Çok Üzgünüz!

Paint İle Dizayn Ettim.

Türkiye'yi terörsüzleştirmek için ülke genelinde yürütülen operasyonlar esnasında Yalova'da bir adreste Daeş teröristlerle çıkan çatışmada üç kahraman polisimiz şehit düşmüştür. Şehitlerimize Allah rahmetiyle muamele eylesin. Acılı ailelerinin acılarını dindirsin ve sabr-ı cemil ihsan eylesin. Tüm Türkiye'nin başı sağ olsun!

Çok üzügünüz. Üzüntümü ifade edecek kelime bulamıyorum. Şehitlerimize saygısızlık olmasın diye başka konulara hiç girmeyeceğim. Şehitlerimiz için ne yapılması gerekiyorsa, onu yapacağım. 

Üç Gün Var

Yapay Zeka Kendi Resmini Kendi Çizdi

Merak ettiyseniz eğer yapay zeka, Türkiyedeki  doymak için yiyen, örtünmek için giyinen, tatil nedir bilmeyen insanların 2025 yılını değerlendirdi:

2025’te Türkiye’de insanlar sabahları haberle değil, faturayla uyandı. Gün, “bugün ne pahalanmış” sorusuyla başladı; akşam ise “yarını nasıl çıkarırım” düşüncesiyle bitti.

Otobüste, pazarda, apartman girişlerinde aynı cümleler dolaştı:

“Eskiden böyle miydi?”
“Bu ay da zor geçecek.”

Ama ilginç olan şuydu:
İnsanlar yalnızca şikâyet etmedi, aynı zamanda konuşmak istedi.
Biriyle dertleşmek, tanımadığı birine bile iki laf etmek, “beni anla” demek çok kıymetli hâle geldi.

İnsanlar

  1. Daha çabuk yoruldu, daha çabuk alındı.

  2. Gürültüden, tartışmadan kaçtı.

  3. “Beni yormayan insan” en değerli insan oldu. 

  4. Hoşgörü bir erdemden çok ihtiyaç hâline geldi.

Evler ve Sokaklar

  1. Evler küçüldü ama dertler büyüdü.

  2. Apartmanlar daha sessiz ama insanlar daha gergindi.

  3. Komşuluk azaldı; buna karşılık geçmişe dair özlem arttı.

Eski kelimeler, eski diziler, eski şarkılar sık sık anıldı. Çünkü geçmiş, bugünden daha güvenli hissediliyordu.

Ruh Hâli

2025’te Türkiye’de kimse büyük hayaller kurmadı.
Ama çoğu insan pes de etmedi.

Planlar küçüldü:

  1. Tatil → birkaç gün nefes,

  2. Hayal → ay sonu,

  3. Mutluluk → huzurlu bir akşam,

Kısa ama net bir sonuç

2025, Türkiye’de insanların çok yorulduğu, çok konuştuğu, ama yine de ayakta kalmayı sürdürdüğü, umut etmekten çok dayanmayı öğrendiği bir yıl oldu...

Yapay Zeka

Yapay Zekaya, yukarıda çizdiği resmi eleştirince, bakın yapay zeka bana ne dedi:

“Benden ‘2025 Türkiye’sinin bir resmi’ istendiğinde, bunu mevcut siyasal ya da toplumsal sorunların birebir temsili olarak değil, ülkenin ileriye dönük, umut vadeden, iyi olma hâlinin bir yorumu olarak ele alıyorum. Yani bugünü aynen kopyalamaktan ziyade, potansiyeli ve olumlu ihtimalleri resmetmeyi tercih ediyorum. Bu nedenle ilk çizimde daha güllük gülistanlık, idealize edilmiş bir tablo ortaya çıktı.”

Duyuru



Profil isimleri "Mazeret" ve "Rabia Orakçı" olan bu iki izleyici üye, blog sayfamı ziyaret ederek 'izleyiciler' eklentisinden sayfamı takibe  aldıkları için, her ikisine de ayrı ayrı teşekkür ederim. Ancak, ben de sayfamı takibe alan bu iki değerli blogcuların sayfalarını ziyaret ederek onları tanımak ve gerekirse sayfalarını takibe almak isterdim. Ama ne yazık ki Blogger'in son zamanlarda izleyiciler eklentisi ile ilgili uyguladığı değişiklikler nedeniyle artık bu mümkün olmamaktadır. 

Sayfalarımızı takibe alan yeni takipçilerden sayfamızdaki son yazımıza sadece "Merhaba" diyerek bir yorum bırakmalarını istirham ediyoruz. Onlara, ancak o bırakacakları yorum linkleri üzerinden ulaşabiliyoruz. Ya da her blogcu kendi blog sayfasının takipçisi olursa, o profil üzerinden de onlara ulaşabiliriz. Aksi halde onlara ulaşmamız mümkün değil. 

Bu konuyu blog sayfalarımızda defalarca dile getirmemize rağmen, Blogger'in bu uygulamasındaki kusurunu bilmeyen blogcu arkadaşlarımız, takip etmek istedikleri blogların izleyici eklentisine sadece üye oluyorlar. Üye oldukları bu profil bilgisi üzerinden onlara ulaşamadığımız için bizler de üzülüyoruz. 

Osmanlıca

Netleştirmek İçin Üzerine Tıklayın

Merhabalar. 

Osmanlıca bir dil değildir. Osmanlı Türkçesi, Osmanlı Devleti döneminde (Bu dönem 13.ve 20. Yüzyıllar arasını kapsar) kullanılan Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalmış Türk Diline verilen addır. Alfabe olarak Arap Alfabesinin Farsça ve Türkçeye uyarlanmış bir biçimi şeklinde kullanılır. Yani harfler Arapça sembollüdür, fakat okunuş itibarıyla tamamen Türkçedir. 

Osmanlı Türkçesine ilgi duyanlarınız varsa, size hem günümüz Türkçe Latin harfleriyle hem de Osmanlı Türkçesiyle yazılmış Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Annem İçin" şiirini paylaşmak istedim. Osmanlıca Türkçesi de Arapça gibi sağdan sola doğru yazılır. Ben biraz Osmanlı Türkçesine merak sardığım için, sağ tarafta Latin Türk harfleri ile yazılmış şiirden yardım alarak sol tarftaki Osmanlı Türkçesiyle yazılmış şiiri okuyabiliyorum. 

Eğer siz de az çok Arap harflerini tanıyorsanız, çok kolay bir şekilde paylaşımda gördüğünüz gibi Türkçe Latin harfleriyle yazılmış metinden yardım alarak Osmanlı Türkçesiyle yazmaya ve okumaya başlayabilirsiniz. En azından deneyimlemiş olur ve merakınızı giderirsiniz. Ben Osmanlı Türkçesini okumaya ve yazmaya meraklı olduğum için elime geçen Osmanlı Türkçesiyle yazılmış metinleri okumaya ve çözmeye gayret ederim. Bu çaba bana hem zevk veriyor, hem de Osmanlı Türkçesini daha iyi çözmeme yardımcı oluyor. Şunu da ilave etmeme izin verin; el yazması Osmanlı Türkçesini okumak için bayağı bir çalışmanız gerekiyor. Her dilin kendi alfabesiyle kaleme alınmış el yazmasını okumak zaten zordur. 

Selam ve saygılarımla.

Özlem

Bala-Gölbaşı-Ankara Kara Yolu

Kaman'dan Ankara'ya giderken, Konya yoluna karışacak olan ve fotoğrafın en sağında görülen Bala-Kaman-Kırşehir kara yolu, resimde yer alan toprak damlı kerpiç evin sağından geçer ve biraz ileride bu yol, Konya yolu üzerindeki Gölbaşı makasına karışır. Ben her Kaman'dan Ankara'ya gidişimde bu evi geçip Gölbaşı makasına ulaşıncaya kadar seyahat ettiğim aracın penceresinden bu eve bakarım. Bu ev bana, pazar yeri yapılmak üzere istimlak edilen kerpiç duvarlı ahşap döşemeli alt katı ahır olarak dizayn edilmiş iki katlı evimizi hatırlatır. Ben bu toprak damlı kerpiç evi, her zaman kendi evimizin yerine koyarak, eski evimizdeki yaşanmışlıklarımızı yeniden yaşamaya çalışırım. Bizim kerpiç evimiz şu anda ayakta değildir ama ben kendimi bildim bileli bu yolumun üzerindeki toprak damlı kerpiç ev hala ayaktadır. Keşke bizim evimiz de ayakta kalmış olsaydı da ben de kendimi böyle başkalarının evleriyle avutmuş olmasaydım.

Fotoğrafta yer alan toprak damlı, pencereleri pimapen doğrama ile değiştirilmiş kerpiç eve şöyle biraz yakından ve alıcı gözüyle bir bakın. Şu anda ev, karayolunun tam sınırında. İlerleyen günlerde yol genişletme çalışmasına kurban gideceği aşikar. Belki de ev ile birlikte arazinin bir kısmı Karayolları tarafından ileriye yönelik olarak çoktan istimlak edilmiş de olabilir. Çünkü Karayolları öyle yapıyor. Ne zaman yol çalışmasını başlatacaksa o zaman tebligat gönderiyor ve taşınmazı yıkmak üzere boşalttırıyor. 

Dambaşı Yuvaklayan ve Çelen Tokuçlayan Kadınlar

Ben böyle eski toprak damlı kerpiç evler üzerinden sürekli hayaller kurarak eski evimizin hatıralarını yaşatmaya çalışırım. İşte en son toprağın tuzla karıştırılarak dama serildiği ve yuvak taşı dediğimiz silindir ağır taşla kimi yerlerde (loğ) deniliyor toprağın sıkıştırılması gibi evin bakımı ile ilgili işlerden tutun da içindeki yaşanmışlıklarına kadar her şeyi hayal ederek düşünürüm. Damın üzerindeki toprak çok kalınlaşıp su geçirgenliği azalınca damın üzerine kalın naylon serer ve üzerine rüzgarlı havalarda savrulmaması için ince tabaka bir toprak yayarak yağmur ve kar sularının damdan içeriye akmasını önlerdik. Düşünsenize, bir kış günü sıcacık yer yatağında yatıyorsunuz. Bir de bakmışsınız ki toprak damın zayıf bulduğu geçirgen bir noktasından emilen yağmur ya da kar suyu damlalar halinde yüzünüze ya da başınıza akıyor... 

İstimlak Edilen Eski Kerpiç Evimizden Bir Görüntü(Anneannem)

Bana saray gibi bir ev ile bu toprak damlı kerpiç evin arasında bir tercih yapmak üzere teklifte bulunmuş olsanız; belki bana aptal diyenler de çıkacaktır ama işte ben bu toprak damlı kerpiç evi saraya tercih ederdim. Ben bu evlerde nasıl yaşanacağını yıllar önce yaşayarak tecrübe edindiğim için çok iyi bilirim. Bu evin içinde tuvaleti bile yoktur. Tuvaleti dışarıda olup altında lağım çukuru kazılmış dört duvar üzerinde üzeri kapalı eğreti bir yapıdır. Bir düşünün, yağışlı ve soğuk günlerde soba yanan sıcacık odanızdan çıkıp ihtiyacınızı gidermek üzere dışarıdaki soğuk havada kar tipi boranın altında tuvalete gidip geleceksiniz. 

Dedem Ebem ve Kardeşlerim ( Bu fotoğraf Fotoşop'ta Kardeşim Tarafından Dizayn Edildi.)

Banyosuna gelince, odanın bir köşesinde iki duvarın birleştiği üçgen bir alan kalın beton sıva ile sıvanmış, zemini de aynı şekilde beton harç ile kaplanmış ve zemine yakın dış duvardan dışarıya çıkarılmış bir demir boru ile su gideri olan suluk dediğimiz, ayrıca tavandaki cereklerden yere doğru sarkıtılmış bir perde ile banyo yapılacak yeri kamufle edilen köşede banyonuzu yaparsınız. Banyo yaptığınız oda, hem oturma odanızdır, hem de yatak odanızdır. Tabi bu banyoda öyle yukarıdan fiskiye ile hazır sıcak su akıtamazsınız. Kışın yanan soba üzerine koyduğunuz alimunyum alaşımlı  kulplu kazanda ısınan suyu suluktaki bir başka su kazanına boşaltır, ılıştırır ve o suyla banyo yaparsınız. Soba yandığı için içerisi sıcaktır üşümezsiniz. 

Bu evin içme ve kullanma suyunun nereden ve nasıl eve geldiğini anlatmama gerek yoktur. Evin ihtiyacı olan içme ve kullanma suyu, sokaktaki çeşmelerden kovalarla evlere taşınırdı. Evin tüm bireyleri üzerlerine düşen görevleri yerine getirirlerdi. Aksi halde, yaşam değil ama evdeki hizmetler aksardı. 
Duvardaki Gömme Ocağın üzerindeki Tencerede Yemek Pişiyor.
Mutfaklar soğuk olur, eğer maddi durumu iyi olan bir evse, mutafağa da küçük bir soba ya da mangal kurularak ısıtılırdı. LPG mutfak tüplerinin henüz mutfaklara girmediği zamanlarda duvarla zeminin birleştiğ yerde bacası olan duvarın içinde  gömme ocaklar olur; yemekler o ocaklarda pişirilir, çaylar kahveler burada demlenirdi. Yanan ocak, odaya şömine ısısı verdiği için mutfak birazcık sıcak olurdu. İşte kadınlarımız o soğuk mutfaklarda yemeklerini yapar ve bulaşıklarını yıkarlardı. Düşünün yemek pişirmek için de bulaşık yıkamak içinde kadın ve kızlarımız sürekli dizler bükük ve çömelmiş bir pozisyonda olurlardı. Şimdiki insanların yerde ve o pozisyonda saatlerce yemek pişirmek ve bulaşık yıkamak için dayanabileceklerini sanmıyorum. O zamanın kadın ve kızları bugüne göre biraz zayıf oldukları için o pozisyonlarda mutfakta yemek yapma, bulaşık yıkama ve leğenlerde çamaşır yıkama işlerini rahat bir şekilde yapabiliyorlardı. 

Çeşmede Çamaşır Yıkayan Kadınlar (Yapay Zeka)

Havanın durumuna göre bulaşıklar ve çamaşırlar daha çok dışarıda çeşmelerde yıkanırdı. O zamanlar endüstriyel kimyasal deterjan ürünleri yok, var sa da bizim yaşadığımız yerlerde ne satılır ne de tüketilirdi. Bulaşıklar, ocak külü ile ovalanarak yıkanırdı. Daha sonra pekmez toprağı gibi içeriğinde kil ya da fay dediğimiz topraklarla bulaşıklar ve çamaşırlar yıkanırdı. İyi havalarda kil ve fay dediğimiz toprağı çıkarmak üzere ilgili araziye gidilir ve insanlar ihtiyacı kadar kil ve fay karışımı olan toprağı kazarak evlerine getirirlerdi. Baş kili dediğimiz gri-yeşil renkli sabunsu bir toprak ile saçlarımızı ve çamaşırlarımızı yıkardık. Çamaşır yıkama işlerinde de havanın durumuna göre çeşmelere gidilirdi. Çok soğuk ve çetin kış günlerinde içeride odalarda bu işler görülürdü. Kerpiç evlerde kadın olmak, gelin olmak zordur. Şimdiki gençlerin hiçbirine böyle bir evde ne gelinlik ne de kadınlık yaptıramazsınız. 
1960'lı Yıllar
Duvar Ocağı

Çiti Bulaşık Deterjanı

İlerleyen zamanlarda endüstriyel kimyasal temizlik deterjanlarından Tursil marka toz deterjanı çamaşırda, Şaşmaz marka toz deterjanı bulaşıkta kullanılırdı. Bunlara ilaveten bir de çamaşır sodası vardı, tabi bu çamaşır sodası da çamaşır yıkamada kullanılırdı. Rahmetlik annem çamaşır sodasını bir tas sıcak suda eritip, banyoda iken saçımızın yağını temizlesin, arındırsın diye önce soda ile ondan sonra da sabunla yıkardı. O zamanın endüstriyel sabunu da yeşil ve beyaz renkli olmak üzere iki çeşit Hacı Şakir sabunuydu.   

Gaz Lambasında Ders Çalışan Çocuk (Yapay Zeka)

Velhasıl kelam işte kerpiç evlerde o dönemlerde yaşam öyle kolay değildi. Öyle fayans duvar aralarında kafasını çevirdiğiniz zaman akan suyu olan bir musluk yoktu. Elektrik yoktu, gaz lambalarında oturulurdu. Pilli radyolarımız vardı. Çıra ve idare dediğimiz daha küçük aydınlatma gereçlerimiz vardı. 

İdare Ya da Çıra dediğimiz Aydınlatma Lambası

Gaz lambasında oturduğumuzu ve ders çalıştığımı bilirim. Elektrik evlerimize ben ilkokulda okurken gelmişti. Çok yakınımızdaki Kızılırmak üzerine İngilizlerin kurduğu Hırfanlı Hidro Elektrik Santralı vardı. Elektriğimiz oradan verilmişti. O zaman sıva üstü elektrik borularının döşendiğini piriz anahtar ve duyların takıldığını çok iyi hatırlıyorum. LPG mutfak tüpleri de evimize girdikten sonra her gün kahvaltılık çayı yapmak üzere gaz ocağı dediğimiz pompalı ocağı yakmaktan kurtulmuştuk. Gaz ocağını yakmak benim görevimlerimden biriydi. 

Gaz Ocağı Yakan Çocuk (Yapay Zeka)

Git Güle Güle

 
Türk-İslam Ülküsünün yılmaz neferi.
Nizam-ı Alem davasının Muhsin lideri.
Bir insanın ancak, bu kadar olur seveni.
Asla unutmayacağız, bu vefa abidesini.

Çağlayancerit’ten bindiler helikoptere,
Uçtular Yozgat ilinin Yerköy ilçesine.
Daha ulaşamadan  belirlenen hedefe,
Kayboldular Keşdağı’nın zirvesinde.

Sayılı verilen nefes tükenmiş bir kere.
Tüm Türkiye ağladık bu acı habere.
Ne kadar sevenin varmış be! Koca Reis;
Seni çok özleyeceğiz, git güle güle...


Recep Altun 30 Mart 2009

Çipi Düştü

Merhabalar.

Çok kıymetli blog arkadaşlarım, bu blog paylaşımında sizlere Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartımın çipinden bahsedeceğim. 12 Mayıs 2019 tarihinde aldığım kimlik kartımın arkasındaki yuvasından çipin düştüğünü gördüm. İnternet üzerinden durumu araştırdım. Kimliğimi yenilemek zorundaymışım. Yenileme işlemi için de devletin hazinesine 185,00 TL. kimlik yenileme bedelini ödemem gerekiyormuş. Daha sonra son altı aylık biyonik vesikalık resim, kimlik kartı ve kimlik bedeli vergi alındısı ile birlikte randevu alarak herhangi bir ilçenin Nüfus Müdürlüğüne başvurmam gerekiyormuş. 

Yıllardır bankaların, banka hesap ve kredi kartları ile çalıştım. Daha ben bu zamana kadar söz konusu banka kartlarının üzerinde bulunan çiplerinin düştüğüne şahit olmadım ve hiç de duymadım. İnternet üzerinden Şikayetvar sitesine girdiğim de en az on beş kişinin kimlik kartları üzerinden düşen çiplerle ilgili şikayetlerini gördüm. Ben de Şikayetvar'a bu konuda şikayette bulundum. Ancak, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Şikayetvar'ın üyesi olmadığı için söz konusu şikayetler yapılmaktan öte bir işe yaramamaktadır. 

Söz konusu kimlik kartı üzerindeki çipin düşmesinde, herhangi bir kullanıcı hatam yok. Çünkü kartım deri cüzdanın en güvenilir bölümünde ve cüzdanı da sürekli yan ceplerimde taşırım. Asla arka cebimde cüzdan taşımam, arka cebimde sadece mendilim olur. Yaptığım araştırma sonucunda 2018 ve 2019 yıllarında alınan kimlik kartlarının çip yuvasında ve yerleştirilme tekniğindeki hata yüzünden çiplerin düştüğü söylenmektedir. Eğer sizin de başınıza böyle bir şey gelirse, aynı benim yaptığım gibi yapmaktan başka çareniz yoktur. Aslında bu hatalı üretimden dolayı çipleri düşen kimlik kartlarını Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün bedelsiz yenilemesi gerekirdi. Her zaman olduğu gibi, bu konuda da yine mağdur olan vatandaşımızdır.

Selam ve saygılarımla.