31 Ekim 2010 Pazar

Orhan Kemal



Orhan Kemal´in 1968 yılında yazdığı ve 1969 yılında hem Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü hem de Sait Faik Hikaye Armağanı kazanan kitabı Önce Ekmek, bu büyük romancının öykücülükte de ne kadar büyük bir kalem olduğunu gösteriyor. Kent insanının yaşama ve şehre tutunma uğraşısını, kavgasını anlatan bu öyküler, tüm Orhan Kemal yapıtlarında olduğu gibi, okurun insana dair inancını besliyor, güçlendiriyor ve direnme gücünü artırıyor.

Orhan Kemal´in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar, okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve aydınlığı yeniden kazanmamız için yol gösterir bize.

Öykülemenin önemli bir öğesi olan aşağıdaki konuşturma anlatısını sizlerle paylaşmak istedim. Okuma zahmetine katlanan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

"Birden, eli değnekli bir sokak çocuğu ezmemek için şaşılacak bir manevra yaptığı halde yalın ayaklı oğlan, elindeki değnekle arka çamurluğa vurmuştu. Aklı gitti. Bu şehirde belediyenin olup olmadığını unutarak, kuvvetli bir frenle zınk, durdu. İndi. Çocuğa hınçla baktı. O da kendisi kadardı. Bacağında yamalı kaba uzun pantolon, ayakları yalın, kirli, tırnakları kara kara, uzun uzun.

-Ezmedim diye mi vurdun bisikletime?
-Ezemedin ki!
-Manevra yapmasaydım görürdün.
Sokak çocuğu:
“Boş ver” dedi.
-Bana bak!
Sokuldu:
-Bakıyorum.
-Fena yaparım ama sonra!
Az daha sokuldu:
-Ne yaparsın?
-Ne mi yaparım?
-Ne yaparsın lan, yap da görelim!
Bisikletin tekerleğine bir tekme!
Bisikleti için durum ciddiydi. Bisikletini kaldırıma dayayıp yalınayaklı çocuğun yanına geldi. Beyaz kepini sinirli sinirli düzelttikten sonra;
-Benim kim olduğumu biliyor musun?
“Kim olursan ol” dedi öteki.
-Kim olduğumu bilsen böyle konuşmazdın!
-Sen de benim kim olduğum bilsen böyle konuşmazdın!
-Senin kim olduğun hiç önemli değil!
-Asıl senin kim olduğun önemli değil!
-Beş’i beş iyiyle bitirdim ben!
-Ben de on’u bitirdim!
-Sen de benim kadarsın, nasıl bitirebilirsin on’u?
-İnanma oğlum, bitirdim işte.
-Benim bey babamı tanıyor musun, bey babamı?
-Vızgelir!
-Beybabamı tanısan böyle konuşmazdın!
-Vızgelir tırıs gider lan!
-Benim bey babam bu ilin en büyük avukatı!
-Benim bey babam da dünyanın en büyük avukatı!
-Benim bey babama belediye reisi bile vız gelir! Türkçeci notumu kırmasaydı okulu birincilikle bitirecektim. Hem biz bu yaz İstanbul’a gideceğiz. Orada Galata kulesi var biliyor musun? Haminnem orda, halam orda, eniştem…
-Hadi lan hadi, fiyaka sökmez bize. Ben bizim mahalledeki İdris’i bile tuşa getirdim!
-Ben İdris değilim ama?
-İdris senin gibi üç tanesini kabak gibi vurur yere!
-Evet vurur. Ben vitamin hapları alıyorum… Ne haber? Sonra annem ekmeğime tereyağ sürüyor, reçel sürüyor, rafadan yumurta yiyorum. Küçük halam diyor ki…
Bisikletliyi elinin tersiyle itti:
-Senin küçük halan da vız gelir!
-Ne demek istiyorsun?
-Hayır , sen ne demek istediğini söyle!
-Sen söyle asıl!
-Sen……
- ……
- …………"
(Orhan Kemal, Önce Ekmek, İstanbul 1968)

28 Ekim 2010 Perşembe

Cumhuriyet Bayramı


Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

25 Ekim 2010 Pazartesi

Ödül Paylaşımı



Hemşehrim ve Blogdaşım Yavrukartalın Pençeleri (Küçük Hala) "One Lovely Blog Award" ödülü ile ödüllendirilmiş. O da kural gereği bu ödülü, 15 blogger arkadaşıyla paylaşmak üzere, listesine beni de dahil etmiş. Ben de bloğunu ziyaret ederek büyük bir memnuniyetle ödülümü aldım. Kendisine çok teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

21 Ekim 2010 Perşembe

Gerçek Aşk


Saygıdan olur sevgi
Sevgiden aşk
Bulamazsın dengini
Olduğunla eyle meşk

Sen, sen ol, unutma
Bu dünya fani
Güzelliğe kanma
Değişmez sonu

Sevdiğini sandığın 
Görünce kandığın
Zahiri yalandır
Uğruna öldüğün

Tek bir vücud vardır
Vucud-ı mutlaktır
Vahdet-i vücut olan
Hazreti Allah’tır.

Recep Altun, Kaman-Kırşehir

20 Ekim 2010 Çarşamba

Yunus Emre


İslam tasavvufu ve vahdet-i vücud görüşünü edebiyatımızda en güzel dile getiren şair Yunus Emre’dir. İslam mistizmini hiç kimse, Yunus kadar açık, sade, derin, samimi ve heyecanlı bir şekilde terennüm edememiştir. Yunus Emre son derece coşkun, içli, lirik şiirler meydana getirmiştir. Bu bakımdan o, Türk tasavvuf edebiyatının çok kudretli, divan şairleri de dahil, en büyük şairidir.

Tasavvufun esası ilahi aşktır. Mutasavvıflara göre tek bir vücud, vücud-ı mutlak vardır. O da Allah’tır. Yunus Emre de bu esastan hareket ederek, hayat ve ölümü, kainatı bu görüşle izah etmiştir. 

Aşağıda Yunus Emre Divanı’ndan hayatı ve ölümü anlatan bir şiirine yer verilmiştir.   


Geldi geçti benim ömrüm benüm şol yil esüp geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi şol göz yumup açmış gibi

İşbu söze Hak tanukdur bu can gevdeye konukdur
Bir gün ola çıka gide kafesden uçmuş gibi

Miskin adem oğlanını benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter yire tohum saçmış gibi

Bu dünyada bir nesneye yanar içüm köynür özüm
Yiğid iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi

Bir hastaya vardun ise bir içim (su) virdün ise
Yarın anda karşu gele Hak şarabın içmiş gibi

Bir miskini gördün ise bir eskice virdün ise
Yarın anda sana gele Hak libasın biçmiş gibi

Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalur dirler
Meğer Hızır İlyas ola ab-ı hayat içmiş gibi

Yunus Emre

15 Ekim 2010 Cuma

Gerçek Dost

Yüzümüze vurmuşsa kalbimizin temizliği
Gücüm yetmez yazmaya, bendeki yüreği
Ne zaman terk ederiz "ben"i, olursak "biz"
Kimse bozamaz artık, bizdeki bu beraberliği.

Recep kulun, sabredip her acıya tatlandı
Boyun verdi yılmadı, her zahmete katlandı
Çok mihnet çekti, etmedi kimselere minnet
Gerçek dostun gönlünde yaya iken, atlandı.

YazBlogcu

14 Ekim 2010 Perşembe

Vatan Toprakları

"İrlanda'nın batı kıyısında, artık terkedilmiş bulunan bir köyde yaşayan yaşlı bir kadın köyün kuyusundan kovalarını daha yeni doldurmuş, denize bakıyordu. Kocası ölmüş, yedi oğlu da, onun deyişiyle, "toparlanıp" Massachusetts'de Springfield'e "gitmişlerdi". Birkaç gün önce oğullarından biri mektup yazmış, son günlerini rahat geçirsin diye onu da yanlarına çağırıyormuş. Gitmeye razı olursa, yol parasını da gönderecekmiş. Ayrıntılarıyla anlattı bütün bunları, sonra da tepelerdeki tezek yığınına gitmek için nasıl yorulduğundan, tavuklarının öldüğünden, karanlık isli kulübesinden yakındı; düşündeki Amerika'nın, kaldırımlarından altın toplanabilecek bir Eldorado olduğundan, Cork'a kadar yapması gereken tren yolculuğundan, denizleri aşmaktan söz açtı, ama kemiklerinin ancak İrlanda toprağında dinlenebileceğini söyledi."


Resim ve Yazı Alıntıdır.

8 Ekim 2010 Cuma

Senede Bir Gün


Üzerine çiğ düşmüş yaprak gibi gözlerim
Gün ışımadan uyanır, hep onu beklerim
Ona söyleyemediklerimi kağıtlara dökerim
Ben de, bir gün buraları terk eder giderim.

Ben seni gerçekten sevdiğimi bilemedim
“Geçici bir hevestir, sana yazık olur” dedim   
Bu nasıl bir sevdadır ki, izlerini silemedim
Bir kez elinden tutup, doyasıya sevemedim

Aradan çok yıllar geçse de, küllenmez bu yara
Yüreğimizde ki  sevdamız için gelsek bir araya 
Senede bir gün de olsa, o güzel aşkın şarkısıyla
Helalleşip ayrılalım aşkların en güzel vedasıyla.

Recep Altun Kaman-Kırşehir

3 Ekim 2010 Pazar

Güz Düşü


Sonbahar tutar benim elimden
Sırlara doğru bir yolculuk başlar
Kurtulurum elem ve kederimden
Bu mevsimdedir en hüzünlü aşklar.

Ne güzel bir güz dokumasıdır
Gönlümün pas tutmuş tezgahında
Ben kendimi bulurum
Bu mevsimin hazanında.

Güneşi bir başka güzel!
Rüzgarı bir başka…
Yazdan kalan yorgun ruhum
Uzanır güz akşamlarına…

Güzün renkleri sarar dünyamı
Ardına kadar açarım gönül kapımı
Belki bir Tanrı misafiri çıkagelir de
Çalmadan girer, tozlu tokmağını.

Recep Altun Kaman-Kırşehir

2 Ekim 2010 Cumartesi

İtibar Eden Yok


Piyasaya fabrikasyon un değirmenleri çıktığından beri,  bizim tabiat gücü ile çalışan değirmenimize itibar eden yok artık! Eee,  ayakta kalabilmemiz için,  bizim de  çağın gerekleri doğrultusunda her açıdan kendimizi yenilememiz gerekiyor herhalde…

Oysa ben,  şırıl şırıl akan suyun ya da rüzgarın gücüyle dönen değirmen taşları arasında ezilen buğday tanelerinden oluşan unu çok seviyorum.  Bu undan yapılan ekmeğin kokusu da, tadı da bir başka oluyor.

Tadları ve lezzetleri unutmaya yüz tutmuş damaklarımıza ve  doğallığın sağladığı doğal gıdaya ihtiyacı olan bedenlerimize insaf etmeliyiz.

Nasıl olsa,  günün birinde doğal gıdalarımız hepten yok olacak ve küçücük tabletlere sıkıştırılmış öğünlerimizi damaklarımıza değmeden bir bardak suyla alacağımız günleri de göreceğiz!.. 

Recep Altun Kaman-Kırşehir