21 Mayıs 2011 Cumartesi

Zaman Tüneli


Merhabalar sevgili Değirmenden Mektup Var okuyucuları. Blogger arkadaşlarımdan "La" aşağıdaki tek soru ile beni mimlemiş bulunmaktadır. Önce bu mim sorusu ile beni mimlenecek arkadaşları arasına seçtiği için,  arkadaşım La'ya çok teşekkür ederim.

Mim sorusu; Eğer Bir Zaman Tüneli Olsaydı Geçmişten Yada Gelecekten Hangi Zamana Gitmeyi, Kimi, Hangi Olayı Görmeyi İsterdiniz?

Sizin bu mim sorunuzdan önce ben zaten hep zaman tünelinde sık sık yolculuk eden bir zaman tüneli seyyahıyım. Ben zaman tüneline girdikten sonra hep kendi geçmişim de yolculuk ettim. Kim ve hangi olayı görme konusuna gelince yine kendi zamanımda yaşadığım o güzel günleri kimlerle paylaştıysam hep onları görmeyi ve yeniden yaşamayı arzu etmişimdir. Gelecekten pek ümitli olmadığım için, geleceğe hiç bakmadım. Ancak, bir ara İslam tarihinde yolculuk etmeyi de hep hayal ettim. En çok Hz. Yusuf zamanını merak ederim. Bu nedenle her ay birkaç kez usanmadan Hz. Yusuf'un filmini izlerim.    

Beni okuma zahmetine katlandığınız için çok teşekkür ederim. En Güzel'e emanet olun ve sağlıcakla kalın efendim, saygılarımla.

YazBlogcu

19 Mayıs 2011 Perşembe

Az Olup Yeterli Olanı


Kişi çalışıp elde ettiğiyle yetindiği ve başkasının elindeki nimete göz dikmediği, aç gözlülük yapmadığı sürece rahat bir hayat yaşar. İhtiras içini doldurup benliğini sarınca, huzursuzluk baş gösterir ve hayatın gerçek anlamda tadı kalmaz.

Çünkü, dünya nimetleri amaç ve nihai gaye değil; gerçek amaca erişmek için birer vasıtadır. Gerçek amaç ise, Allah’ın mülkünde O’nun nimetlerinden yararlanırken hayırhah bir insan olup, diğer insanlara faydalı olmaya çalışmak ve dünya hayatını ilahi düzenlemeye göre değerlendirip, ahiret hayatına yeterince hazırlanmaktır.

Bunun için Resulüllah buyurdu ki: “Ne kadar güneş doğmaya başlarsa yanı başında iki melek bulunur ve yeryüzündekilere şöyle seslenir: “Rabb’inize yönelin. Çünkü gerçekten az olup yeterli olanı, çok olup oyalayıcı olanından hayırlıdır.” O iki melek seslerini, insan ve cinler dışında her şeye duyururlar.

YazBlogcu

17 Mayıs 2011 Salı

Fotoğrafın Mektubu

O bir engelli, o bir yetim, o bir öksüz, o bir garip... O'na sahip çıkamadık... O, bu ülkenin bir ferdi, bir vatandaşı. Kimin umurunda... Herşeyden önce o bir insan, yani eşref-i mahlukat... Onun da hayalleri vardı, onun da umutları vardı. O da sımsıkı tutunmaya çalışıyordu yaşam duvarına. O hayatta, ölmedi, hala sağ ve çocuksuz evli. Aslında o bir muhtaçlıydı. O'na kol kanat gerilmeliydi. O, sahiplenilmeliydi. O bir başına bırakıldı. O bir bacıydı, o bir teyzeydi. Umutları ve hayalleri elinden alınmış, ama herşeye rağmen, hayata tutunmaya çalışıyor... Allah yar ve yardımcısı olsun!...

YazBlogcu

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Evliliği Saygısızlık Öldürür



Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan aileyi bir orkestraya benzetir. Eşlerin her biri kullandıkları enstrümanı tanır, bilir ve dilinden anlayarak çalarsa o orkestrada uyum olur. Aksi halde ortaya kulakları sağır eden bir ses çıkar.

Hakim kanaate varabilmek için son kez neden boşanmak isteklerini sordu çifte. Kadının gözyaşları bir an bile durmadı. En sonunda dayanamayıp eşine döndü ve "Bendeki bu aşkı nasıl öldürdün?" diye haykırdı. Aileler anlaşamayınca evlenmek için 7 yıl mücadele ettiği ve 20 yıl acı-tatlı pek çok şey paylaştığı eşine bu duruma geldikleri için kızmaması imkansızdı. "Bu insanı eşin olarak kabul ediyor musun?" ve "Boşanmak istiyor musun?" sorularına aynı cevabı vereceklerini nasıl bilebilirdi ki. Sevgiyle başlayan evlilik, sürekli artan saygısızlık yüzünden sona ermişti işte. Çünkü ilişkilerinin en değerli öğesini yitirmişlerdi.

Bu hikaye, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre 2005 yılından bu yana ülkemizde yaşanan 604 bin boşanma sahnesinden sadece biri. Evliliği bitiren sebepler arasında ilgisizlik, sadakatsizlik, anlayışsızlık, iletişimsizlik, bencillik ve şiddet başı çekiyor. İlişkilerin omurgasını oluşturan 'saygı' bitmişse çiftler, birbirinin ömrünü torpillemeye başlıyor ve yolun sonu adliyeye çıkıyor.

Duygu ve düşünceler zamanla değişebilir, her ilişkide olduğu gibi evlilikte de eşe duyulan sevgi doz ve mahiyet değiştirebilir. Fakat evlilik ipinize saygı düğümünü atmışsanız ilişkiyi yürütmek mümkün. Evlilik terapisti psikolog Sibel Dinç, günlük hayatta kullandığımız “sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak zorundasın” düsturunun evlilikte de geçerli olduğu görüşünde. Ona göre saygının olmadığı yerde sevgi tek başına işe yaramıyor. Şayet saygı bitmişse sevgi, etkisiz bir yapıştırıcı halini alıyor ve ilişkiyi kördüğüme çeviriyor. Tabii sevgiyi ilk günkü gibi korumak da zor. Çünkü zamanla dönüşüm geçiriyor. Sevgi rutin hale geldiğinde bu kez saygı, evliliği yürütme görevini devralıyor. Çiftlerin uzun yılar birarada kalması ancak saygı çerçevesinde gerçekleşebiliyor.

Eşimiz konuşurken dinlemesini bilmek, başkalarının yanında onu eleştirmemek, kıyaslamamak, hassas olduğu konuları yüzüne vurmamak, değer verip kalbini kırmamak saygının göstergesi. Ancak birlikte yaşarken bencilliğe kaçan davranışlarda bulunabiliyoruz. Örneğin, bulunduğunuz oda size sıcak geliyor, klimayı çalıştırıyorsunuz. Eşiniz ise üşüyor. Buna rağmen klimayı kendinize göre ayarlıyorsunuz. Ya da esinizin başı ağrırken, rica etmesine rağmen inatla televizyonu son seste seyrediyorsunuz. Halbuki eşlerden birinin isteği gerçekleşirken diğeri üzülüyorsa huzurun yakalanması söz konusu değil. Zira evlilik mutlakıyetle yönetilmesi gereken bir kurum değil. Aksine fikir alışverişine dayanan bir demokrasi. Zaten saygı ve anlayışın kalmadığı yerde ilişkinize öfke, tahammülsüzlük, hınç ve kin hakim olabilir. Ardından kısasa kısas mantığıyla "O beni düşünmüyorsa ben de onu düşünmem." diyen iddialaşmalar başlar. Oysa Allah-u Teala (c.c.) "İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi O'nun varlığının belgelerindendir." (Rum, 21) ayetiyle eşler arasındaki sevgi ve saygının ilahi bir lütuf olduğuna dikkat çeker. O zaman evli çiftlere de birbirlerinin kıymetinin farkına varıp, Allah Rasulü (S.A.V.) de "Eşlerinizin sevgilisi olun." tavsiyesine uymak düşer.

ÖZÜR DİLEMEYİ DE AFFETMEYİ DE BİLMELİ

Evlenecek kişiler eşlerini seçerken güzellik, kariyer, zenginlik, dini değerler, olgunluk ve daha birçok hususta tercihte bulunur. Ancak saygı bir tercih değil, zarurettir. Zira iki kişilik hayat, yalnızken sahip olduğunuz birçok alışkanlıktan vazgeçmenizi gerektirebilir. Psikolog Sibel Dinç, evliliklerin olmazsa olmazının saygı, özveri ve anlayış olduğunu vurguluyor. Bu sebeple çiftler çıkmaza girdiklerinde sağlıklı iletişim kurmaları gerekiyor. Bu da aklımıza takılan her türlü problemi eşimizle konuşabilmemiz anlamına geliyor. Konuşurken göz teması kurmak, bedenlerimizin birbirine dönük olması, yapıcı çözüm önerileri getirmek, birbirimizi duyduğumuzdan emin olmak, saygısızlığa geçit vermemek için başvuracağımız yollardan ilk akla gelenler. Ancak şu da bir gerçek ki, özür dilemeyi, affetmeyi, telafi etmeyi bilirsek Nebiler Serveri'nin (S.A.V.) "Ahlakı en güzel olanınız, eşlerine en iyi davrananızdır." hadis-i şerifinin çizdiği profile bir nebze de olsa yaklaşmış oluruz.

Hemra Köse- hkose@zaman.com.tr
Yeni Bahar Dergisi Sayı:3 (21 Nisan 2011)

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Anneler Günü


Bilmiyorlar sağ iken kıymetini
Gidince aranıyorsun her yerde
Sağır gönül duymuyor sevgini
Senin sevgin deva imiş her derde.

Başlar sıkışınca arandın sadece
Unutuldu sabahladığın her gece
Karpuz gibiydi sevgin kesmece
Senin sevgin deva imiş her derde.

Ne baba, ne kardeş, ne de abla
Kimse oturamaz senin tahtına
Ne evlatlar yetiştirdin bu vatana
Hiçbir varlık denk değildir sana.

Cennetin anahtarı sendedir anam
Seni saymayana, bu cennet haram
Yılda bir değil, seni her gün anam

Senden oldum ben, sensiz olamam!

YazBlogcu

6 Mayıs 2011 Cuma

Sevgi

Sevgi kör bir kuyuda
Yusuf-u Kenan misali
Kırk akıllı iş başında
Kıtlığa çıkarsalar bari

Her kapalı sandığın
Bir anahtarı vardır
İnsan kapalı sandıksa
Sevgi onun anahtarıdır.

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Ucube Resim Sergisi


Heykeltıraş Mehmet Aksoy'a destek amacıyla Eskişehir'de açılan 'Ucube-Ebucu' adlı karma sergide yer alan cami mahyasına konulan 'Ucube' yazısı ile türbanlı bir kadının yüzünün, bayan iç çamaşırı ile resmedilmesine her müslümanın şiddet içermeyen tepkisini göstermesi gerekmektedir.

Özellikle bu benzetme ile Müslümana, Müslümanlığa, İslam'a ciddi şekilde hakaret vardır. İnsanlar, Müslümanlar ve Türk Milleti bu sergide yer alan çirkin ve nahoş resimlerle tahrik edilmek istenmektedir.

Türk milletinin manevi değerlerine, kutsal değerlerine saygı duymayan hiçbir zihniyet; çıkıp “biz o insanlara, o millete saygı duyuyoruz” diyemez!

Müslüman bir ülkede yaşayıp, Müslümanların ibadethanesini ucubeye benzetmek en büyük saygısızlıktır. Bir dönem ezanın Türkçe okunmasını sağlayan zihniyet ile bugün camileri ucubeye benzeten zihniyetin aynı zihniyet olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zihniyetin devamı olan bu zihniyette değişen hiçbir şeyin olmadığı da açıkça görülmektedir.

Benim kutsal değerlerime saygı duymayan, bana da saygı duymuyor demektir. Bunun takdirini Türk milleti yapacaktır. Cami mahyasına konulan 'Ucube' yazısı ile türbanlı bir kadının yüzünün, bayan iç çamaşırı ile resmedilmesini şiddetle kınıyoruz!. Bu, Türk Milletine ve Müslümanlara yapılan en büyük saygısızlık ve hakarettir, bunun izahı yoktur!

Hiçbir kimse camilerimize ne el, ne de dil uzatabilir. Yapılan bu davranış ve bu benzetme Müslümanlara yapılmış en büyük saygısızlıktır. Hiçbir kimse dini inançlarımıza yönelik bu tür benzetmeleri yapamaz. Yapanları ve bu davranışa destek verenleri şiddetle kınıyoruz!

İnsanlar, istedikleri gibi düşünüp yaşayabilirler ve konuşabilirler, ama bu hak asla başkalarının kişilik haklarına, inançlarına ve görüşlerine karşı hakaret etme hakkı vermez! Dini inançlarımıza hakaret edilmesini, ibadethanelerimizin ve camilerimizin bu şekilde çirkinleştirilmesini şiddetle ve esefle kınıyoruz...

3 Mayıs 2011 Salı

Geçimsiz İnsanda Hayır Yoktur!


Müslüman kişi kendisi ile barışık olup, ailesi ve içinde yaşadığı toplumun bireyleri ile de iyi geçinir. Davranışları ve sözleri ile insanları kırmaz, kendisine karşı yapılan yanlış davranışlara karşı da anlayışlı olur.

Eşi, çocukları ve komşuları ile içinde bulunduğu toplumun bireyleriyle karşılıklı anlayış içinde iyi geçinen kimseler çevrelerinde sevilirler, saygı görürler.

Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: "Müslüman kendisi ile iyi geçinen kişidir. Başkaları ile iyi geçinmeyen ve kendisi ile geçinilmeyen kişide hayır yoktur!" (Ahmet b. Hanbel, Müsned, n, 400)

Müslüman kişi sevgili Peygamberimizin bu uyarısını dikkate almalı, evinde eşi ve çocukları, köyünde, mahallesinde komşuları ile iyi ilişkiler içinde olmalı, söz ve davranışları ile çevresine örnek olmalıdır.

YazBlogcu