Güz


SONBAHAR
...
Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,
Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,
Duymaz bu ânda taş gibi kalbinde bir sızı:
Farketmez anne toprak ölüm mâceramızı.

Yahya Kemal BEYATLI

Akşam Telaşı



Kırlangıçların akşam telaşı
Görülmeye değer dostum
Çocukların akşam oynaşı
Oynamaya değer dostum.

Akşam ezanları yükselir
Kırlangıçların kanatlarında
Analar çocuklara seslenir
Akşam, sanki  umurlarında.

Kırlangıçlar ve insanlar
Hepsi aynı telaştalar
Akşamları seviyorum
Ne olur,  olmasın sabahlar.

16.11.2012 Ankara
Recep Altun

Liyakat ve Ehliyet



Bizim irfanımızda makam istenmez, liyakat ve ehliyet bakımından müstehak olana "tevdi edilir". Tevdi etmek, "geçici olarak, emaneten vermek" demektir. Bu dünyadaki her şey gibi mevki ve makamlar da hem gelip geçicidir hem de emanettir.

Bir makamı birine tevdi etmenin ilk şartı olan "liyakat", işte bu fânilik ve emanet şuuruyla belli eder kendini. Bulunduğu veya bulunacağı makamda geçici olduğunu bilmesi ve buna göre davranması, her an ölebileceğini hesaba katıp ahirete hazırlıklı olması, liyakat sahibi bir insanın birinci özelliğidir. İkincisi ise emin, yani güvenilir olmasıdır. Çünkü emanet ancak emin olana, emanete ihanet etmeyecek olana verilebilir. Bir kişinin güvenilirliği,  Cenab-ı Hakk’a kulluktaki samimiyet ve ciddiyetiyle ölçülür. Kulluğunu savsaklayıp unutarak Allah'a ihanet edene asla güven olmaz! "Kork!  Allah'dan korkmayandan!" denilmiştir.

Liyakat genel bir şarttır aslında. Müminin şiarıdır. Makam tevdiinde mutlaka gözetilmesi gerekmektedir,  ama asla bununla yetinilmeyecektir. Çünkü "Allah size emaneti ehline vermenizi emreder." (Nisa 4/58)

Araştırma: Recep Altun

Tecessüs



İnsanların dokunulmaz hak ve özgürlüklerinden biri de gizli yönlerinin araştırılmamasıdır. Dinimiz, insan onuruna yaraşır bir şekilde davranmayı emretmiş, onun şeref ve haysiyetine saldırılmasına asla izin vermemiştir. 

Casusluk kelimesi ile aynı kökten gelen ve başkalarının gizli ve özel hallerini, ayıp ve kusurlarını araştırmak anlamına gelen tecessüs, dinimizin yasakladığı bir davranıştır. Çünkü dinimizde başkalarının ayıp ve kusurlarını ortaya çıkarmak değil; örtmek esastır. 

Bir ayette müminlere hitaben "...Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın!..." (Hucurât,49/12) buyrulmuş; Sevgili Peygamberimiz de tecessüsü yasaklayarak, İslam kardeşliğine zarar verecek her türlü davranıştan uzak durulmasını istemiştir (Buhârî, "Nikâh", 46).

Araştırma: Recep Altun

Kadınların Duyguları Hafife Alınmamalı


Erkeklerin tartışmaya sebep olmalarının en çok rastlanan şekli, karısının görüşlerini ya da bakış açısını hafife alması veya geçersiz görmesidir. Çoğu zaman kadın bir konuda üzüntü duyduğunda erkek onu rahatlatmak ister ve bunun için meselenin ne kadar küçük ve önemsiz olduğunu bildirmeye çalışır. "O kadar önemli değil, böyle küçük şeylere kafanı takma" gibi sözlerle onun rahatlayacağını zanneder. Oysa kadın buradan sadece duygularının anlaşılmadığı mesajını alır ve eşini duyarsızlıkla suçlar. Bu sebeple erkek kadının üzüntüsünü anlayıp ona hak verene kadar, kadın eşinin getirdiği çözüm önerisini benimsemez.

Özellikle de erkek söz verdiği bir şeyi yapmayı unuttuğunda veya başka bir hata yaptığında, "boş ver, kafana takma" gibi bir yaklaşım sergiliyorsa, kadın kendini üzülmeye hakkı yokmuş gibi hisseder. Daha fazla içerler. Kadının, eşinin mazeretlerini dinleyebilmesi ve anlayabilmesi için önce erkeğin eşinin üzülme nedenlerini dinlemesi ve anlaması gerekir. Böyle yaklaştığında sorunlara çözüm bulmasına dahi gerek kalmayabilir. Muhtemel bir tartışma ise daha başlamadan engellenir.

Araştırma: Recep Altun

Nefret

Kaynak: Bilinmiyor
Cehalet korku ile damıtılırsa...