Değirmenden Mektup Var (2)



Merhabalar, Sevgili Blogger Kardeşlerim.

Mektubuma başlamadan önce  hal ve hatırınızı sual eder, iyi olmanızı bizleri yaratan yüce Allah’tan niyaz ederim. Sizler de eğer ben değersiz kardeşinizi sual edecek olursanız, hamdolsun çok iyiyim. Buralarda havalar soğudu. Bazen yağmur yağıyor, bazen yağmurla beraber kar atıştırıyor, bazen de güneşli günler geçirdiğimiz oluyor ama, tedbiren kışlıklarımızı hiç çıkarmıyoruz, malum artık kış geldi.

Bedenimiz eskisi gibi değil, artık yaşlanıyoruz. Kanımız artık eskisi gibi bedenimizi ısıtmıyor. Çok çabuk üşüyoruz, oturduğumuz yerden kalkarken zorlanıyor, ayağa kalktığımızda da sendeliyoruz.

Kimsenin kimseye tahammül edemediği, hoşgörünün, sevginin, saygının kalmadığı şu günlerde huzurumuz hiç yerinde değil. Yolda giderken karşılaştığım insanlara selam vermekten korkar oldum. Geçenler de birine selam verdim. Selam verdiğim zat-ı muhterem “Hayrola beni nereden tanıyorsunuz?” diye sordu. Ben de “Sizi tanımıyorum, Allah’ın selamını vermekten başka bir muradım yoktur” dedim.  Verdiğim selamımı da almadan çekti gitti yoluna. Ben de verdiğim selamı tekrar “aleykümselam” diyerek geri aldım.

Geçenlerde gazetenin birinde “Huzuru Kaçmakta Bulanlar” başlıklı bir yazı dizinine takıldım. Yazı dizininde yer alan kaçanlardan biri “Gün geçtikçe betonlaşan, yeşilden uzaklaşan, oksijensiz kalmaya başladığımız bir ülke oldu Türkiye." Doğayı ve hayvanları seven biri olarak Afrika beni çekti diyerek Güney Afrika’ya yerleşmiş. 

Bir diğeri 2002 yılında tatil amacıyla Yeni Zelanda’ya gitmiş. Sınıf farkının, trafik kazasının olmadığı bu ülkeye aşık olmuş ve “Türkiye’de insanların birbirine saygısı yok. İnsan hakkı da yok, trafikte kurala uyan da... Talihsiz bir kaza kurşunun hedefi bile olabilirsiniz. Gelecek garantisi de yok. Türkiye benim canım vatanım ama, canımın sağlığı için buradayım” demiş.  Örnekler daha çoktu ama ben sizi sıkmamak adına sadece iki örneği mektubuma taşıdım.

Blog sayfamın başlığı “Değirmenden Mektup Var” ama ben size hiç tam anlamıyla bir mektup yazamadım. Bu nedenle size böyle bir mektup yazmak istedim ve bundan böyle tüm bloglarımı böyle mektup formatında sizlere sunmayı düşünmüştüm. Ama hep aynı formatta yazı sunulduğunda okuyucuyu sıkar diye düşünerek tekrar vazgeçtim. Ama arada sırada sizlere böyle daha güzel mektuplar yazmayı da düşünmüyor değilim.

Mektubuma son verirken tekrar sevgi, selam ve muhabbetlerimi sunar, sizleri Cenab-ı Allah’a emanet ederim. 

Recep Altun

Utansın!


Eşimden, dostumdan kaçar oldum
Kimselere derdimi açamaz oldum
Çaresiz  muhannete muhtaç oldum
Beni bu hale getirenler utansın!

Sabrediyorum bütün bu olanlara
Bu bir ders olsun, benden kalanlara
Meme yok artık, şehir eşkıyalarına
Beni bu hale getirenler utansın!

Sırtımda hala yeğenimin semeri
Taşıyorum artık, sıktım kemeri
Ben kime edeceksem bunca sitemi
Beni bu hale getirenler utansın!

Ankara bana koca bir şehir
Ekmeğimi etti bana bir zehir
Yüklemeyin bana bunca kahır
Beni bu hale getirenler utansın!

Bundan böyle mekanım dört duvar
Yeğenimin bana ettiği, beni yıkar
Elbet bu günlerde gelir geçer
Beni bu hale getirenler utansın!..

Recep Altun