Kaybettim

05.05.1922 doğumlu, 97 yaşındaki (Aziz) babamı, 01 Şubat 2019 Cuma akşamı kaybettim. Babam hep şöyle dua ederdi: "Allah'ım, beni kimselere muhtaç etme, ele ayağa düşürme, oğlum kızım dedirme ve benim canımı öyle bir günde al ki, kimse benim yüzümden perişan olmasın." Cenab-ı Hakk, babamın dualarını kabul etti. Babam ele ayağa düşmedi, kimseye muhtaç olmadı. Kendi işini kendi görürdü, defin ve taziye günlerinde havalar da günlük, güneşlikti. Fazla bir soğuk olmadı. Cenab-ı Hakk rahmetiyle muamele eylesin, makamı cennet olsun. Nur içinde yatsın. Babam olduğu için söylemiyorum. Babamız bizleri hiç üzmedi, kendini üzdü, kendini perişan etti, ama yakınlarını asla ne üzdü, ne de perişan etti. Evlatlarını ve çevresini düşünen babamıza karşı bizler de elimizden geleni yapmaya çalıştık. Her ne kadar 97 yaşında olsa da onun ölümü ve yokluğu en çok beni etkilemiş ve üzmüştür. Çünkü, babamın yakınında hep ben vardım. Allah korktuğuna uğratmasın, korktuğundan emin eylesin.

27 Ocak 2019 Pazar

Milliyet Blog


Sosyal medya paylaşım platformlarından Milliyet Blog, artık paylaşımlara fotoğraf karesi eklenmesine izin vermiyor. Bu platformda her şey tam denetim altındadır. Yazılan, çizilen bloglar, onlara yazılan yorumlar ve cevaplar, kısaca her şey denetim altında. Geçenlerde en son eklemek istediğim bir blog sayfasına resim ekleyemedim. Dakikalarca blog girişi yapılan kumanda panelinde resim ekleme linkini aradım, maalesef  bulamadım. Meğerse, Milliyet Blog artık üyelerinin resim eklemesine müsaade etmiyormuş. Herhalde telif hakları münasebetiyle bir tatsızlık yaşandı ki, böyle bir tedbir almak zorunda kaldılar. Fakat benim en çok merak ettiğim, Milliyet Blog platformunun asli müdavimlerinden bir yazarı iyi küstürmüşler ki; üye, ne sayfasına ve ne de diğer üyelerin paylaşımlarına hiç selam sabah vermiyor.  Adını vermek istemediğim üye, benim de Milliyet Blog'da severek izlediğim yazarlardan biriydi. 

Şimdi Blogger'i aynı şekilde düşünüyorum da; eğer burası, Milliyet Blog gibi olsa, hiç birimiz burada doğru dürüst paylaşımlar yapamayız. Yazdığımız blog sayfası editörler tarafından okunup inceleniyor, kurallara uygun yazılmış bir blogsa yayına alıyorlar, aksi halde reddediyorlar, siz de reddedilme sebebindeki ayrıntıları düzelttikten sonra onaylanmak üzere editörlere tekrar gönderiyorsunuz, ya da bu blog sayfasını tamamen geri çekiyorsunuz. Blog sayfalarına yazılan yorumlar ve cevaplar da aynı şekilde denetime tabi. İşte Milliyet Blog'da, blog paylaşım süreci böyle devam edip gidiyor. Şimdi Blogger'i Milliyet Blog ile mukayese ettiğim de burası bir cennet, her şey sizin elinizde; yazar da sizsiniz, sorumlusu da sizsiniz.    

24 Ocak 2019 Perşembe

Külahta Kek



Malzemeler:
4 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
1 portakal kabuğu rendesi
1 su bardağı portakal suyu
2 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Karışımın kıvamına göre un katılacak
15 Adet boş dondurma külahı

Yapılışı:
Yumurtaları (sarısı ve akı) şekerle birlikte mikserle beş dakika çırpıyoruz. Bu karışımın içine ;süt, sıvı yağ, portakal suyu ve rendesini ilave edip bunları da mikserle çırpıyoruz. Unu kabartma tozunu, vanilyayı ilave edip tekrar mikserle karıştırıyoruz. Külahları normal çay bardaklarının içerisine koyup bir tepsiye diziyoruz. Yaptığımız karışımı külahlardan bir parmak eksik olacak bir şekilde dolduruyoruz ve 160 derecelik ayarda fırına veriyoruz ve 30-40 dakika fırında pişiriyoruz.  Afiyet olsun.

Değirmenden Mektup Var, ilk defa bir mutfak işi paylaşımda bulunuyor. Nedenini açıklayayım. Değişiklik olsun diye. Hani tebdili mekanda ferahlık var derler ya, işte böyle bir şey. Ben bu işi pek beceremem, sakın benim yaptığımı sanmayın. Sevgili eşim (Kamer) yaptı, dikkatimi çekti. İlk defa dondurma külahında kek gördüm. Kendisi bana yardımcı oldu, ve bu keki burada sizlerle paylaşmanın heyecanını yaşadık.

Sonsuzluk


"Sonsuzluk kavramı insanı her zaman korkutur. O yüzden kendimize geleceğe uzanıp uzanamayacağımızı sorarız... " (Truva filminden bir alıntıdır.)

Lügat anlamı olarak; "Sonsuzluk kavramını, sonu ve sınırı olmayan gelecek zaman, sonsuz olma durumu. " şeklinde açıklayabiliriz.

Truva filminden alıntı yaptığım ve yazının ilk paragrafında paylaştığım cümleleri okuduğunuz da ne hissettiğinizi, sonsuzluk ve gelecek kavramlarından nasıl etkilendiğinizi ve ne düşündüğünüzü gerçekten merak ettiğim için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

Sonsuzluk kavramı gerçekten bizleri korkutuyor mu? Ardından geleceğe uzanıp uzanamayacağımızı kendimize soruyor muyuz? Bilmek isterim doğrusu. Önce bu konuda ben kendi duygu ve düşüncelerimi açıklayayım. Sonsuzluk kavramı gerçekten beni hep korkutur. Ben bu sonsuzluk kavramını iki ayrı yere koyar ve her iki durumdan da korkmaya başlarım. Bunlardan ilki, öldükten sonra geleceği olan varoluş durumu, diğeri ise geleceği olmayan yokoluştur. 

Sonsuzluk kavramını yerine koyduğum ilk duruma göre; İslam inancının esasını teşkil eden ve imanın esaslarından olan "vel yevmil ahir" dediğimiz ahiret günüdür ki, işte o bize; sonsuza dek sürüp gidecek olan bir yaşamı, diğer anlamıyla “Yok” olmanın söz konusu olmadığı, sınırsız ve sonsuz devam edecek olan bir ahiret yaşamını haber verir.

Ey Âdem; dedik: 'Sen ve eşin cennete yerleşin ve orada dilediğinizden bol bol, yiyin; ancak bir tek şu ağaca yaklaşmayın ki zalimlerden olmayasınız' (Bakara, 2/35). 
Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. (Bakara,2/36) Bir rivayete göre şeytan, Adem ile Havva'yı yasaklanan ağacın meyvesinden yemeleri halinde sonsuza dek hayatta kalabileceklerini, bir başka deyişle ölümsüz olacaklarını, Allah'ın bu nedenle o ağaca yaklaşmamalarını istediği konusunda kandırdığı söylenir.  

Sonsuzluk kavramını yerine koyduğum ikinci durum ise; eğer öldükten sonra bizi sonsuz bir yokoluş bekliyorsa, bu yokoluşun tam neresinde ve ne halde olacağımızı çok merak ediyorum. Bir insan uyku halindeyken, gördüğü rüyalar hariç, uykusundan hiçbir şey biliyor mu, hiçbir şey hatırlıyor mu? Bilemez ve hatırlayamaz. İşte yokoluş böyle bir şey olacak, yani sonsuza kadar ya uyku halinde olacağız, ya da tamamen yok olup, kaybolacağız.

İkinci durumun gerçek olmasını ben asla istemiyorum. Nedenine gelince: Adaleti, merhameti ve vicdanı olmayan bu dünyada haksızlığa ve zulme uğrayan insanların, uğradıkları zulüm ve haksızlık yanlarına mı kalacak? O zalimlerden hesap sorulmayacak mı? Eğer öldükten sonra bizleri sonsuz bir yokoluş bekliyorsa, buna çok üzülürüm doğrusu. 

22 Ocak 2019 Salı

Felaket Yolcusu

Adım adım, felakete giden bir yolun yolcusuyuz. Bize kim sahip çıkabilir diye etrafıma bakıyorum, hepsi de hırsız! O halde, bizi bu felaketten kim kurtaracak? Gökten evliya inmeyeceğine göre, bizi yine BİZ kurtaracağız! Ama nasıl?.. Bizler ne zaman bir ve beraber olursak, işte o zaman. İnşAllah çok geç kalmayız. Aksi halde, iş işten geçtikten sonra, hiçbir şey bizi kurtarmaya yetmeyecek!..