hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Diploma Bir Hikaye (son)

Alman Konsolosluğu (Kavaklıdere/Ankara)

3 Mart 1977 tarihi itibariyla vatani görevimi yaptığım birlikten terhis oldum. Almanya'daki çalıştığım firmaya tekrar beni istihdam etmesi için mektup yazdım, ama müspet ya da menfi bir cevap gelmedi. Ankara'daki Alman konsolosluğuna gittim ve ilgililere durumu izah ettim. Alman konsolosluğu, benim tekrar Almanya'ya işçi olarak gidebilmem için; terhisimden sonra üç aylık zaman diliminin geçmemiş olması ve Almanya'da son çalıştığım işverenin beni tekrar istihdam etmek üzere, bana davet mektubu göndermesi gerektiğini söyledi. Ben terhisimden sonraki üç aylık zaman dilimini geçirmeden gerekli başvurularımı yaptım, ancak son çalıştığım işveren bana davet mektubunu göndermedi. O ara Almanya'da çalışan annemin amca oğullarından biri bana başka işletmelerden iş buldu ama, konsolosluk bu davetleri kabul etmedi. Alman yasalarına göre son çalıştığım işverenin beni tekrar istihdam etmesi gerekiyormuş.

Sizin anlayacağınız Tekrar Almanya'ya gitme işinde talih benden yana olmadı. Mevcut Alman yasalarına göre başka yolları deneyerek tekrar Almanya'ya gidebilirdim, ama ben de o yollara hiç başvurmadım. 

Kaman İmam-Hatip Lisesi (İlk) Okul Binası

1976-1977 eğitim ve öğretim yılı için ilçemizde İmam-Hatip Lisesi açılması yönünde karar verilmiş ve okul açılmış. Okulda çalıştırılmak üzere, yardımcı hizmetler sınıfından bir adet müstahdem ve genel idare hizmetleri sınıfından da bir adet katiplik kadrosu tahsis edilmiş. Katiplik sınavına katıldım. Yazılı ve mülakat sınavlarını kazanarak İmam-Htaip Lisesine katip olarak atandım. Daha sonra evlendim. Kaman İmam-Hatip Lisesinde memur olarak görev yapmakta iken 1978 yılı haziran ayı içinde Almanya da işçi olarak çalıştığım ilk ve son firmamdan beni tekrar Almanya'da çalıştırmak üzere, bana bir davet mektubu geldi. Hemen Ankara'daki Alman konsolosluğuna davet mektubu ile birlikte başvurdum. Konsolosluk, terhisimden sonra üç aylık zaman dilimin geçmesi nedeniyle söz konusu davet mektubunun hiçbir işe yaramayacağını ve bu şekilde tekrar Almanya'ya dönmemin mümkün olamayacağını söyledi. Eğer işveren bana bu davet mektubunu terhisimden sonraki üç ay içerisinde göndermiş olsaydı, Almanya'ya tekrar dönmem mümkün olacaktı. Hal böyle olunca, ümidimi kestim ve İmam-Htaip Lisesindeki memurluk iş hayatıma devam ettim. 

Kırşehir Lisesi Okul Binası

Ortaokul mezunu olarak göreve başladığım için (14/2) maaş derece ve kademem düşüktü. Maaş derece ve kadememi yükseltmek için de önce liseyi daha sonra da bir yüksek okulu okuyup mezun olmam gerekiyordu. İlçemizde bir yüksek okul olmadığı için dışarıdan lise bitirme imtihanları açılamıyordu. Ben de Kırşehir Lisesine, dışarıdan bitirme sınavlarına girmek üzere  kaydımı yaptırdım. Bir dönem içinde üç yıllık lisenin 42 dersinden 36 dersin sınavlarından geçer not aldım. Okulun müdür yardımcısı bana "sen çok hızlı gidiyorsun, biraz yavaş" dedi. Bir yılda mezun olacağım liseyi, tam üç yılda bitirdim. Derslerin hepsini çalışarak torpilsiz, bileğimin hakkıyla geçtim. Fotoğrafında da göreceğiniz üzere 22 Ekim 1987 tarihinde lise diplomamı almaya hak kazandım. Hemen diplomamı işleme koyarak kadro maaş derece ve kademe intibakımın yapılması için başvurumu yaptım. 

Temsili 1988 ÖSS Sonuç Belgesi

1988 yılında ÖSS sınavlarına girdim. ÖSS barajı o yıl için 105 puan olarak belirlenmişti. Ben 116.500 puan alarak, Açıköğretim Fakültesi iş idaresi bölümüne kaydımı yaptırdım. 

Kaydımı yaptırdığım İş İdaresinin ilk sınav döneminde tamamı 9 ders olan 6 dersin sınavlarından geçtim. Ancak, Genel Muhasebe, İş İdaresine ve İktisada Giriş derslerinden bir tülü geçerli (50) notu alamadığım için ikinci sınıfa geçemedim. 8 yıl süren Açıköğretim Fakültesi eğitim serüvenimi sonlandırmak zorunda kaldım. Derslerin birinden daha geçerli not alsaydım, ikinci sınıftan ders alma hakkım olacaktı ve ikinci sınıftan ders alınca da gayrete gelerek belki iki sınıfı bitirip ön lisans mezunu olabilirdim, ama kısmet değilmiş olmadı.

İşte lise diplomamın hikayesi, böylece mutsuz bir şekilde sonlanmış oldu. Pek iç açıcı bir hikaye olmadı ama gerçek hayatın içinde yaşdıklarımı sizlerle paylaşmış oldum. 

Takip ettiğiniz ve okuma zahmetinde bulunup yorum yazdığınız için sizlere çok teşekkür ederim. 


Bir Diploma, Bir Hikaye (1)


Bugün, nasıl olduğunu bilmediğim bir yerden bir ilham geldi ve 1987 yılında Kırşehir Lisesinden aldığım okul dışı diplomamla ilgili küçük bir hikayeyi kaleme almaya karar verdim. 

1969-1970 öğretim yılı sonunda ortaokuldan mezun olmam gerekirken, Matematik dersinden bütünlemeye kaldım. O yıl bütünleme sınavlarına da girmedim. Babam Almanya'da işçi olarak çalışmaktaydı. Ben de ona durumumu izah eden bir mektup yazarak, Almanya'ya gitmek istediğimi bildirdim. Babam önceleri benim Almanya'ya gelmeme pek sıcak bakmadı. Mektup üzerine mektuplar yazarak babamı nihayet ikna ettik. Babam, çalıştığı tekstil fabrikasına beni işçi olarak istek yaptırdı. 

Almanya'ya davet edilen işçilerin, özel olarak Almanya’dan gelen doktorlar tarafından İstanbul/Mecidiyeköy'de bulunan bir büroda;hayvan pazarından hayvan alır gibi diş kontrolü, idrar ve kan tahlilleri yapılıyordu. Bu kontrollerin sonunda da sağlıklı ve genç insanlar seçiliyordu. Böylece Almanya'ya gidecek olan işçilerin sağlık sigortası kurumuna ve diğer sosyal kurumlarına yük olmaması amaçlanıyordu. Ben de burada yapılan muayene ve tetkikler sonucunda sağlam raporu aldım ve Almanya yolculuğu için hazırlıklara başladım.

Fabrikanın Lojman Binası

1971 yılının Eylül ayında İstanbul/Sirkeci garından yakıtı kömür olan bir buharlı trenle Almanya yolculuğum başladı. Üç günlük rezil bir tren yolculuğundan sonra Almanya'ya geldim. 

Achim Tren İstasyonu

Babam beni tren garından almaya bir arkadaşıyla geldi. Tren garından yürüme mesafesinde olan işçi lojmanına üçümüz birlikte yürüyerek geldik. İçinde çift katlı ranza, çift kapılı metal bir dolap, ahşap bir masa, iki sandalye ve bir koltuktan  ibaret mütevazi lojman odasını görünce, hemen memleketteki evimiz gözümün önüne geldi. Daha üç dört gün olmuştu memleketten ayrılalı. Gurbetin gerçekten çok zor bir süreç olduğunu yavaş yavaş burada hissetmeye başladım.

Lojmandaki Odamız

Televizyonu ilk defa orada "En Uzun Gün" isimli İkinci Dünya Savaşı konulu filmiyle izledim. Yine ilk defa AVM'leri orada gördüm. Çalışacağım fabrika, kadın ve çocuk giyimi üzerine üretim yapan bir tekstil fabrikasıydı. Fabrikadaki ilk çalışma yerim, her işi bitmiş giysilerin üzerine korumak için askılarıyla birlikte naylon bir kılıf geçirip raylı sistemde yürüyebilen iki makaralı bir büyük taşıma askılıklara takıyordum. Daha sonraları ütüye geçtim, Daha sonra da paket sevkiyatına geçerek o bölümde çalışmıştım.

Fabrikanın Dikiş Atölyesi

1972 yılında babamla birlikte Türk Hava Yolları ile Türkiye'ye izinli geldik. İzin bitimi babam Almanya'ya döndü ama ben ortaokul son sınıftan kaldığım matematik dersinin bütünleme sınavına girmek için biraz daha Türkiye'de kaldım. Bütünlemeye kaldığım matematik dersinin sınavından geçer not alarak akabinde diplomamı almaya hak kazandım ve tekrar ben de ortaokul mezunu olarak Almanya'ya döndüm. (ortaokul diplomamı dışardan okumak üzere Kırşehir Lisesine vermiştim.)

Almanya'dan Aldığım Sürücü Belgemin Temsili Görüntüsü( Her hakkı saklıdır, izinsiz kopyalanamaz)

1973 yılında babamın isteği üzerine sürücü belgesi almak üzere şoför okuluna kaydımı yaptırdım. İlk yardım kursu, teorik bilgiler kursu ve direksiyon eğitim kurslarını tamamladıktan sonra teorik bilgiler yazılı sınavını kazandım ve akabinde direksiyon uygulamalı sınavını da kazandıktan sonra imtihan edildiğim araçta sürücü belgesini imzalayıp hemen teslim ettiler. Ülkemizde bu sistem uygulanırken yapılan sınavları başardıktan sonra bir sertifika alıyorsun, o sertifikayla emniyete gidip sürücü belgen hazırlandıktan sonra alıyorsun. Okuduğunuz gibi, Avrupa'da direksiyon sınavını başardıktan sonra imtihan edildiğin araçtan inmeden hemen aracın içinde sürücünü belgeni alıyorsun. 


Sürücü belgesini aldıktan sonra şimdi bize bir araba lazım. Belki arabayla Türkiye'ye izne gidebiliriz. Belki de Türkiye'den önce bir Hollanda ziyareti de gerçekleştirebilirdik. Derken tanıdığımız bir yakınımızdan 17 M Ford marka tek kapılı steyşın bir araba satın aldık. 

Temsili Resim
Babamla ben Almanya'dan bu arabayla ailesi ile birlikte Hollanda'da (Den Haag) yaşayan Yusuf dayımı ziyarete gittik. Gitmeden evvel harita üzerinde yol güzergah planımızı yapmıştık. Ama şimdi bire bir güzergahı hatırlayamadım. İlk trafik cezamı bu yolculuk esnasında aldım. Şehir merkezi statüsünde sayılan yol güzergahında 50 km. hızla seyretmem gerekirken 64 km. hıza çıkmışım. Radar beni yakalamış. Söz konucu cezadan ancak, Almanya'ya geri dönüşümüzde lojmanımıza vardığımızda kapının altından lojman odasına atılmış zarfı açınca öğrendik ve 20 Alman Markı olarak düzenlenmiş poliçeyi Almanya'da bir PTT şubesine ödemiştim. 

Temsili Resim

Daha sonra 1974 yılının Haziran ayında arabamızla birlikte Almanya'dan Türkiye'ye izinli gitmek üzere gerekli hazırlıklarımızı yaparak yola çıktık. Ben henüz daha çok acemi bir sürücü olmama rağmen, yollarda hiçbir sıkıntı çekmeden kazasız belasız sağ salim Türkiye'ye ulaştık. Tabi bu aralar o kadar çok Türk Almancı, arabalarıyla Türkiye'ye izne gidiyorlar ki tüm güzergah yollarında, yoğun bir şekilde Türk Almancıları ile karşılaşıyorduk. Tabi yollarda arıza yapan, en çok da hararet yapmış araçları görüyorduk. 

Biz, Almanya'nın en kuzeyinde Bremen'de kaldığımız için bir gün Almanya; iki gün de Avusturya, Yugoslavya ve Bulgaristan üzerinden Türkiye'ye memleketimiz olan Kırşehir/Kaman'a üç günde ulaşabiliyorduk. Ben, hiçbir zaman zaruri haller hariç, saatte 100 km. üzeri sürat yapmadım ve genellikle saatte 90 km. hızla yol alarak bu 3 bin km. mesafeyi üç günde kat ettim.  

Tabi 1974 yılının Temmuz ayında, Kıbrıs'taki soydaşlarımıza yapılan mezalimi durdurmak için Türkiye'nin garantör ülke sıfatıyla Kıbrıs'a barış kuvvetleri çıkartmasıyla başlayan savaş, hepimizi heyecanlandırmıştı. İznimiz bitti ve geri Almanya'ya dönüş yolculuğumuz için hazırlıklarımızı yaptık ve düştük yollara. Bir taraftan yol alırken, bir taraftan da savaş bahanesiyle inşAllah Edirne Kapıkule sınır kapısından bizleri geri çevirirler diye de dua ediyorduk. Akşamın karanlığında İstanbul'a geldik. Polis ve jandarma tüm arabaları durdurup farlarını karartmalarını istiyordu. Karartma işi için okulda iken kitap ve defterlerimizi kapladığımız mavi renkli plastik karışımlı kağıtlar kullandık. Her yer karanlık, arabalarımızın farları da karartmadan dolayı çok zayıf bir ışık vermesi nedeniyle etrafımızı da sağlıklı bir şekilde görüp yol alamıyorduk. İstanbul'un içinden Edirne çıkışını bir türlü bulamadık ve arabayı sağa çekip birilerinden yardım almak zorunda kaldık ve o arada yine farları karartılmış bir araç, göbekteki üzeri şemsiyeli polis noktası olan yuvarlak ahşap varile çarpmasıyla polis kontrol kulesi devrildi ve hızla oradan uzaklaştı. Neyse biz de yolumuzu bulduk ve Edirne-Bulgaristan Kapıkule sınırına geldik. Tabi biz buradan geri çevrilmeyi bekliyorduk, ama pasaport kontrolümüz yapıldı ve Bulgaristan'a geçmemize izin verildi. 

59. Top. Er.Eğt.Tug. Acemi Birliğimden

1975 yılında silah altına alınacağımdan dolayı Türkiye Cumhuriyeti Hannover Başkonsolosu, pasaportumu 6 aydan fazla uzatmadı. Haliyle Alman makamları da oturma ve çalışma izinlerini pasaport geçerlilik süresini aşmayacak şekilde 6 aydan fazla uzatmadı ve ben 1975 yılının Haziran ayında babamla birlikte Türkiye'ye kesin dönüş yaptım. Daha önce babama, askerden terhis oluncaya kadar Almanya'da çalışmaya devam etmesini, terhisime müteakip tekrar Almanya'ya yerleştikten sonra kesin dönüş yapmasını önerdim ama o bana "Bir Kaman bizi besleyemiyor mu?" dedi ve benimle birlikte kesin dönüşünü yaptı. Lafı fazla uzatmayalım, 3 Temmuz 1975 tarihinde Erzincan'daki 59. Top. Er. Eğt. Tug. Hafif Uçaksavar Takımı Çavuş Talimgahına askerlik görevimi yapmak üzere teslim oldum. Çok zorlu bir 4 aylık eğitimden sonra, Tatvan/Sorgun mezrasında bulunan Hafif Uçaksavar Topçu Taburu, 2.Batarya K.lığına çavuş olarak nasbedildim.

Tatvan/Sorgun/Uçaksavar Bataryası

Yirmi aylık vatani görevimi ifa ettikten sonra, 3 Mart 1977 tarihinde terhis oldum ve memlekete geldim. İşte, asıl askerlik bundan sonra başlar... Terhis olmadan bir ay öncesinden Almanya'da çalıştığım tekstil firmasının bölüm şefi Hans Martin'e, terhis sonrası yeniden fabrikada çalışmak istediğimi belirtir bir mektup yazmıştım. Şef Hans Martin de şu anda çalıştığım kısımda bir gencin istihdam edidiğini ve şu an itibariyla talebimin karşılanmasının mümkün olmadığını, ancak ilerleyen günlerde bana ihtiyaç duyulduğunda isteğimin karşılanacağına dair bir mektup yazarak durumu bana bildirdi.  

Devam edecek ...