sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Oğlumuz Daha oldu!

Merhabalar.

16 Kasım 2024 Cumartesi günü sabah kalktıktan sonra, başımda bir sersemlik hissettim ve ayakta durmakta zorlanıyordum. Aklımıza hemen tansiyon geldi ve evdeki dijital tansiyon ölçme aletimiz ile tansiyonumu ölçtüm 158/95 mmHg olduğunu gördüm. Ara ara ölçtüm düşer mi diye, ne düşmesi sürekli yükseliyordu ve nihayet 199/101 mmHg'e kadar çıktı. Baş ağrısı yok, baş dönmesi yok, mide bulantısı ve kusma da yok, sadece sersemlik hissediyorum. Bu arada (Kapril 25 mg. tablet) bir dil altı aldım, faydası olmadı, eşimin (Fludex 1,5 mg. tablet) tansiyon hapından yuttum ama tansiyon hala yükseklerde seyrediyordu. Bu aralar içme suyuma limon dilimleyip koyuyorum limonlu su tüketiyorum, ılık suda sıkılmış limon suyu içiyorum. Derken, baktık bizim çözeceğimiz bir durum değil, 112'yi aradık ve bir ambulans geldi. Gelen ekip, yüksekliği sebebiyle tansiyonumu tam ölçemedi ve sadece çok yüksek dedi ve beni en yakın hastanenin aciline götürmeye karar verdiler. Ambulansın içinde bana bir tane daha dil altı hapı verdiler. Hastanenin aciline beni teslim ettiler. Acil beni müşahede altına aldı. Bir serum bağladılar tansiyonumu ölçtüler, ambulansta verilen ikinci dil altı tableti tansiyonumu (128/78 mmHg) normal seviyesine getirmiş. Kan aldılar, idrar aldılar ve bir de beyin tomografisi aldılar. İstenen tetkiklerin tüm değerleri normal çıktı. Tansiyonu da normale düşürdüler ve 18 Kasım 2024 Pazartesi günü dahiliye ya da kardiyoloji pol.de muayene olmak üzere beni taburcu ettiler. 

Ben eve geldim, tansiyon yeniden 168/101 gibi zıplamaya devam etti, sabaha kadar hep yükseklerde gezdi. 17 Kasım 2024 Pazar günü kahvaltıdan sonra saat, 11:00 sularında eşimin tansiyon hapından bir tane daha içtikten sonra tansiyonum yavaş yavaş normal değerine inmeye başladı. En son ölçtüğüm de 103/73 mmHg (milimetre civa) Ben düşük tansiyonlu biriydim. 69 yaşıma kadar hiç tansiyon sorunu yaşamamıştım. 16 Kasım 2024 Cumartesi sabahı başlayıp, 17 Kasım 2024 Pazar öğle vaktine kadar süren bu tansiyon rahatsızlığının altında yatan sebebi de anlayamadım. 

18 Kasım 2024 Pazartesi günü Ankara Bilkent Şehir hastanesine gittim ve Kardiyoloji pol.ne sıra alıp muayene oldum. Muayene olurken Cumartesi ve Pazar günü yaşadıklarımı bir rapor halinde doktora sundum. Tabi muayene sonucu doktor benden elektrokardiyografi, kan, ekokardiyografi testlerini istedi ve tüm tetkiklerin kontrolü sonucu bana bir (Coversyl Plus 1.25 mg.) tansiyon hapı reçete etti. Bir hafta sonra da bana tansiyon holter cihazı bağlanacak ve bu cihaz bir günlük benim kan basıncı değerlerimi ölçüp bir hafızaya kaydedecek. Doktor bana reçete ettiği ilacın, kan basıncı üzerindeki etkilerini görecek ve yüksek tansiyon tedavisini bu değerlere göre yeniden belirleyecek. 

Eşim ve ben böyle sürprizlerden bahsederken, "bir oğlumuz daha oldu!" deriz. Merak edecekler için, niye "bir kızımız daha oldu!" değil de, "bir oğlumuz daha oldu!" söyleminin esprisi ise bizde kalsın. Herkese sağlıklı günler dilerim. Unutmayalım, her şeyin başı sağlık.

Selam ve saygılarımla.

NOT: Bu yazımı, sizleri yormamak adına yorumlara kapalı olarak paylaşıyorum.

Sarı Nokta

 Sarı Nokta Hastalığı (Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu) nedir?

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu2 hastalık

Makula keskin ve renkli görmeden sorumlu retina tabakasının ortasında bulunan küçük bir alandır. Bunun ortasındaki toplu iğne başı büyüklüğündeki bölgeye içerdiği özel pigment maddelerinden dolayı sarı nokta adı verilir. Tam karşıya baktığımızda kornea ve lens yardımıyla ışık makulada odaklanır. Görme, santral retinada daha keskin, kenarlara periferik retinaya doğru ise daha zayıftır. Yaşa bağlı makula dejeneresansında makula bölgesinde fotoreseptör hücre harabiyeti geliştiğinden dolayı ilerleyici görme kaybı ortaya çıkmaktadır. Yaşa bağlı makula dejenerasyonu halk arasında sarı nokta hastalığı olarak bilinmektedir.

Sarı Nokta Hastalığının tipleri var mı?

Yaşa bağlı makula dejenerasyonun iki tipi vardır. Bunlar yaş, diğer adıyla eksüdatif tip ile kuru diğer adıyla atrofik tiptir. Hastaların yaklaşık %90'inde kuru (atrofik) tip bulunsa da, görme kaybından en çok yaş (eksüdatif) tip sorumludur. Kuru tip makula dejenerasyonunda görme kaybı yıllar içerisinde gelişir ve bulguların başlangıcından yıllar sonra görme onda bir seviyesine inebilir. Yaş tipte ise görme kaybı daha ani gelişir. Kuru tipte bazen retina içinde yeni damar oluşumları gelişir. Bu kuru tipin tehlikeli tipi olan yaş tipe döndüğünün işaretidir. Yaş tipte tehlike yeni oluşan damarların kırılgan ve geçirgen olmasına bağlı sızıntıya ve kanamaya sebep olmasıdır.

Sarı Nokta Hastalığının belirtileri nelerdir?

Yaşa bağlı maküla dejeneresansında makula yavaş yavaş yapısını kaybettiği için hastalar renkleri soluk, yazıları bulanık ve düzgün olan çizgileri eğri olarak görmeye başlarlar. Beraberinde bakılan cismin ortasında bulanık bir alan veya karanlık bir leke gibi görme problemleri yaşanır. Maküla dejeneresansı ilerlediğinde kişilerin görme alanlarının ortasında yoğun görme kayıpları oluşur. Bu problemler kişilerin önemli faaliyetleri yapmalarına engel olur ve hayatları kısıtlanır.

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu1 hastalık

Sarı Nokta Hastalığı kimlerde daha çok görülüyor?

Yaşa bağlı makula dejenerasansında temel risk faktörü ilerleyen yaştır. Bunun yanı sıra aile öyküsü, açık renkli göz, hipertansiyon, kalp hastalığı, sigara öyküsü ve UV ışınları da diğer risk faktörlerdir. Kadınlar erkenlerden daha fazla risk altındadırlar.

Sarı Nokta Hastalığı açısından kimlere muayene olması önerilmektedir?

Pek çok kişi maküla probleminin olduğunu bulanık görme ortaya çıkana kadar fark etmez. Dolayısıyla genellikle başka bir nedenle yapılan göz muayenesinde tesadüfen teşhis edilir. Yaşa bağlı makula dejeneresansı açısından 50 yaş ve üzerindeki herkesin kontrol edilmesi gereklidir. Ailesinde ve yakın akrabalarında yaşa bağlı makula dejenerasyonu olanlar, aşırı kilolu ve kan kolesterol düzeyi yüksek bulunanlar, sigara alışkanlığı olanlar, hipertansiyon gibi kalp damar hastalığı bulunanlar hastalık açısından yüksek riskli olduklarından daha erken yaşlarda kontrol edilmelidirler. Öte yandan yaşa bağlı makula dejenerasyonu hastalığı olanlar yılda en az bir defa düzenli olarak retina muayenesinden geçmelidir. Bu hastalara hastalık seyirlerini kontrol etmeleri için “Amsler Grid” de denilen bir tür kareli kağıt testi verilir ve görme kalitelerini haftada en az birkaç kez kontrol etmeleri istenir.

Amsler Grid (Kareli Kâğıt) testi nasıl yapılır?

Amsler Grid denilen kareli kağıt testinde kişiler eğer kullanıyorlarsa okuma gözlüğünüzü takıp aydınlık bir ortamda 30 santimden teste bakmaları gerekir. Test her bir göz, diğer göz kapatılarak uygulanır. Açık olan göz test kağıdı üzerinde merkezde bulunan noktaya bakar. Ortaya bakarken çizelgedeki tüm çizgilerin düz olup olmadığına bakar. Diğer gözle de aynısını tekrarlar. Herhangi bir bölgede çizgilerde kırılma, çizelgede bulanık görme tespit ediyorsa göz doktoruna başvurması önerilir.

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu3 hastalık

Sarı Nokta Hastalığı tanısı nasıl konur?

Hasta muayenede yaşa bağlı makula dejerasyonuna ait riskler açısından önce sorgulanır ve detaylı öyküsü alınır. Biyomikroskop ve çeşitli mercekler yardımıyla makula başta olmak üzere kapsamlı bir göz incelemesi yapılır. Muayeneyi takiben teşhisi doğrulamak, yapılacak tedavi şeklini belirlemek ve takipler için bazı tetkikler yapılmaktadır. Optik koherens tomografi (retina tomografisi), fundus floresein anjiografi (göz anjiyosu) ve optik koherens tomografi anjiyografi (ilaçsız göz anjiyosu) en sık kullanılan tetkikler olmaktadır.

Sarı Nokta Hastalığının tedavisi var mıdır?

Yaşa bağlı makula dejeneresansı genel olarak geri dönüşü olmayan bir hastalıktır. Kuru tip makula dejenerasansı için etkinliği gösterilmiş bir tedavi yöntemi henüz yoktur, ancak çeşitli vitamin, mineral takviyeleri ve lutein gibi bazı antioksidan özelliğe sahip olan ilaçlar kullanılmaktadır. Yaş tip yaşa bağlı makula dejeneransı erken safhada tespit edildiğinde görme mevcut seviyede korunabilir ve kayıpların ilerlemesi yavaşlatılabilir. Son yıllarda en çok uygulanan tedavi göz içine anti-VEGF (Vasküler Endotheliyal Büyüme Faktörü) ilaç enjeksiyonlarıdır. Bu ilaçlar kanamalara ve sıvı birikimlerine yol açan yeni damar oluşumlarını engellemektedir. Söz konusu tedaviden iyi sonuç alabilmek için hastaların tedaviye uyum sağlaması ve düzenli kontrole gelmesi önemlidir.

Kaynak:https://www.istanbulretina.com/sari-nokta-hastalik-belirtisi-tedavisi.php

Sarı nokta hastalığına neden yer verdiğimi merak edenler için söylemek durumundayım. Geçenlerde gözlüklerimi yenilemek için gittiğim göz muayenesinde doktor bende "Sarı Nokta" başlangıcı olduğunu söyledi. Şimdilik kuru sarı nokta olduğu için, devletin karşılamadığı bir vitamin hapını almak durumunda kaldım. Söz konusu hap 30 günlük olup, bedeli 600 TL. civarında ve bu hapı ölünceye dek her ay kullanmam gerekiyormuş.

Her Şeyin Başı Sağlık

Merhabalar.

Değerli Blog Arkadaşlarım.

Sol dizimdeki kireçlenme bana hayatı zehrediyor. Yürürken, otururken, ayakta iken ağrı hiç kesilmemekle birlikte yatakta bile ağrıyor. Bu durumu sizlerle paylaşmamak için kaç gündür direniyordum. Sol dizimdeki eklem ağrısı yüzünden artık eskisi gibi bilgisayarın başında bile çalışamıyorum. Bir yerden bir yere gitmek üzere yollarda yürürken zor yürüyorum. Bu ne kireçlenmeymiş yahu?.. Ameliyatlara, kanserlere ve enfeksiyonlara taş çıkartan bir hastalık. Hani Nasrettin Hoca damdan düşünce, kendisine yardım etmek isteyenlere "bana damdan düşeni getirin" demiş ya, işte diz kireçlenmesi gerçekten böyle sıkıntılı bir hastalık ve süreç. 

Bir fırsatını bulduk ve eşimle birlikte 21-25 Şubat 2024 tarihleri arasında memlekete (Kırşehir-Kaman) gittik. Müstakil bahçeli tuğla yığma evimizde kış boyunca soba yanmadığı için evimizi ısıtmak biraz zor olsa da geldiğimize değdi doğrusu. Kovalı kuzine sobamızı yakarak ısındık ve beş gün memleket havası aldık. Bize çok iyi geldi. Şu anda yine Ankara'dayız ve hastane ziyaretlerimize başlamış durumdayız.

Eşim cilt kanseri "Deri Lenfoması" tıbbi adıyla "Mikozis-Fungoides" Doktoruyla görüştük; eşimin hastalığında iyileşme görüldüğü için, iki ay boyunca fototerapi almayacak ve ağzını burnunu yara yapan Psöretin isimli hapı da içmeyecek. Çok sevindik. En azından haftada üç kez sabahtan kalkıp hastaneye gidip gelmeyecek ve bazı yerlerini yara yapan o malum hapı da içmeyecek. 

29 Şubat 2024 Perşembe akşamı da Ankara TRT Arı Stüdyosundaki "Zamane" müzik programına katıldık. Kızılay istikametine giden bir otobüse biniyoruz ve Milli Kütüphane önünde iniyoruz ve kütüphanenin arka tarafındaki TRT Arı Stüdyosu'na geçiyoruz. Ne tesadüftür ki, bu akşamki proğrama Kırşehir Vakfı ve derneği üyeleri ile Kırşehir'de sesi ve sözüyle tanınan, şehrin sevilen mahalli sanatçısı Yaşar Apaydın, canlı performans sergilemek üzere davet edilmiş. Bu müzik programı, negatif enerjimizi boşaltarak yerine pozitif enerji yüklememizi sağladı ve bu etkinlik hem eşime, hem de bana çok iyi geldi. 

Selam ve saygılarımla.

Dizlerimiz


Merhabalar.

Dizde ağrı, kilitlenme, takılma, merdiven inip çıkamama… Vücudumuzun tüm yükünü taşıyan dizlerimiz artık genç yaşta da yıpranıp, yaşam kalitemizi düşüren birçok soruna yol açabiliyor. Halk arasında "kireçlenme" olarak adlandırılan "osteoartrit", günümüzde giderek yaygınlaşıyor.

Ben 2019 yılından bu tarafa (64 yaşımda iken) pedal çevirdim, çok yol yürüdüm, bahçe belledim, ceviz bahçesinde çalıştım, taş taşıdım, demir doğrama atölyesinde çalıştım, diz çökerek ve çömelerek çok çalıştım ve sonunda dizlerimdeki kıkırdak dokular kireçlendiği (deforme olduğu) için hiç kesilmeyen ve sürekli ağrıyan diz ağrıları ile karşılaştım. 

Kireçlenmiş Kıkırdak Dokunun Röntgen Görüntüsü

Nisan 2022 yılında ortopedi polikliniğinde muayene oldum. Dizlerimin röntgeni çekildi. Röntgen grafiklerini tetkik eden doktor bana yaşıma (68) göre kemiklerimin çok iyi olduğunu, ancak dizlerimdeki kıkırdak dokularda kireçleme başladığı için dizlerimi artık korumak zorunda olduğumu söyledi. Dizlerin en büyük düşmanı fazla kilolar olduğu için, kilo almamaya dikkat etmem gerektiğini, yemek için yer sofrasına değil, masaya oturmam gerektiğini, alaturka tuvaleti değil alafranga tuvaleti kullanmam gerektiğini, namaz kılıyorsam, namazı ayakta değil, oturarak kılmam gerektiğini, dizlerimi bükmemem gerektiğini, ayakta fazla kalmamam gerektiğini, fazla yol yürümemem gerektiğini, dizlerime yük bindirmemem gerektiğini ve dizlerle ilgili verdiği broşürdeki fizik hareketlerini de yapmam gerektiğini anlattı. Velhasılkelam, işte benim yaşam konforum ve yaşam kalitem dizlerimin kireçlenmesi sayesinde bozulmuş oldu. 

2023 yılı Kasım ve Aralık aylarında diz ağrılarım arttı ve artık yürümede zorlanır hale geldim. O kadar zor bir durum ki, anlatamam. Tekrar doktora gittim. Doktor bir takım devletin karşılamadığı ücreti mukabilinde yapılan tedavilerden (PRP, Kök Hücre, Kortizon İğneler, Hidrojel, Ozon vs.) bahsetmekle birlikte bana reçete ettiği jel türü bir solüsyon ilacı dizlerime sabah akşam sürüyorum. Bu jel beni biraz rahatlattı, yani iyi geldi. Dizlerimizdeki kıkırdak dokularda oluşan kireçlenmenin tedavisi yoktur. Sadece kireçlenmeyi yavaşlatabiliyoruz. Kıkırdak dokuda, sinir yok, kan damarları da olmadığı için bu doku tamir edilemiyor. Kireçlenme son evresine geldiği zaman da ameliyatla dize protez takılıyor. Kemik kemiğe sürtmeyecek, iki kemik arasındaki kıkırdak doku (kireçlenme) deforme olunca kemik kemiğe sürtünüyor, diz ağrıları ve yürümede zorlanma başlıyor. 

Kireçlenen Diz ve Protez Ameliyatlı Diz

Doktor bana ayrıca kesin ameliyatlık durumuna gelmeden bu süreci dizlerimi koruyarak iyi kullanmam ve mümkün olduğunca uzatmam gerektiğini söyledi. "75 yaşına gelince protez takılır, bundan sonraki süreç senin için yeterli olur, ikinci bir protez ameliyatına gerek kalmaz." dedi. 

Sonuç olarak, şu anda yürümekte zorlanıyorum. Ağırlık taşıyamıyorum. Bisiklete binemiyorum. Fazla yürüyüş yapamıyorum. Dizlerime yük binecek her türlü hareketlerden kaçınıyorum. Vücudumun tüm yükünü taşıyan dizlerime esir oldum. Aman ha, dizlerinize gereken ihtimamı gösterin ve dizlerinizi koruyun. Kireçlenmeyi ne kadar geciktirirseniz bu sizin için o kadar iyi olur. 

Sağlıklı günler dilerim.

Başımızın Belası


Yaşın ilerlemesiyle beraber (özellikle 65 yaş üstü) prostat kanseri erkeklerin en büyük derdi olmaktadır. prostat bir bakıma erkeklerin başının belasıdır ve erkekler hayatları boyunca prostat ve onun yarattığı psikolojik ve fiziksel problemlerle uğraşırlar. 

Maalesef bunlardan biri de benim. 11 Nisan 2023 Salı günü Ankara Etlik Şehir Hastanesinde Davinci robotik prostat kanseri ameliyatı oldum. 17 Nisan'da taburcu oldum. Bu oeprasyonun en önemli komplikasyonlarından biri olan idrar kaçırma sorunuyla cebelleşiyorum. Bu sorun 6-12 ay kadar sürecekmiş. Sizin anlayacağınız bir yıl daha idrar kaçırma sorunu ile cebelleşeceğim. Eğer bir yıl sonunda mesane idrar tutmayı öğrenemezse, kapalı basit bir operasyona daha alınabilirim.
 
1-2 ay daha popomun üzerine oturmam yasak olduğu için, epeydir bilgisayarımı kullanamadım. Şu anda iskemlemin üzerinde yuvarlak kalın süngerimsi bir simit üzerine oturarak bilgisayar kullanabiliyorum. Epeyce bir zaman daha sert zeminli yerlere oturmamam gerekiyormuş. 

Uzun bir zamandır blog faaliyetime ara verdiğimin farkında olmanız nedeniyle bu açıklamayı yapmam gerektiğine kanaat getirdiğim için bu durumu sizlerle paylaşmak istedim. 

Sizlere sağlıklı ve huzurlu günler dilerim. Unutmayın, her şeyin başı sağlıktır!..

Beyin Sisi

Merhabalar.

Unutkanlık, odaklanmada zorluk, öğrenme güçlüğü, kararsızlık, kaygılı ruh hali, dikkat dağınıklığı, algılayamama, konsantre olamama, asabiyet, kafayı toparlayamama, zaman zaman sersemlik hissi, anlık hafıza kayıpları gibi bulgularla kendini gösteren beyin sisi, aslında yaşam kalitemizi de oldukça düşüren sağlık problemlerinden biridir. Eğer dikkate alınmaz ise, akıl sağlığımızı da tehdit edebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Bu nedenle beyin sisinin belirtilerinin farkında olmanın ve hastalıkla nasıl mücadele edileceğini bilmenin oldukça önemli olduğu konusunda uzman doktorlar uyarıyorlar. 

Eğer, günlük konuşmalarınızda kelime bulmak da zorlanıyorsanız, olumsuz düşünceleriniz arttıysa,  kaygılı bir ruh hali içindeyseniz, karar vermekte zorlanıyorsanız, unutkanlık yaşıyorsanız, uyku sorunları baş göstermeye başladıysa, ani öfke atakları geçiriyorsanız, tükenmişlik hissi yaşıyorsanız ve odaklanmakta zorluk çekiyorsanız, beyin sisi sorunuyla karşı karşıya olabilirsiniz demektir. Bu belirtileri kesinlikle normal bir durum olarak algılamayın. Çünkü beyin sisi sorunu, göz ardı edilir ve tedavi edilmezse, akıl sağlığınızı tehlikeye sokabilir. 

Beyin sisinin ana nedenlerinin başında B6, B1 ve B12 gibi vitaminlerin veya magnezyum, fosfor ve iyot gibi minerallerin eksikliği geliyor. Bu nedenle yukarıda belirtilen bulguları yaşayan kişilerin öncelikle kan değerlerine bakılması ve genel bir muayeneden geçirilmesi önemlidir. Çünkü,vitamin ve mineral eksikliği söz konusu değilse, o zaman vücuttaki hücrelerin kendini onarabilme kapasitesiyle alakalı bir sorun olabileceği düşünmelidir. Böyle bir durum mevcut ise, o zaman devreye beynin senkrenonize çalışmasına, hücrenin kendini toparlamasına ve gençleşmesine destek olan doğal yöntemler (akupunktur, glutatyon ve ozon terapi) girmelidir. 

Uyku, bedensel ve ruhsal sağlık için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Özellikle yaşadığınız uyku sorunları, zihinsel sağlığınızı olumsuz yönde etkileyerek, dikkat dağınıklığı, motivasyon eksikliği ve iş verimini azaltmak gibi sorunlara neden olur. Bu nedenle uyku hijyenine dikkat edilmeli ve kaliteli bir uyku düzenine geçmelisiniz. 

Şehir hayatının getirdiği en önemli sorunlardan biri de doğadan uzak kalmaktır. Beyin sisi yaşayan bireylerin doğada vakit geçirmesi, yürüyüşlere gitmesi ya da kamp yapmaları inanılmaz faydalıdır. Fiziksel aktivitenizi artırmak, emin olun hem bedensel, hem de ruhsal anlamda size iyi gelecektir. 

Beyin sisi tedavisinde dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de beslenmektir. Mesela zeytinyağı, meyve ve sebze, kuru yemiş, fasulye ve tam tahıl ile beslenmenin hafıza ve beyin sağlığına önemli katkıları vardır. Omega 3 ve omega 6 bakımından zengin gıdalar tüketmek de sizlere yardımcı olacaktır. Üç ay boyunca glütensiz, şekersiz ve süt ürünlerinin olmadığı bir beslenme proğramını uygulamak, beyin sisi sorunlarınızdan kurtulmanıza destek olacaktır. 

Tüm bunları ben söylemiyorum, Dr. Buğra Buyrukçu söylüyor. Siz de kendinizi, sabredip buraya kadar okuduğunuz bu mektup doğrultusunda kontrol ederek beyin sisi rahatsızlığı belirtilerinizin olup olmadığına karar verdikten sonra gereğini yaparsınız. Size sağlıklı ve hayırlı günler dilerim. 

Selam ve saygılarımla.

Sağlık Sistemi

Merhabalar.

Bugün Türkiye'de sağlık sisteminin bozuk, çarpık ve halkın sorun ve ihtiyaçlarına yanıt vermekte başarısız olduğunu iktidar partisinin şakşakçıları dışında herkes kabul ediyor. Sağlık Bakanı'nın bir özel hastane patronu olduğu, Cumhurbaşkanı tarafından şehir hastanelerinin "müşterisinin inşAllah çok artmasının" temenni edildiği Türkiye'de sağlık bir "sektör" olarak işliyor ve her sektör gibi maliyet ve kar odaklı çalışıyor. Bu piyasacı yaklaşım, yoksul halkın sağlık ihtiyacının karşılanmamasının yanı sıra, önlenebilir pek çok sağlık sorununun da ancak kar getirecek hale geldikten sonra ele alınmasıyla sonuçlanıyor. 

İktidarın yarattığı derin eşitsizlikler ve yoksulluk, vatandaşın büyük bölümünün kötü beslenmesi, sağlıksız koşullarda yaşaması, sağlık açısından sakıncalı işlerde gerekli önlemler alınmaksızın çalışması, aşırı strese maruz kalması gibi eşitlikçi bir düzende bulunmaması gereken ek tehditler yaratıyor. Ayrıca sağlık hizmetinin ve ilaçların ücretsiz olduğundan bahseden iktidara, her muayene olan vatandaşın az da olsa muayene ücreti ödediği gibi, hemen hemen aldığı her ilaç içinde hasta katkı ya da katılım payı ödediğini hatırlatmak isterim. 

Bu tablo sonucunda Türkiye'de çoktan gündemden çıkmış olması gereken verem gibi hastalıklar yoksulların yakasını bırakmıyor. Her üç kişiden biri obez, her dört kişiden biri psikiyatrik sorunlarla mücadele ediyor. Cinayetle ya da yaralanmayla sonuçlanan iş kazaları, yaygın meslek hastalıkları vatandaşın yaşantısının olağan bir unsurunu oluşturuyor. 

Her türlü sağlık hizmetinin devletin devredilemez sorumluluğunda olmakla birlikte tüm özel sağlık kuruluşlarının da en kısa zamanda devletleştirilmesi gerekmektedir. Yeniden eskiden olduğu gibi sağlık sisteminin üç basamaklı olması gerekiyor. Birinci basamağın mahalle ve işyerlerinde olması, ikinci basamağın kent dışında yaratılmış olan şehir hastanelerinin kapatılarak vatandaşın günlük yaşantısının yakınında kurulacak hastanelerden oluşturulması ve üçüncü basamak sağlık hizmetinde ise, uzmanlık hastaneleri yer almalıdır. 

Sağlık sisteminin amacı tedavi edici tıbbın yerini, önleyici tıbbın alması ve vatandaşın yalnızca hasta olduğunda değil, sürekli sağlık hizmeti alması esas olmalıdır.

Selam ve saygılarımla.

İyileştim


Merhabalar.

Covid-19 vakalarını artıran Omikron'un son alt varyantı olan BA5; Omikron'un hızlı bulaştırıcılığını, Deltan'ın da ağır seyrine neden olan özelliklerini taşıyor.  Ben de bu varyantla tanıştım ve virüs bedenime girdikten 3 gün sonra 23 Temmuz 2022 Cumartesi günü beni hasta etti. Hastalığı, üç gün çok ağır bir şekilde geçirdim. Üç günden sonra yavaş yavaş septomlar gerilemeye başladı. Her ne kadar kontrol için test yapmıyor olsalar da rica ederek yaptırdığım; 30 Temmuz ve 02 Ağustos testlerimin ikisi de pozitif çıktı. 05 Ağustos 2022 Cuma günü tekrar test yaptırmaya gittiğim de "kontrol için test yapmadıklarını, septomlarım devam ediyorsa dahiliye polikliniğine başvurmamı" salık verdiler.

Ben şu anda iyiyim, daha doğrusu iyileştim. Sadece arada bir burun tıkanıklığı ve yaş öksürüğüm oluyor. Tüm blogcu kardeşlerime ilgi ve alakalarından dolayı çok teşekkür eder; kendilerine Koranasız, sağlıklı, huzurlu ve mutlu günler dilerim. 

Her şey gönlünüzce olsun! Allah'a emanet olun.

Molnupiravir


Sağlık Bakanı Fahrettin Koca COvid-19'a karşı ruhsat alan ilk ilaç olan Molnupiravir'in bu hafta içinden itibaren ülkemizde kullanılmaya başlayacağını bildirmiş bulunmaktadır.  İlk olarak 65 yaş üzeri ve kronik hastalığı olanlarda kullanılacak ilacın etkinliği için uzmanların görüşlerini sizlerle paylaşmak istedim. 

Klinik Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap: 

Molnupiravir, bu virüse karşı etki gösteren ilk ilaç. Bu anlamda değerli. 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olanların yanı sıra belki ileride bağışıklığı baskılanmış, aşının yeterince antikor oluşturmadığı kişilerde ya da sağlık çalışanları gibi virüs yükü çok ağır olanlarda da kullanılabilir. Hastaneye yatışları yüzde 30 ile 50 oranında önlüyor. İlacın hastalığın erken döneminde alınması gerekiyor. Bunun da sebebi virüsün çoğalmasını engellemesi. Eğer virüs çoğaldıktan sonra alınırsa zaten enfeksiyon gelişmiş oluyor. Molnupiravir'in belirtilerin başlamasından itibaren en geç 5 gün içinde alınması gerekiyor. Günde 2 defa 5 gün boyunca kullanılıyor. 

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz:

Tedavide daha önce kullanılan Remdesivir, Favipiravir gibi ilaçlar daha önce başka hastalıklarda kullanılmış ve Covid-19'a karşı da laboratuvar çalışmalarında etkin olabileceği düşünülerek kullanılan ilaçlardı. Ancak, Molnupiravir tüm klinik çalışmaları tamamlanmış ilk ilaç. İngiltere ve ABD'de de bizim gibi riskli gruplarda kullanıyor. Ruhsat için tüm çalışmaları tamamlanmış bir ilaç.

Sağlıklı, huzurlu ve Korona 'sız günler dilerim. 

Birazcık Obsesifim


Merhabalar.
Ben, biraz takıntılı biriyimdir. Böyle benim gibi takıntısı olanlara, bir çeşit ruh sağlığı sorunu olan hastalar diyebiliriz. Bu tür ruh sağlığı sorununa tıp dilinde "Obsesif Kompulsif Bozukluğu" denmektedir. Obsesif ruh sağlığı sorununu internet üzerinden biraz araştırdıktan sonra, elde ettiğim bulguların bir kısmı bana uyuyor, bir kısmı da uymuyor. Bu da benim tam bir obsesif kompulsif olmadığımı, birazcık olduğumu gösteriyor. Yani birazcık obsesifim.    

Burada sizle obsesif kompulsif ruh sağlığı sorunları ile ilgili internet üzerinden ulaştığım klasik bilgileri paylaşmaktan ziyade, bizzat kendim de gördüğüm rahatsızlıklardan bahsetmek istiyorum ki, bu daha anlamlı olur. 

Her şeyi değil ama, bazı şeyleri kafama takmaya başladım. Bu nedenle artık direksiyon başına geçip araba bile kullanamıyorum. Neden mi? Sağımdan solumdan geçen arabalar sanki yanımdan geçerlerken bana çarpacaklarmış hissi veriyor. Bu da benim panik olmama neden oluyor ve sonuç olarak araba kullanmam mümkün değil. Kurallara riayet ederim ve riayet etmeyenlere de sinir oluyorum. Bu da beni strese sokuyor. Elimden geldiğince sorunlu yerlerden kaçmaya çalışıyorum. Duvardaki eğri duran çerçeve ve asılı her şey beni rahatsız eder. Mutlaka o eğri duran çerçeve ya da asılı şeyi düzeltmek istiyorum. Hatta evimde bir su terazim bile var, gerekirse onu kullanırım. Ancak bir başkasının evinde asla tablo düzeltme işine yeltenmem. Orada kendimi rahatsız olmadan tutabiliyorum. 

Plakaları okur, yüksek binaların katlarını sayarım. En kötüsü ne biliyor musunuz? Sorunlardan ve sorunlu insanlardan hep kaçmaya çalışırım. Daha doğrusu insanlardan kaçıyorum. Neden mi? İnsanlar bana çok kötülük ettiler, insanların bana çok zararı dokundu. Bu nedenle tanımadığım her insan, benim için potansiyel birer zararlı, sorun çıkaran ve güven vermeyen insandır. İnsanlara olan güvenim sıfır derecesindedir.

Birine yol göstermeye kalktığım da insanlar, yol gösterdiğim ve bilgilendirdiğim konularda sonuna kadar beni kullanmaya kalkıyorlar ve akabinde bana zarar veriyorlar. Yol göstermesem, aydınlatmasam içim rahat etmiyor,  yardımcı olunca da zarar görüyorum.  Yani kısacası insanlara iyilik etmek, yardım etmek istiyorum, ama karşılığında göreceğim zarar beni fena halde hırpalıyor.

Önemsediğim biriyle tartıştığımı ve bu durumdan dolayı da ziyadesiyle üzüldüğümü farz edelim. Bundan dolayı da o tartıştığım anı tekrar tekrar düşünerek yeniden yaşamış gibi bir hisse kapılıyorum. Baktım ki gündelik hayatımı sekteye uğratmaya başladı, depresif ve gergin bir haldeyim, “en iyisi bu olayı düşünmemeye çalışmak” diyorum ve zihnimi meşgul eden başka işlere ve aktivitelere odaklanmaya başlıyorum. Bir kere iki kere zihnim meşgul oluyor, ama sonra o takıntılı düşünceler davetsizce yine yeniden dünyama giriyor ve başaramadığım için de kaygı meydana geliyor…

Bu takıntılı düşüncelerden kurtulamamakla birlikte yeni bir yöntem geliştiriyorum; kompulsif hareketler. Kompulsiyon, kontrol edilemeyen düşünce ve dürtülere karşı gerçekleştirilen tekrarlayıcı veya görece amaç dolu bir davranıştır veya bir dizi ritüelistik veya basmakalıp kurallardır. Kaygıya neden olan obsesyonların aksine, kompulsiyonlar obsesyonlar sonucu ortaya çıkan kaygıyı ve huzursuzluğu azaltmak veya hafifletmek için bana efor sarf ettiriyor. İşte hem obsesyonlar, hem de kompulsiyonlar birleşince ortaya obsesif  kompulsiyon bozukluğu çıkıyor.

Yaşadığım ve karşılaştığım olayların da çok etkisinde kalıyor ve bu olaylar üzerine devamlı hesaplar yapıyor ve kurguluyorum. Şöyle olsaydı, böyle olsaydı şeklinde devamlı kafamda senaryolar üretiyorum. Bu da benim canımı acıtıyor, huzurumu kaçırıyor, akabinde stresli ve mutsuz bir insan olup çıkıyorum. Daha o kadar çok örnekleri var ki, bu konuda fazla başınızı ağrıtmak istemiyorum.

Bu bağlamda, hepinize her türlü stresten ve takıntılardan uzak sağlıklı, sıhhatli ve afiyet dolu günler diliyorum. Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun efendim, saygılarımla.