Yıkık Değirmen


Özel işlerimi bitirdim ama,  Şu andaki ruh halim; ne okumaya ne de yazmaya müsait değil! Ruhen kendimi hiç iyi hissetmiyorum!..

Çocuk İstismarı


01 Kasım 2009 Pazar günkü Hürriyet Gazetesi İnsan Kaynakları ekini okurken Mesude Erşan tarafından “Çocuğunuza istismardan nasıl korunacağını siz öğretin” başlıklı kaleme alınmış yazı dikkatimi çektiği için okudum. Herkes için çok faydalı olacağını düşündüğüm bu yazıyı sizlerle paylaşmaya karar verdim. Yazı aynen şöyle başlıyordu: “Çocuğun cinsel istismara uğraması onun için olduğu kadar ailesi için de kabus. Ancak çocuğa verilecek eğitimle, bu riski en aza indirmek mümkün.

Iowa Üniversitesi Çocuk Koruma Proğram Direktörü Pediatrist Doç. Dr. Resmiye Oral, çocukların yüzde 70-80’inin tanıdığı biri tarafından istismar edildiğini belirtiyor. Dolayısıyla anne-babaların sorumluluğu, “yabancılardan şeker alma”, “yabancılarla gitme” demekle bitmiyor. Genel vücut güvenliği eğitimi vermeleri de gerekiyor. Antalya’da düzenlenen 4’üncü Akdeniz Adli Bilimler Kongresi’ne katılan Doç. Dr. Oral ailelere şu önerilerde bulundu: “Vücut senin deyin”: Cinsel istismarın yüzde 70-80’i çocuğun tanıdığı biri tarafından yapılıyor. Bunların yüzde 40-50’si ise maalesef ensest ilişki. Dolayısıyla çocuğa genel vücut güvenliği yani “Vücut senin, senin istemediğin hiç kimse dokunamaz” eğitimi verilmeli. “Birisinin dokunması seni rahatsız ederse, kafanı karıştırırsa, bütün bu dokunmalar kötü dokunmadır. Bunu en güvendiğin insanla paylaşmalısın” denmeli. Çocuğa böyle bir olayla karşılaşması halinde paylaşmak için kime güveneceği sorulmalı. Örneğin çocuğun cevabı “Annem” ise, “Böyle bir şey okulda, parkta veya başka bir yerde olursa olsun annene söylemelisin” diye konuşmaya devam edilmeli. Böylece çocuğa sadece yabancılardan değil herkesten gelebilecek tehlikelerden korunmayı öğretmiş olursunuz. Bu eğitimlerin 4-5 yaşından itibaren düzeylerine göre düzenli verilmesi gerekiyor.




Aile Bunlara Dikkat Etmeli

Bir çocukta eğer cinsel dışavurum davranışları varsa aileler alarma geçmeli. Ama bu alarm halini çocuk hissetmemeli. Çocuk örselemesi ve ihmalinin en iyi bir şekilde değerlendirildiği merkezlere götürülmeli. Çocuk çok mastürbasyon yapıyorsa, (3-7 yaş arası masturbasyon yapması normal), kendini bundan alamıyor, oyun oynamasını, diğer insanlarla ilişkisini engelliyorsa üzerinde durulmalı. Çocuklar arasında cinsel araştırma oyunları aslında normaldir. “Bana göster ben de sana göstereceğim” derler. Ama bu vücut deliklerinden herhangi birisine herhangi bir cisim, parmak, penis sokma vs gibi eylemlere ilerliyorsa kesinlikle patolojiktir. Çocuk ya bir şeyleri görmüştür ya da kendisine bir şey yapılmıştır. Değerlendirme yapılabilecek bir bölüme götürülmesi ve orada travmatize edilmeden değerlendirilmesi kesinlikle şart. Bunun dışında bir çocukta açıklanamayan akıntılar varsa (gerek vajinal, gerekse penil akıntı) taciz eden yetişkinden cinsel yolla bulaşan bir hastalık bulaşmış olabilir. Külotunda açıklanamayan kanama, değişik lekelenmeler görürlerse de alarma geçmeliler. Yine makat, vajen, penis çevresinde morluklar, yırtıklar, açıklanamayan yaralanma belirtileri varsa araştırılmalı.


Çocuğunuzu Dinleyin Ama İnfiale Kapılmayın

Çocuk size bir şey açıkladığında mutlaka güvenin. Hiçbir şekilde, “Yalancı seni vs” diye yaklaşmayın. Örselenen çocuk bir de kendisine inanmayan ebeveynle karşılaşırsa iyice kapanır. En az birkaç yıl kimseye anlatamaz. Bu arada örseleyici de eylemlerine devam eder. Dinlediğinizde unutmamanız gereken bir nokta daha var: İnfiale kapılmayın! Hayatın sonu gibi davranmayın. Bu çocuğa büyük zarar verir. Özellikle cinsel istismar ağır bir yaralanma eşliğinde değilse, çocuk olayın boyutunu (özellikle ahlaki) biz erişkinler gibi anlamıyor. Ama anne-babasının dünyalarının yıkıldığını, perişan hallerini gördüklerinde, “Aman Allah’ım bana ne oldu? Ben öldüm, bittim, annemin haline bak! “ diye düşünüyor. Asıl ailenin yapması gereken, “Aferin bana anlatman çok iyi oldu ...... ‘ün sana yaptığı iyi bir şey değil. Çok yanlış. O bir erişkin, neyin doğru neyin yanlış olduğunu onun bilmesi gerekirdi. Senin hiçbir suçun yok. Bana anlatarak en iyisini yaptın. Bundan sonra dikkat edeceğiz. Bir daha ...... asla sana böyle bir şey yapamayacak” demek. Sonra da bu konuda çalışan uzmanların bulunduğu bir hastaneye giderek, muayenesini yaptırmak.

Çıplak Fotoğraflarını Çektirmeyin

Türkiye’de özellikle bebeklerin çıplak fotoğraflarını çekmek neredeyse bir gelenek . Ancak Doç. Dr. Oral bunu hiç doğru bulmuyor. Doç.Dr. Oral, “Çocukların daha bebekliklerinden itibaren cinsel organlarının özel , onlara ait olduğu, başkasının dokunmaması, görmemesi gerektiği öğretilmeli. Özellikle erkek çocuklarının cinsel organları gösteriliyor, çekiştirilerek seviliyor. Çocuk daha sonra bir yakını ya da komşusunun benzer bir davranışlarıyla karşılaştığında bunu normal sayabiliyor, cinsel istismar gibi görmeyebiliyor” diyor.




Hiçbir Zaman eskisi Gibi Olmaz

İstismar davalarında çocuğun ruhsal sağlığının bozulup bozulmadığı soruluyor. Bazen bilirkişi raporları da aynen Hüseyin üzmez davasında olduğu gibi “bozulmamıştır” yönünde veriliyor. Doç Dr. Oral’a göre bu mümkün değil: “Cinsel istismara uğramış çocuk, bir daha, istismara uğramadan önceki durumuna geri dönemez. Cinsel istismara uğrayan her çocuğun ruh sağlığı etkilenir. İstismara uğramamış çocuğun sağlık düzeyinde asla kalamaz. Çocuk artık apayrı bir dünyaya açılmıştır. Bu artık onun ki, masum çocuk dünyası değil. Çocuk ruh sağlığının bozulması illa anksiyete (sıkıntı), depresyon oluşması, intihara meyletmesi demek değil.”



Çocuklara Bunları Öğretin

· Tanımadıklarıyla yalnızken konuşmamasını,
· Tanımadığı insanlardan yalnızken yiyecek/içecek veya herhangi bir eşya almamasını,
· Ailesinin bilgisi haricinde tek başına, bahçeye, bakkala, oyun parkına vs gitmemesini,

· Tanıdığı ve/veya tanımadığı bir kişinin, onun mahrem bölgelerine dokunması, görmek istemesi veya bu konuda şaka yapmaya ya da oyun oynamaya, fotoğraf çekmeye hakkı olmadığını anlatın. Böyle bir şeye maruz kaldığı takdirde, derhal o ortamı terk etmesi ve/veya ebeveynini veya en güvendiği kişiyi hiç çekinmeden ve kaçınmadan haberdar etmesi gerektiğini anlatın.

· Tanıdığı ve/veya tanımadığı herhangi bir kişinin ona, mahremiyet sınırlarını zorlayan filmleri seyrettirmesi durumunda, derhal o ortamı terk etmesi ve/veya ebeveynini veya en güvendiği kişiyi hiç çekinmeden ve kaçınmadan bu konuda haberdar etmesi gerektiği konusunda bilgilendirin.

· Bu arada, çocuğun internet yoluyla cinsel içerikli sitelere vs ulaşmasını engelleyin.


Kalıcı Hasarlardan Korumak İçin

ERKEN müdahale ve tedavi uygulanmadığı takdirde, çocuğun ruh sağlığı açısından onarılması çok zor hasarlar meydana gelebilir.İleride de hudutta kişilik, ağır obesif kompulsif hastalık, cinsel soğukluk veya tam aksine abartılı cinsellik, dissosiyatif bozukluklar, psikoz ve intihara kadar giden tablolar gelişebilir. Çocukluk çağı insan hayatında en kırılgan olunan ve travmaların ömür boyu sürecek izler bırakacağı yegane dönem. Daha ileri yaşlarda bu kırılganlık genellikle azalır fakat çocukluklarında böyle şeyler yaşayanlar daima kırılgan ve ruhsal hastalığa yatkın kalırlar. “

Evet değerli blogger arkadaşlarım. Çocuklarımızın cinsel istismardan korunma yollarını önce bizler öğrenelim ki, öğrendiklerimizi de çocuklarımıza öğreterek, onların karşılaşabileceği cinsel istismarlara karşı kendilerini koruyabilmelerini sağlamış olalım.
Kaynak: 01/11/2009 Tarihli Hürriyet Gazetesi (İK) Eki

Sarıyayla Karakolu

Tunceli, Nazımiye Sarıyayla karakolu
Tarih 30 Nisan ikibin on, bu işin yok sonu
Aynı bayrak altında yaşamak en zoru
Dört şehit, yedi yaralı Sarıyayla raporu

“Su uyur, düşman uyumaz” der atalarımız
Kahrolsun PKK, o bizim can düşmanımız
Bıçak kemiğe dayandı, kalmadı sabrımız
Ya bu mesele biter, ya da daha çok ağlarız

Duyun sesimizi artık ey! Vurdumduymazlar
Bırakın askerin yakasını, işlerini yapsınlar
Yoksa, adamın yakasına öyle bir yapışırlar ki
Taş üstünde taş kalmaz, memleketi yakarlar

Recep Altun

Bizden Kemlik Gelmez


Gönül yapalım derken, yıktık mı ki gönülleri
Fazla mı gerildi nedir, gönül sazımın telleri
Niye şakımaz oldu, nerde o şeyda bülbülleri
Yoksa yazmaz mı oldu artık, dostun kalemleri.

Aşka düşenin aklı gider, olur cismi virane,
Bizim gönül gözümüz açıktır, amalığı bahane,
Hanesin açanlar pişman olmaz, olur bir divane,
Bülbül keyfinden olmadı, gülün narına pervane.

Biz de çalarız sazımızı, kıymetini bilene,
Canımız feda olsun, böyle yürekten sevene,
Ahımızdır; arkamızdan sövüp, yüzümüze gülene,
Bizden kemlik gelmez; bize, bizim gibi gelene...

Recep Altun

Serkanname


“Allah hiçbir kuluna, böyle şiir yazdırmasın!”

Boynu bükük bıraktık ecdadı memlekette,
Düştük de geldik, ne varsa, çocukların peşine,
İsteyerek gelmedim, yemin olsun şerefime,
Çekecek çilemiz varmış, razı olduk kadere.

Eşi, dostu, akrabayı, kırmadım bu güne kadar,
Hep kendimi üzdüm, hep kendime ettim keder,
Mehmetçik gibi her şeye, ettim göğsümü siper,
Yaratana isyan olur diye, demedim artık yeter!

İnsanlara güvendik, bildik kendimiz gibi,
Öyle bir suya girmişiz ki, görünmez dibi,
Bekleme beyhude, kimse uzatmaz elini,
Bitmiş insanlık, kalmamış acıma hissi.

Nankördür, bu insanoğlu uyar nefsine,
Hep ocağın külünü deşer kendi önüne,
Aman el uzatılmasın da , onun bade keyfine,
Yazıklar olsun, böylesinin haysiyet ve şerefine.

İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır.
Muhtaca yardım etmek, insanın şanınadır.
"Düşene bir de sen vur!" diyorlar, bu ne vicdandır,
Hangi devirde yaşıyorsun oğlum, bu ne zamandır.

Kandırdılar da beni, attılar borç batağına,
Bu ne vicdan, bu ne haysiyet, zulümdür bu insana,
Ne Allah’tan korkar, ne de kuldan utanır, kıyar sana,
Bilmez ki, geçici bir oyun ve oynaştır bu dünya...

Be hey garibim kime söylersin bunları,
Kim dinler seni, kime anlatırsın bu olanları,
Sana da bir kulp takarlar, "vardır bir çıkarı",
Elinden bir şey gelmez, Allah sorsun hesabını.

Bir Recep ayının, Cuma günü doğmuşum.
Ben kendime hak yolunu seçmişim.
Akrabaya, eşe, dosta yardım ederek,
Ben de bu dünyanın oyununa gelmişim.

Nesli tükenmiş türümün son örneğiyim,
Allah bana verse, ben paylaşmayı severim.
Alacağıma serçe, borcuma da şahinim,
Elden bir şey gelmiyor, böyleymiş kaderim.

Bu şiirin adını koydum Serkanname,
Gözünü hırs bürümüş, her şey bahane,
Hem çevresine yazık etti, hem de bana,
Bilmez mi ki, kimseye kalmaz bu dünya...

YazBlogcu

Eli Bebekli Efsanesi



Kırşehir ili Kaman ilçesine bağlı Ömerhacılı kasabasının tarihini incelediğimizde; Milattan 2000 yıl kadar önce Asurlular, Hititler, Urartular ve Frig’lerin bu topraklar üzerinde hüküm sürdüğü anlaşılmaktadır. Bütün Anadolu gibi Ömerhacılı da çeşitli medeniyetlere beşiklik etmiş bir yöremizdir. 1071 yılında Alpaslan’ın Bizanslara karşı yaptığı Malazgirt savaşından sonra 1077 yıllarında kurulan Anadolu Selçuklu Devleti himayesine katılmıştır.


1528 yılında Kırşehir ve çevresinde Kalender adında bir tarikatçının başlattığı isyanlardan sonra, yöre halkının birbirlerine destek olmak ve birbirlerini kollamak ve korumak amacıyla birleşerek köy yerleşim birimine geçtiği sanılmaktadır. 1954 yılında belediyelik olan kasaba halkının çoğu Ankara’da olmak üzere diğer vilayetlere yerleştiği görülmektedir.


Kırşehir’in Kaman ilçesine 15 km. uzaklıkta olan Ömerhacılı kasabasına girmeden yolun sol tarafında bulunan Baran Dağları üzerinde biri büyük, biri küçük kucak kucağa duran iki tane dik kaya göze çarpmaktadır. Bu kayaların etrafında da irili ufaklı birçok kaya bulunmaktadır. Bu kayalarla ilgili derlenmiş iki ayrı efsane bulunmaktadır.
                                                                                 
Yöre halkından çiftçilikle uğraşan Süleyman Aytok’tan 26.05.2006 tarihinde aldığı bilgileri derleyen Saliha Şal’a göre ; Kaman ’da namusuna düşkün çok güzel bir kadın yaşamaktadır. Bir tane çocuğu olan bu kadını seven, fakat beraber olamadığı için ona düşman kesilen bir adam vardır. Bir gün, kocasının yokluğunu fırsat bilen bu düşman, çocuğuyla beraber tarlaya giden kadını yolda sıkıştırır. Kovalamacadan sonra uçurumun kenarına gelen kadın, “Allah’ım, ya beni taş et, ya da kuş et!” diye Allah ’a yalvarır. Duası kabul gören kadın, orada çocuğuyla beraber taş kesilir.


Yine yöre halkından Ömerhacılı Belediyesi Yazı İşleri Müdürü Doğan Adıgüzel’den 10.05.2006 tarihinde aldığı bilgileri derleyen Gülşen Selçuk’a göre: Baran Dağları üzerinde yer alan Kuş Kalesi’nde yaşayan beyin arazisine, izinsiz girmenin cezası ölümdür. Köyden bir gelin, çocuğu ve kaynanasıyla bir gün Baran Dağlarına odun toplamaya çıkar ve farkında olmadan beyin arazisine girer. Beyin adamları onları görünce, kovalamaca olur ve sonunda kaynana öldürülür. Gelin bir taraftan kucağında çocuğuyla kaçarken, bir taraftan da yakalanacağından korkarak “Allah’ım, beni bu zâlimlerin eline düşüreceğine ya taş et, ya da kuş et! ” diye dua eder. Duası kabul olunan gelin, orada taş kesilir.

Araştırma: Recep Altun

Bir Yudum Sevgi


Keyfim tıkır, çaydanlığım çıtır
Kaynıyor ocağın üstünde tıkır tıkır
Bir çay demledim ki, tam tavşan kanı
Doldurmuşum ince belli bardağıma
Penceremden yalvarıyor dolunay
"Ne olur, bir bardak ta bana!.."

Ne oldu sanki, ne var bu kadar üzülecek
Korkmayın, daha ne günler var görülecek
Bakın dolunaya, var mı hiç tasası
Nasıl da gülümsüyor bize yüzünün sarısı
İnce belli bir bardak çaydır, onun sevdası

Gelin pencereme size de ikram edeyim
Dertlere deva, tavşan kanı demli çayımdan
Kim umduğunu bulmuş ki, bu acımasız hayattan
Bir yudum sevgi misali, yudumlayın çayınızdan
Keyfini çıkarmaya bakın, ince belli bardaktan

Recep Altun