Ankara Sincan’ın o birbirine benzeyen soluk renkli blokları arasında yürürken, kahverengi bir tabela adeta absürt bir tiyatro sahnesi gibi karşınıza çıkar: YAŞAMA SEVİNCİ Sokağı. Tandoğan Mahallesi’ndeki bu sokak tabelası, memleket gerçeğinin duvara çarpış şeklidir. Tabelanın üzerinde kibar bir beyaz ok işareti sağ tarafı gösterir; ancak o ok yönünde yürüyen insanların ne yüzünde ne de ceplerinde o sevinçten eser kalmıştır.
Sabahın beşi… Ankara ayazı apartmanların arasından sızıp iliğinize işlerken, Yaşama Sevinci Sokağı’nın sakinleri EGO otobüs durağına doğru adeta birer gölge gibi ilerler. Durakta bekleyen insanların yüzünde neşeden eser aramak, çölde kutup ayısı aramaktan farksızdır. Herkes sessiz bir mutabakatla yere, ayakkabılarının ucuna bakar. Emekli amca cebindeki bükülmüş emekli kartını ovalar; asgari ücretli işçi, "Acaba bu ay doğalgazı tamamen kapatsam donmadan kaç gün dayanırız?" hesabı yapar. Ülkenin ekonomi yönetimi ekranlarda "büyüme rakamları uçuyor" masalları anlatırken, bizim Sincan durağındaki vatandaşın sadece tansiyonu uçuyordur.
Biraz ilerideki pazar yerinde ise durum tam bir trajikomediye dönüşür. Tezgahlardaki fiyat etiketleri artık birer bilgilendirme değil, resmen birer tehdit unsurudur. "Yarım kilo" tabiri orta sınıf lüksü haline gelmiş; insanlar artık taneyle beslenmeye, hatta sadece uzaktan fiyat sormaya alışmıştır. Pazar arabasını doldurabilen biri mahallede gizli milyarder muamelesi görür. Esnafın eski neşeli "Gel vatandaş gel!" nidası, yerini "Bize de yazık, ne yapalım?" sızlanışına bırakmıştır. Kimsenin kimsede huzuru, sabrı kalmamıştır; herkes pimi çekilmiş el bombası gibi gezer sokaklarda. Mutsuzluk, Sincan’ın o gri beton binalarından daha kalıcıdır artık bu semtte.
Fakat bu sokağın asıl dâhice yanı, coğrafi konumunda ve şehir plancısının o kara mizah kokan öngörüsünde gizlidir. Yaşama Sevinci Sokağı’nda düz devam eder, yolun bitimine gelir ve sola dönersiniz. Tebrikler, yolunuz doğrudan Çimşit Mezarlığı’na çıkmıştır!
Hayat pahalılığının, eriyen maaşların, bitmeyen zamların ve geçim derdinin altında ezilen vatandaş için ne kadar da pratik bir lojistik kolaylık, değil mi? Yaşama sevincini bu ülkede çalışan ve emekli maaşıyla ne kadar sürdürebilirsin ki zaten? Sistem sizi yoruyor, faturayla tüketiyor, markette bitiriyor ve sokağın sonunda kibarca sola yönlendiriyor: "Dünyevi dertlerin bittiği yer, buyurun Çimşit’e." Enflasyon yok, kira derdi yok, asgari ücretle mucize yaratma çabası yok. Huzuru nihayet o mezarlık sapağında buluyoruz.
Sözün özü; Yaşama Sevinci Sokağı'nın tabelası Tandoğan Mahallesi'nde öylece asılı duruyor ama altından geçenlerin ruhu çoktan o sol virajı dönmüş, Çimşit’e varmış gibi. Biz blog okurları olarak sormaya devam edelim: Sokağın sonundaki o kaçınılmaz sola dönüşten önce, bu ülkenin insanına hakkı olan o gerçek yaşama sevincini ne zaman geri vereceğiz? Yoksa hepimiz bu absürt tabelanın gölgesinde birer Çimşit yolcusu kalmaya devam mı edeceğiz?
Recep Altun,22 Ekim 2026,Ankara

Yorum Gönder
YORUMUNUZ HEMEN YAYIMLANIR