Bir Gurbet Hikayesi

Temsili Görsel

Ortaokuldan mezun olamadığım gibi o zamanlar bir baltaya da sap olamamıştım. Ergenlik çağına girmiş birinin gelecek kaygısı taşıyan bu durum karşısındaki ruh halini tasavvur edebilirsiniz. Almanya'ya gidip babamla birlikte oralarda çalışmaktan başka çarem kalmamıştı. Umutsuz yaşanmadığı gibi umudunu muhafaza edenlerin karşılaştıkları sorunları çözecek hep bir çıkış yolu vardır. Nihayet babamı ikna ederek, kendi çalıştığı fabrikasında istihdam edilmek üzere Almanya'ya davet edilmemi sağladık. Bu duruma hem sevindim, hem de kaygılandım. Kaygılanmamın nedeni kendime olan öz güvenimin zayıflığıdır. Tüm işlemlerimi hallederek 4 Eylül 1971 tarihinde İstanbul/Sirkeci tren garından bindiğim kömürlü kara trenle Almanya yolculuğumun başladığında henüz 16 yaşındaydım.

Sirkeci Tren Garı

Üç gün iki gece süren yorucu bir tren yolculuğu sonrası nihayet  Aşağı Saksonya (Niedersachsen) eyaletinin Achim nahiyesinin tren garına gece vakti geldim. Babam bir arkadaşı ile birlikte tren garında beni bekliyorlardı. 

Achim Tren Garı

Kısa bir hal hatır görüşmesi ve hasret giderildikten sonra onlarla birlikte yürüme mesafesinde olan "Langen strasse" sokağındaki Runken tekstil fabrikasının işçi lojmanı binasına yürüyerek geldik. 

İşçi Lojman Binası

Ertesi günü babam erkenden kalkarak fabrikaya çalışmaya gitti. Firmanın bölüm yetkilisi, bana o günü dinlenmem için izin vermiş. O gün küçük lojman odamızdan pek dışarıya çıkamadım. Sadece lojman odasından koridora ve antreye kadar yürüyerek lojmanın içini tanımaya başladım. Lojmanda mutfak, banyo ve tuvaletler müşterek kullanılıyor. Bu da hiç güzel bir şey değildi. Erkekler için tahsis edilmiş banyoda üç kabin vardı ve banyoyu her kullanan temiz bir şekilde bırakmıyordu. Keza tuvaletler de öyleydi. Mutfağa gelince bizim lojman odasının bitişiğindeki mutfağı bir Türk ailesi ile birlikte kullanıyorduk. Diğer işçilerin kullandıkları mutfak ise lojman odalarının yoğunlukta bulunduğu iç koridorda bulunuyordu. 

Ben de ertesi günü babamla birlikte sabah saat 06:00'da kalktım, kahvaltıdan sonra fabrikada yiyeceğimiz öğle yemeğini de hazırlayarak siyah renkli suni deri çantamıza koyup yaya olarak yola koyulduk. 

Yolumuzun Üzerindeki Kilise (St_Laurentius Kirche)

Lojman kapısından hemen sağa döndük ve yolun her iki tarafı, mazı türü çit çamlarıyla çevrili dar patika bir yoldan aşağı doğru indik ve bir kilise ile karşılaştık. Kilisenin  bahçesinden geçerek ana caddeye ve oradan da aşağıya doğru yürüyerek nihayet saat 07:00 sularında fabrikanın bulunduğu yere geldik. Giriş nizamiyesinden içeri girdik ve babamla birlikte onun çalıştığı atölyeye vardık. 

Runken Fabrikasının Girişten Görünümü

Fabrikanın içinde bulunan bir büroya gittik ve resmi kayıt işlemlerimi yaptırdık. Daha sonra beni bir kumaş deposuna verdiler. Kesimhaneye gönderilecek olan kumaş toplarını dört küçük tekerlekli sağ ve sol tarafı demir korkulukla çevrili ahşap bir arabaya yerleştirip kesimhaneye götürüp teslim ediyorum. Boş zamanlarımda deponun temizliğini yapıyorum. İş yok diye boş oturmak ve oyalanmak yok! Kumaş talebi olmadığı zaman, raftaki kumaş toplarının yerlerini ayarlıyorum ve deponun temizliği yapıyorum.

Aslında ilk günün çok ince ayrıntılarını geçiştiriyorum. Önce Almanya'ya gelen bir Türk olarak çok gurur duydum. Bizi İttifak Devletleri arasına çekerek  Birinci Dünya Savaşı'na katılmamıza ve hükmen yenilmemize neden olduğu için Almanlara kızgın olduğumu da söylemeden geçemeyeceğim.

Almanya'ya ayak basar basmaz teneffüs ettiğim havasının kokusunu çoktan hafızama kaydettim bile. Bana bu koku, her zaman bir Avrupa ülkesinde olduğumu hatırlatır. Koku almada ve kokuları hafızama kaydetmede başkalarına göre bir tık önde olduğumu söyleyebilirim. Bir seferinde bir Haziran günü öğle yemeği molası için malzeme deposunun güney tarafındaki duvarın dibine oturmuş öğle yemeğimi yerken uzaklardan hafifçe ılık esen rüzgarla birlikte bir memleket kokusu aldım ki aynı Kaman kokusuydu! O kadar şaşırmış ve hayretler içinde kalmıştım ki anlatamam. Aynı kokuyu Almanya'da kaldığım süre içinde bir daha hiç alamamıştım. 

Ben yazar olmadığım gibi yazma konusunda da pek iyi değilim. Şimdi bu anıyı neden kaleme aldığıma gelince: Benimle birlikte ölmesin diye paylaşmak istedim. Bu kadar uzun bir anıyı herkesin aynı sabrı göstererek okuyacağını hiç sanmıyorum. Ben bile kendi yazdığım uzun yazıları okumaya tembellik ederken, bir başkası nasıl aynı sabrı bu yazıya göstersin değil mi?

Runken Tekstil Fabrikasının Dikiş Atölyesinden Bir Görünüm

Fabrika içinde değişik bölümlerde çalıştım. Giysilere naylon bir malzeme ile kılıf geçirerek ambalajlama işinde çalıştım. Ütü, kesimhane ve en son da paketleme ve sevkiyat bölümlerinde çalıştım. Paketleme ve sevkiyat bölümünde çalışırken, fabrikada üretilen ürünlerin bilgilerinin tutulduğu büro tarzı ahşap bir bölmede IBM delikli kart okuma ve tasnif cihazı vardı. Bu ofis, tam benim çalıştığım alanın orta yerinde duruyordu. O zamanlar şimdiki gibi bilgisayarlar yok, IBM delikli kart okuyucu ve tasnif makinaları vardı. 

IBM Delikli Kart Ayrıştırma Makinesi (Temsili)


Delikli Kart (Temsili)

IBM Delikli Kart Ayrıştırma Makinesini Ofiste Kullanan Görevli (Temsili)

Yukarıda fotoğraflarını gördüğünüz cihaz ile fabrikada üretilen her bir ürünün bir delikli kartı bulunmaktadır. Bu kartın üzerinde ürünün üretildikten sonra son haliyle ilgili (üretim tarihi, türü, beden ölçüsü, cinsi, kumaşı) vs. bilgileri yer almaktadır. Satılan ürünlerin kartı bu cihazda okunarak ayrıştırılıyor ve depoda tüm özelliklerine göre ne kadar ürün kaldığı takip ediliyordu. Bu makineyi, kısa boylu 1944 doğumlu evli, bir çocuklu, Ursula isminde Alman bir bayan kullanıyordu. Bu büro ile dataların işlendiği ana ofisin arasında sürekli delikli kartlar, muhafaza kutusuyla gidip geliyordu ve hafif gürültülü bir şekilde çalışan cihazın içinde kartlar ihtiyaç duyulan seçenekler doğrultusunda sürekli okutularak tasnife tabi tutuluyordu. 

Paketleme Bandından Bir Görünüm (Temsili)

Mağazalardan alınan müşteri siparişlerine göre giyecekler yukarıda görüldüğü gibi karton kutuların içine yerleştirilir, tartılır, üzerine adres etiketi yapıştırılır ve yürüyen bir bant marifetiyle bana ulaştırılır. 

Aşağıda gördüğünüz aparat, satışı yapılan ve bir karton kutu içerisine ambalajlanan giysilerin karton kutuların sevkiyatları esnasında açılmaması için iple bağlama işini yaptığım bağlama makinesidir. 

Benim Kullandığım Karton Kutuları Bağlama Makinesi  (Temsili)

Karton Paketleri Yüklediğim Palet (Temsili)

Ben de o bölümde karton kutu içine yerleştirilmiş kutuları bağlama makinesinde naylon iple bağladıktan sonra ahşap palet üzerine istifliyor, akşama doğru gelen  sevk arabasına yüklüyordum. 

Paketleri Kamyona Yüklerken (Temsili)

İster istemez çalışma sahamın orta yerine yerleştirilmiş kapalı ofiste çalışan bayanla sürekli irtibat halinde oluyordum. Çünkü onun kapalı ofisi, hemen benim çalışma alanımın önündeydi. Eğlence olsun diye ofiste çalışan bu bayana, çocukluğumuzda yaptığımız ambalaj lastiğini sapan gibi elime dolayıp atılacak nesne yerine de içinde "seni seviyorum" yazılı bükülü kağıdı yerleştirip ofisine ya gelirken, ya da giderken arkasından kalçasına doğru fırlatıyordum. Bükülü kağıt fırlatıldığı hedefine çok hızlı bir şekilde çarpar ve tıpkı bir taş fırlatılmış gibi ağrı yapar. Bayan, Yere düşen kağıdı alır açar ve içindeki mesajı okur gülüp geçerdi. Benimle onun arasında asla duygusal bir bağ oluşmamıştı. Sık sık olmasa da tadını kaçırmadan arada sırada işte öyle eğlencesine şaka yapmaya devam ediyordum. 

Ambalaj Lastiğinin Sapan Gibi Kullanılışı


Bir akşam vakti, fabrikanın lojmanında kaldığım lojman odasına gelinceye kadar; iş arkadaşımının bana karşı olan duygularının değişmiş olduğunun hiç farkına varmamıştım. Onun geldiğinde ben lojman odasında değil, diğer Türk işçi arkadaşlarının birinin lojman odasında çay içip sohbet ediyorduk. Bir ara kapı vuruldu ve içeriye babamın girdiğini gördüm ve "Hayır mı baba?" dedim. Babam da "fabrikada çalıştığın iş arkadaşın geldi" dedi ve babamla birlikte oradan ayrılıp lojman odamıza geldik. Baktım gerçekten de içeride oturan iş arkadaşım Ursula idi. Hoş geldin muhabbetinde sonra bana "yalnız görüşebilir miyiz?" dedi. Ben de babama rica ettim ve babam ricam üzerine odadan ayrıldı, ama dışarıda nerede bekliyordu bilmiyorum. Bayan iş arkadaşıma "hayır mı" anlamında tekrar sormamla birlikte bana sarıldı ve beni öpmek istedi. Ben onun bu isteğine karşılık vermeyerek onu nazikçe geri çevirdim. Daha sonra "buradan bir başka yere gidelim." dedi ve ranzamın üzerinde duran bağlamamı bir eline alarak diğer eli ile de elimi tuttu ve beraberce odadan koridora  çıktık. Bugün doğum günü olduğunu ve benim bağlama ile ona müzik yapmamı istediğini babama iletmemi istedi. Ben de babama durumu izah ettim ama, babam bu duruma karşı çıktı ve "olmaz!" dedi. 
Lojman Binasının Önünde Bağlama İle Bir Görünüm

Babama, iş arkadaşımın birazcık psikolojik sorunları olduğunu, onu dışarıda ikna ederek evine gönderip tekrar lojmana dönerim dediysem de babamı ikna edemedim. İş arkadaşımın bir elinde bağlama, diğer eli ile sımsıkı kavradığı elimi bırakma niyetinde olmayınca, lojmanın içerisinde diğer arkadaşlara karşı rezil olmamak için mecburen iş arkadaşımla birlikte lojmandan ayrıldık. Gecenin karanlığında beraber yürüyerek bir yerlere kadar geldik. Onun evinin nerede olduğunu bile bilmiyordum. Yani onunla ne bir samimiyetim ve ne de bir bilgi paylaşımım olmamıştı. Evine yakın bir yerlerde kendisini güç bela ikna edip evine göndererek kurtulmuştum. Ben de bağlamamı elime alıp geri lojman binasının yolunu tuttum. Lojmana geldiğim de babamın bana çok kızgın olduğunu, öfkeli halinden anladım. Babama işin aslını anlatarak babamı bir nebze de olsa rahatlatmıştım. 

Ertesi günü onu ofisinde göremedim. İşe gelmemişti. Çalışma arkadaşaları, onun bir rahatsızlık geçirdiğini ve bir kaç gün işe gelemeyeceğini konuşuyorlardı. Bir kaç gün sonra yeniden ofisine geldi. Ama biz olanları unutmuş gibi asla o geceyi hiç konuşmadık. Samimiyetimiz bir çalışma arkadaşlığı çerçevesinde devam etti. 

Ursula F.Binder (İş Arkadaşım)

Askerlik nedeniyle konsolosluğum pasaport süremi uzatmayınca, Almanya'dan Türkiye'ye kesin dönüş yaptığım Haziran 1975 yılından sonra da o iş arkadaşımla ölene kadar mektuplaştık. Son dönemlerinde çok hasta olduğu için mektup yazamıyordu. Onun öldüğünü maillerle haberleştiğim eşinden öğrendim. Son hali ile kabrinin fotoğraflarını oğlu Oliver'den istedim o da bana göndermişti. Çok üzüldüm doğrusu. iyi bir iş arkadaşıydı. Allah rahmetiyle muamele eylesin. 

Ursula'nın Mezarı

Yorum:

YORUMUNUZ HEMEN YAYIMLANIR

Daha yeni Daha eski