Kalehöyük

Kırşehir ili Kaman ilçesi Çağırkan Kasabasından Genel Bir Görünüm

Çağırkan Kasabası Yol Ayrımı Giriş Levhası

Kalehöyük, Kırşehir ili Kaman ilçesinin 3 km. doğusunda Kaman Kırşehir karayolunun hemen kenarında yer almaktadır. Höyük 280 m çapında 16 m yüksekliğinde tipik bir Anadolu höyüğüdür. Höyükte dört yapı katı tespit edilmiştir. Kaman Kalehöyük kazılarını, Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi Başkanı ve Kaman Kalehöyük Kazı Heyeti Şeref Başkanı Prens Takahito Mikasa 31 Mayıs 1986 günü başlatmıştır. Dr. Sachihiro Omura başkanlığındaki kazı halen devam etmektedir. Burada yapılan kazılar Kırşehir’in en erken yerleşim tarihine ışık tutmaktadır. En erken yerleşim, erken Bronz çağına tarihlendirilmektir.


Kazının Yapıldığı Höyük Alanın Balondan Çekilmiş Fotoğrafı

Höyükte yapılan kazı çalışmalarında, İlk Tunç çağından başlayan ve Osmanlı dönemine kadar devam eden bir iskanın varlığı saptanmıştır. Bu saptama bize; burada yaşayan kültürlerin çevre ile etkileşimini, ilişkilerini ve sanat anlayışını vermektedir.

Kalehöyükte bu güne kadar saptanmış kültür katmanları şu şekilde özetlenebilir:


I.Kat    : Osmanlı Dönemi (15-17yy)

II.Kat   : Demir Çağı (M.Ö.12-4 yy)
III.Kat  : Orta ve Geç Bronz Çağı (İ.Ö. 20-12 yy)
IV.Kat  : Erken Bronz Çağı: (M.Ö.23-20 yy)



Japon Bahçesinden Bir Görünüm









Kazıdan Elde Edilen Bilgiler Işığında Yerleşimi Gösteren Minyatür

Kazıda çıkarılan çömlekler


Kazı Alanı Höyükten Bir Görüntü


Öküz Taşı


Kazı Yapılan Höyükten Minyatür Görünüm

Kapalı Müze Alanı


İslam Dini


Geçenlerde Hacıbayram esnafından aldığım Prof. Dr. Sabri Hizmetli'ye ait,  "Cuma Namazı Kadınlara da Farzdır" isimli kitabının önsözünde İslam Dini'ni çok güzel bir şekilde özetleyen bir kesiti sizlerle paylaşmak üzere aşağıya aldım:

"...İslam, Kur'an kaynaklı ve insan eksenli bir dindir. Öğretileri Kur'an ve Sünnet'e dayanmaktadır. Anane dini, müevvel din (bilginlerin otorite, görüş ve yorumlarına dayanan din) ve mübeddel din (halkın örf ve yaşayışına dayanan din) değildir. Kur'an'a göre İslam tevhid dinidir ve Şari’i sadece Allah'tır. Ne bilginler ne de halk onda söz sahibidirler. Dolayısıyla, kimse kendisini Allah'la birlikte dinde söz sahibi olma konumunda göremez, kişisel görüşleri ve yorumlarını da Kur’an'ın buyrukları yerine koyamaz veya onunla eşdeğer kılamaz. Kulluk mesuliyetinin gerçekleştirilmesinde Kur'an'a teslimiyyet ve itaat, Hz. Peygamberin Sünneti'ne müracaat esastır. İslam ne bilginlerin veya din adamlarının otoritesine dayanan bir dindir ne de belli bir sınıfa aittir. Peygamberin ve onun varisleri durumunda görülen bilginlerin vazifesi, Kur"an'ın Nisa Suresi 58. ayetinde bildirildiği üzere, “işleri ehil olanlara vermek, insanlar arasında hükmettikleri zaman adaletle hükmetmek”tir. Allah'ın vekili olma ve O'nun adına hareket ederek Din'de hüküm koyma anlayışı Kur'an'a aykırıdır, kimsenin de böyle bir yetkisi yoktur. Hz. Muhammed'in bir elçi ve tebliğci olduğunu bildiren Kur'an "Ey Muhammed biz seni onlara vekil göndermedik, sen onların vekili değilsin..." ifadeleriyle bu gerçeği duyurmaktadır. Bu durumda, Peygamber de dahil hiçbir insanın Allah adına hüküm koyma ve hareket etme, Onun adına dini belli bir sınıfa ait kılma ve belli bir sınıfı da bir takım ibadetlerden ve mükellefiyetlerden, mabedlerden ve ilim merkezlerinden dışlama hakkı ve yetkisi bulunmamaktadır.

İslâm, hak ve adalet, sulh ve sevgi dinidir. Haksızlıkları ortadan kaldırarak zulmü önlemek ve zalimi ıslah etmek ister. Mazlumun haklarını korumak ve savunmak onun başlıca hedeflerindendir. İnsanları ve cinleri "kulluk”ta bulunmakla yükümlü tutarak bu hedefini gerçekleştirmeye çalışır. Çünkü "Kulluk mükellefiyeti", hem Allah'ın hem de insanların haklarını koruma ve yaşatma misyonunu kapsar. Hz. Peygamber (sas) de nübüvvet görevini bu hedefler doğrultusunda yaptı..."

Prof. Dr. Sabri Hizmetli

Dibek Taşı

Bulgur elde etmek için kaynatılmış buğdayın kabuğunun soyulması için ağaç tokmaklarla dövüldüğü Çiftlik Mahallesinde bulunan dibek taşını görüyorsunuz.


Bulgurun Kaynatılması



Dibek Taşı

                                         

  Gördüğünüz dibek taşında bulgurun dövülmesi

Ramazan Ayı

Ketenlik'te (Batı Trakya/Yunanistan) Bayram Bahşişi Toplayan Ramazan Davulcusunu görmektesiniz.

Ramazan kendi başına mübarek ve değerli bir aydır, oruç da kendi başına önemli bir ibadettir. Bu iki müstesna kutsiyet bir araya geldiğinde ortaya çıkan "Ramazan Orucu" olgusu, müminler için hem emsalsiz bir lütuf hem de emsalsiz bir fırsat olarak anlam kazanmaktadır.

Her milletin ve kültürün kendine göre değerli ve anlamlı zaman dilimleri vardır. Bağımsızlığına kavuşmak, tarihi bir zafer kazanmak yahut bir felaketten kurtulmak gibi o milletin tarihinde dönüm noktası niteliğindeki olayların cereyan ettiği günleri sembolize ettiği için anlamlıdır, önemlidir onlar.

Ancak her milletin kendisi için son derece önemli olsa da, bu zaman dilimleri başka milletler ve kültürler için ayrıcalıklı bir anlam ifade etmeyebilir. Dinin "mübarek" dediği zaman dilimleri ise böyle değildir. Onların milletler ve kültürler üstü bir anlamı ve kuşatıcılığı vardır, idrakiyle müşerref olduğumuz Ramazan ayı da yüce dinimizin "mübarek" olduğunu bildirdiği bu müstesna zaman dilimlerindendir.

Üç ayların içindeyiz. Kutlu zamanlarda... Ramazan iki adım ötemizde. Bir de, dokunabilene yeni bir hayat sunacak bir gece var önümüzde; Kadir gecesi. Yani şimdi hazırlık zamanı. Aylardan bir ay, Ramazan. Rahmetin, bereketin sağanak olup yağdığı bir ay. On bir ay içinde bir sultan. Günlerinin her birinde oruç tutuluyor. Oruç öyle bir ayrıcalık ki yüce Mevla, "Oruç benim içindir ve onun mükafatını ancak ben veririm" buyuruyor. Gecelerinde ise mana dünyamıza birer kandil; teravih... Bir de, okumayı bilenler, dilini, gönlünü süslemek isteyenler için her fırsatta Kur'an ziyafeti...

Ramazan sahuruyla, iftarıyla, teravihiyle içimizi dışımızı sarar, sarmalar, iftara kadar zaman bazan hızlı, bazan yavaş akar, sabra alışır beden, iftar rehavetinde teravih yeniden derler toplar bizi. Ve gecelerden bir gece, Kadir... Bin aydan daha hayırlı. Koca bir yılın en bereketli, en özel anları. Allah Resu-lü'nün (s.a.v) ifadesiyle: "Kadir gecesinin hayrından mahrum kalan kişi, gerçekten mahrum isminin verileceği kişidir" (Nesai).
Şimdi o kıymetli aya, o kıymetli geceye yaklaşıyoruz.

Başı Rahmet, ortası Merhamet, sonu ise Cehennem'den Azad olan Mübarek Ramazan ayının hayırlara vesile olmasini dilerim....