24 Eylül 2010 Cuma

Yaralı Yürek


İstanbul sisli, İstanbul duman
Bir derde tutulmuşum ki, halim yaman
Martılarla birlikte bekledim yolunu
Uyanıp ta gelirsin diye,  kış uykusundan.

Kıvırcık saçlarına doladığım sevdamın
Bir ömre yetecek kadardı düğümü
Ne zaman aklın başına gelecek?
Duyduğun zaman mı öldüğümü!

Şurada yaşayacağımız kaç gündü
Bu sevdanın ateşi ne çabuk söndü?
Hani, aşkın gözü kördü?
Aramızdaki sevgi büyümeden öldü.

Daha yeni geçmişti aşıklar katarı
Kahpe felek, yine beni attı  dışarı
Erimez artık bu yaralı yüreğin karı
Kalana ibret olsun bu sevda masalı.

YazBlogcu

22 Eylül 2010 Çarşamba

Yoksulluk


Yoksulluk bizi hiç terk etmedi
Yapıştı sırtımıza kara sakız gibi
Biz kaçtıkça, o üstümüze geldi
Başımızın püsküllü belası gibi.

Anlaşıldı, kurtuluş yok ondan
Zenginlik gelmesin sonradan
Sonradan görenin hali nicedir
Bu fakirlik bize daha iyicedir.

YazBlogcu

15 Eylül 2010 Çarşamba

Folklor

Kırşehir ili Kaman ilçe merkezindeki ilköğretim okullarımızla birlikte bazen de köy ve belde ilköğretim okullarımıza kadar uzanan  halk oyunları çalışması ile sene sonu öğrenci gösteri çalışmalarına Kaman Halk Eğitim Merkezi Memuru arkadaşım Yılmaz Dursun ile beraber katılırdık. O bağlama icra ederdi, ben de yerine göre keman ve kabak kemane icra ederdim. Bu güzel faaliyetlerimizle ilgili fotoğraf karelerine yer vererek sizlerle paylaşmak istedim.










YazBlogcu

12 Eylül 2010 Pazar

Referandum



Referandumun sonucunu aldık. Başbakan'ın istediği oldu. Artık önünde durabilecek hiçbir güç yok. Şimdi kafasının içindekileri hayata geçirmesinin zamanıdır.

Artık "yargı" ona ayak bağı olmayacak. Ayak bağı olmak ne kelime, artık orayı da istediği gibi yönlendirecek, istediği kararları çıkaracak, istediği davalara istediği yargıç ve savcıları atayabilecek.

Bugüne kadar iktidar gücü elinde değilmiş gibi yapamadığı her şey için birilerini suçluyordu.

Şimdi önünde engel kalmadı. Ne biliyorsa yapmasının zamanıdır. 2012'de Çankaya'ya cumhurbaşkaı olarak değil de başkan olarak çıkmaya hazırlanan Başbakan,  "Başkanlık sistemi " sinyallerini çoktan verdi bile..

Ne art niyetliyim, ne de ön yargılıyım; ben ülkem için sadece en iyisini, en güzelini ve en doğrusunu istiyorum!

7 Eylül 2010 Salı

Buruk Bayram Sevinci


Ramazan Bayramınız kutlu olsun!

Her hanenin unutulmayan acıları vardır. Bayramlar gelir kutlanır ama; bayramlar öksüzdür, bayramlar yetimdir. Bu hanelerde bayramlar bir buruk kutlanır işte!

Bu yetim ve öksüzlerin bayramını dile getiren yöremizin bir de bozlağı vardır. Rahmetli Çekiç Ali’ye ait olan bu bozlağı hemşehrimiz Bahri Altaş’tan dinleyerek yetim ve öksüzleri olan hanelere bayramın nasıl geldiğini yüreklerimizde hissedelim.

Selam ve saygılarımla…

6 Eylül 2010 Pazartesi

Bizim Akşamlarımız


Ay bir tarafta, güneş bir tarafta
Bizim akşamlarımız bambaşka 
Ezan sesiyle  başlar bir telaş;
Hem beşerde, hem  kuşlarda.

Kara örtülü damların çeleninde
Uçan kırlangıçların akşam telaşı
Çeşmede sıra bekleyen kızların
Her akşam yaptıkları sıra savaşı.

Herkesin elinde akşamın erzakı
Bir an önce evine ulaşma telaşı
Çocuklar hala oyunda oynaşta
Yetmez onlara “eve gel!” nidası.

Evlerde akşamın tatlı öğün telaşı
Herkesin sofrasında hazırdır aşı
Yemekten sonraya akşam namazı
Kim istemez ki, böyle bir akşamı!

Şimdilerde nerde böyle akşamlar!
İtiş, kakış, akşam telaşıyla başlar
Herkes akşamını evinde değil de;
Kimileri, çileli yollarda akşamlar!..

Recep Altun Kaman-Kırşehir

5 Eylül 2010 Pazar

Kadir Gecesi


Değeri Kur'an'a dayanan bu gecenin kadir ve kıymetinin bilinmesinin ve bu kutlu geceden istifade edilmesinin, ancak Kur'an'a yönelmekle, onun eşsiz mesajını anlamak ve onun mana ikliminde yol almakla, hayatın peygamber kılavuzluğuyla yaşanıp yaratılanın yaratandan ötürü sevilmesiyle mümkün olacaktır.

Bu vesileyle bin aydan daha hayırlı olan mübarek Kadir Gecemizi kutlar, bu gecenin insanlığın sevgi, barış, huzur ve saadetine vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim.

Yazmak


Yazma, kişisel olduğu kadar, aynı zamanda toplumsal bir zorunluluktur . Bu zorunluluk içinde yaşadığımız toplumun bir üyesi oluşumuzdan doğar. Bu nedenle, çevremizdeki kişilerle sürekli ilişkiler kurarız; onların sorunlarıyla ilgileniriz. Düşünce alış verişi bu ilişkiden başlar. Hiçbir insan bu doğal ilişkinin dışında değildir. Bunun içindir ki, başkalarının acılarına, sevinçlerine katılırız. Düşüncede, duyguda ortaklığı da bu ilişki sağlar. Bu yönden toplumsallık da bu ortaklığın ürünüdür.

Çevremizdekilerin sorunlarıyla ilgili çalan çanlara kulaklarımızı tıkayamayız. Kendi sesimiz yankılanır bu çanlarda. Tepkimizi ya sözle, yazıyla, ya da eylemle gösteririz, bu yolla başkalarını da etkilemeyi amaçlarız. Yazmak, dünyayı tanımak ve onu dost hale getirmektir.

Dünyayı nasıl dost hale getirebiliriz? Çevremizdeki çirkinlikleri, haksızlıkları ortadan kaldırarak, onları değiştirip düzelterek… Haksızlıkların yok edilmesi, çirkinliklerin giderilmesi toplumda bir saygı dengesi yaratır. Bu nedenledir ki, yazmaya katılmış her insan, öbür insanlardan daha ağır bir sorumluluk yüklenmiştir. Böyle bir sorumluluk yüklenme, yazarı, toplumun sözcüsü haline getirir. Bu durumda yazma, toplumsal bir görev ve toplumsal bir gereksinim olarak belirir.

Kaynak: Emin Özdemir-Adnan Binyazar (Yazma Sanatı)

2 Eylül 2010 Perşembe

Akşamları Hiç Sevmiyorum


Akşamları hiç sevmiyorum!
İşkenceye dönüş vaktidir akşam.
Batan günün çırpınışındaki,
Çaresizliğe dönüştür akşam.

Oysa, bir günün en güzel vaktidir akşam.
Güneşin ufuktaki kızıllığı yeter insana,
Ama huzur yoksa, bir cehennem alevidir.
Bekleyeceksin sabahı, büyük bir sabırla.

Akşamlar hiç olmasın istiyorum,
Oysa, bir günün en güzel vaktidir akşam,
Kim bilir, kimlere huzur veriyordur;
Bana işkence olan bu akşam...

Recep Altun Kaman-Kırşehir