24 Aralık 2012 Pazartesi

Erkekleri Kim Yönetiyor?

Bu Fotoğraf İnternetten Alındı.

Merhabalar Sevgili Kardeşim Arif.

Satırlarıma başlamadan evvel selam eder, her iki gözlerinden hasretle öperim. Nasılsın, iyi misin? İnşallah iyisindir. Sen de bu gurbetteki dertli kardeşinden soracak olursan hamdolsun çok iyiyim de ah, bir de kendi hayatıma istikamet verecek kararları kendim alabilsem, daha da iyi olacağım!.. 

Havalar nasıl? Burada bir bakıyorsun kar yağıyor, bir bakıyorsun yağmur, bir de bakıyorsun ki güneş bile çıkıyor. Ama havalar soğuk geçiyor. Ben de şantiyede çalışmaya devam ediyorum.

Anam bana haber salmış; parasına sahip olsun, parayı çok kazansın, ben ona Çorapsızın Mevlid'in kızını alacağım diye. Sen de biliyorsun ki benim sevdiğim başkadır. Şu anamın elinden kurtulayım diye gurbete kaçtım, gurbette de yakamı rahat bırakmıyor, anamla başım dertte, onun elinden, dilinden nasıl kurtulacağımı bilemiyorum, şaşırdım kaldım.

Hani bir ara köy odasındaki sohbetlerde bahsetmişlerdi ya "memleketin erkeklerini kadınlar yönetiyor" diye valla ne kadar doğru söylemişler Arif ya, kendimi bildim bileli yularım anamın elindedir. Nereye çekerse oraya gidiyorum. Köyden gurbete kaçtım geldim ama yine de elinden kurtulamadım, ta köyden beni yönetiyor ya!..

Yarın beni evlendirecek, kendi ölüp gidecek, bu sefer de beni anamdan ders alan Çorapsızın Mevlid'in kızı yönetecek! Ondan sonra mı? Tabi ilk çocuğumuz kız olacak, yönetimi anasından o devralacak, ondan sonra da o yönetecek, ne zamana kadar mı? Tabi ki ben ölünceye kadar. Kardeşim bu kadınlardan hiç kurtuluş yok mu ya?.. 

Fazla başını ağrıtmayayım, satırlarıma istemeyerek son verirken tekrar selam eder, her iki gözlerinden hasretle öperim. Bir daha ki mektupta buluşmak üzere Allah'a emanet ol ve sağlıcakla kal. Acele cevap beklerim. 

Kardeşin Değirmen

22 Aralık 2012 Cumartesi

Dostluk



Dostun derdi başkadır, hasreti etti  bahane
Bir anlam veremedi, narına oldu pervane
Bir kulak ver ne olur, şu derbederin zarına
Uğramaktır onun korkusu, dostunun ahına.

Yüz çevirmez dost, dostun yüzünden yana
Belki bu son demdir, gönül dostundan yana
Dostun dostu dostumuzdur, basarız bağrımıza
Yarı yolda bırakmak, yakışmaz bizim şanımıza.

İçimizde volkandır, kaynar dostluğun ateşi
Dostluğumuz bir başkadır, yoktur daha bir eşi
Gelseler bile bir araya, dervişlerin üçü beşi
Eremezler sırrına, Mevla'ya bırakırlar bu işi.

Recep Altun 

18 Aralık 2012 Salı

Nihayet


1969 yılına ait sayılarının birinde şiirimin yayınlandığı ve yıllardır aradığım ama bir türlü bulamadığım “Doğan Kardeş” dergisini nihayet 3 Ocak 2009 pazar günü Ankara Ayrancı Antika Pazarı’nda buldum. Söz konusu dergiyi arayış hikayem o kadar uzun ve ilginçtir ki, uzun süren bu arayışın,  hikayesini uzatmak istemediğim için sadece bu sayfaya sığdırmakla yetindim.

Sadece yılını hatırladığım, ancak hangi ayda ve hangi sayısında yayınlandığını bir türlü hatırlayamadığım şiirimin konusu havacılık ve ismi de “Havacılık Destanı” idi. Ben de haliyle 1969 yılının Mart, Nisan ya da Mayıs aylarının içinde yayımlanmış olabileceğini tahmin ettiğim için, hep bu ayların içindeki sayılarını aradığım bu dergilerde şiirimin yer almadığını ancak, Ankara Ayrancı Antika Pazarı’nda bulduğum 1969 yılı ciltli Doğan Kardeş dergilerinin sayılarını tek tek taramam sonucunda görmüş oldum.

Söz konusu şiirimin Doğan Kardeş dergisinin 8 Aralık 1969 tarihli “Ana-Oğul” kapak isimli 33. sayısında yayımlandığını görmekle birlikte aynı zamanda derginin orijinal baskısına da sahip olabileceğim için,  ne kadar çok sevindiğimi söylememe gerek yoktur herhalde.

1934 yılında çıkarılan Soyadı Kanunu uyarınca herkesin kendisine bir soyadı alması gerektiğinde, Köseoğlu olarak bilinen sülalemizin bir kısmı Köseoğlu, bir kısmı da Köseömür soyadını almış, ancak değerli madenleri çok seven bir büyüğümüzün seçimine uyarak bizler de Altun soyadını almışız.

Şiiri yazdığım yıllar; 1969-1970 öğretim yılı, Kaman Ortaokulu 3-C sınıfı 711 nolu öğrencisi idim ve Altun soyadımı asla sevmediğim ve konuya da vakıf olduğum için hep Köseoğlu soyadına olan ilgi ve özentimden dolayı yazdığım şiirin altına adımı ve soyadımı Recep Köseoğlu olarak yazmıştım. Doğan Kardeş dergisinin 1969 yılı Aralık ayı 33. sayısını satın aldığımda, şiirimin dergide yayımlandığını görünce sevincimden havalara uçmuştum. Ama bir de baktım memleketimin Kırşehir olması gerekirken, Kastamonu yazılmış olduğunu gördüm. Bu hatadan dolayı da çok üzülmüştüm.

Doğan Kardeş dergisinin ilgililerine derhal ikinci bir mektup göndererek, sehven Kastamonu olarak yazılan memleketimin adının Kırşehir olarak düzeltilmesini talep etmiştim. Ama o zamanlar ilgililer bu talebimi dikkate almadılar ve bu düzeltme de asla yapılmadı ve öyle de kalmıştı…

Yayımlanan şiirde beni tanımlayacak tek kaynak fotoğrafımdı. Buna rağmen, bu şiirin bana ait olduğuna bazı arkadaşlarımı inandıramamıştım.

 
HAVACILIK DESTANI

Göklerin yenilmez kahramanları
Bir çift motorla uçan Türk Akıncıları
Taşırlar havada ayyıldızları
Pilot olmak ister Türk Çocukları

Havalandı mı gökleri delip geçer
Emir verildi mi her yere gider
Türk semalarında uçar durursun
Vatanda en büyük koruyucusun

Recep Köseoğlu

16 Aralık 2012 Pazar

Kur'an-ı Doğru Anlamak


Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'i çağımıza göre doğru bir şekilde anlamak üzerine inceleme ve araştırma yaparken; benim için konu hakkında yazılmış ilim adamlarının kitaplarından istifade etmekten başka bir seçenek kalmamıştır. Bu yaştan sonra, ta en baştan başlayarak bu ilmi temelden tahsil etmeye; ne öğrenme kabiliyetim,  ne de ömrüm yeterlidir. Yani benim yaşımdaki insanlar artık bu ilmi tahsil etmek için çok geç kalmış sayılırlar. Ancak doğru bir kaynak seçerek, seçilen bu doğru kaynaktan ihtiyacımız olan doğru bilgiyi alarak amacımıza ulaşabiliriz. 

Kur'an-ı doğru okumak ve Kur'an'da verilmek istenen emir ve mesajları da çağımıza göre doğru anlamak günümüz insanların ve müslümanların en çok ihtiyaç duyduğu bir konudur. Araştırma yaptığım bir kaynakta Prof. Dr. Hüseyin Atay aynen şöyle demektedir: 

(1) "...Müslümanların sorunlarının çözülemiyor olması, Kur'an-ı Kerim'i bin küsur yıldan beri terk etmiş ve onu her çağa göre anlamaya çalışıp uygulamayı ihmal etmiş olduklarındandır. Cahiller, müslümanlar Kur'an-ı çok okuyorlar, ama manasını anlamadan okumanın, teybe konulan bir kasedin Kur'an okumasından ne farkı vardır? Hala bunun farkında olmayan müslümanların elbette işleri, sorunları çözülmeden, yüzüstü kalmaya mahkumdur...

Prof. Dr. Hüseyin Atay'ın Kur'an'a Göre Araştırmalar kitabının içinde yer alan "Kur'an'ın Anlaşılma Yöntemleri"ni tek tek ele alarak istifade etmek isteyen arkadaşlar için burada paylaşmak isterdim. Ama önce 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince sayın yazardan bu konuda izin almam gerekmektedir.

Recep Altun

(1) Prof. Dr. Hüseyin Atay- Kur'an'a Göre Araştırmalar VI  Sayfa:170


10 Aralık 2012 Pazartesi

Değirmenden Mektup Var (2)



Merhabalar, Sevgili Blogger Kardeşlerim.

Mektubuma başlamadan önce  hal ve hatırınızı sual eder, iyi olmanızı bizleri yaratan yüce Allah’tan niyaz ederim. Sizler de eğer ben değersiz kardeşinizi sual edecek olursanız, hamdolsun çok iyiyim. Buralarda havalar soğudu. Bazen yağmur yağıyor, bazen yağmurla beraber kar atıştırıyor, bazen de güneşli günler geçirdiğimiz oluyor ama, tedbiren kışlıklarımızı hiç çıkarmıyoruz, malum artık kış geldi.

Bedenimiz eskisi gibi değil, artık yaşlanıyoruz. Kanımız artık eskisi gibi bedenimizi ısıtmıyor. Çok çabuk üşüyoruz, oturduğumuz yerden kalkarken zorlanıyor, ayağa kalktığımızda da sendeliyoruz.

Kimsenin kimseye tahammül edemediği, hoşgörünün, sevginin, saygının kalmadığı şu günlerde huzurumuz hiç yerinde değil. Yolda giderken karşılaştığım insanlara selam vermekten korkar oldum. Geçenler de birine selam verdim. Selam verdiğim zat-ı muhterem “Hayrola beni nereden tanıyorsunuz?” diye sordu. Ben de “Sizi tanımıyorum, Allah’ın selamını vermekten başka bir muradım yoktur” dedim.  Verdiğim selamımı da almadan çekti gitti yoluna. Ben de verdiğim selamı tekrar “aleykümselam” diyerek geri aldım.

Geçenlerde gazetenin birinde “Huzuru Kaçmakta Bulanlar” başlıklı bir yazı dizinine takıldım. Yazı dizininde yer alan kaçanlardan biri “Gün geçtikçe betonlaşan, yeşilden uzaklaşan, oksijensiz kalmaya başladığımız bir ülke oldu Türkiye." Doğayı ve hayvanları seven biri olarak Afrika beni çekti diyerek Güney Afrika’ya yerleşmiş. 

Bir diğeri 2002 yılında tatil amacıyla Yeni Zelanda’ya gitmiş. Sınıf farkının, trafik kazasının olmadığı bu ülkeye aşık olmuş ve “Türkiye’de insanların birbirine saygısı yok. İnsan hakkı da yok, trafikte kurala uyan da... Talihsiz bir kaza kurşunun hedefi bile olabilirsiniz. Gelecek garantisi de yok. Türkiye benim canım vatanım ama, canımın sağlığı için buradayım” demiş.  Örnekler daha çoktu ama ben sizi sıkmamak adına sadece iki örneği mektubuma taşıdım.

Blog sayfamın başlığı “Değirmenden Mektup Var” ama ben size hiç tam anlamıyla bir mektup yazamadım. Bu nedenle size böyle bir mektup yazmak istedim ve bundan böyle tüm bloglarımı böyle mektup formatında sizlere sunmayı düşünmüştüm. Ama hep aynı formatta yazı sunulduğunda okuyucuyu sıkar diye düşünerek tekrar vazgeçtim. Ama arada sırada sizlere böyle daha güzel mektuplar yazmayı da düşünmüyor değilim.

Mektubuma son verirken tekrar sevgi, selam ve muhabbetlerimi sunar, sizleri Cenab-ı Allah’a emanet ederim. 

Recep Altun

8 Aralık 2012 Cumartesi

Utansın!


Eşimden, dostumdan kaçar oldum
Kimselere derdimi açamaz oldum
Çaresiz  muhannete muhtaç oldum
Beni bu hale getirenler utansın!

Sabrediyorum bütün bu olanlara
Bu bir ders olsun, benden kalanlara
Meme yok artık, şehir eşkıyalarına
Beni bu hale getirenler utansın!

Sırtımda hala yeğenimin semeri
Taşıyorum artık, sıktım kemeri
Ben kime edeceksem bunca sitemi
Beni bu hale getirenler utansın!

Ankara bana koca bir şehir
Ekmeğimi etti bana bir zehir
Yüklemeyin bana bunca kahır
Beni bu hale getirenler utansın!

Bundan böyle mekanım dört duvar
Yeğenimin bana ettiği, beni yıkar
Elbet bu günlerde gelir geçer
Beni bu hale getirenler utansın!..

Recep Altun

3 Aralık 2012 Pazartesi

Onlar Utansın!


Aybaşını iple çeken
Ona, buna boyun büken
Kişiliğinden ödün veren
Emekli değil, onlar utansın!

Tüm ihtiyaçlar aybaşına,
Kredi kartı, başa bela
Peşindeki alacaklılarına
Emekli değil, onlar utansın!

Örtünmek için giyinen
Doymak için yiyen
Tatil nedir bilmeyen
Emekli değil, onlar utansın!

Devletini koruyan
Kimseye soydurmayan
Adam yerine konmayan
Emekli değil, onlar utansın!

Devletin halifesi iken
Bir kenara itilen
Sefalete terk edilen
Emekli değil, onlar utansın!

Hadi, eşi halden anlar
Halden anlamaz faturalar
Çareyi yalanda bulan
Emekli değil, onlar utansın!

Adı, dürüst emekli iken
Sözüne güvenilir iken
İtibardan düşürülen
Emekli değil, onlar utansın!

Aha, geldi yine bayram
Kasın, kavran, pekçe davran
Böyle çaresiz bırakılan
Emekli değil, Onlar utansın!

Söylenecek söz çoktur.
Doğru söze laf yoktur.
Emeklinin sermayesi budur
Emekliyi söyletenler utansın!..

Recep Altun