30 Ekim 2011 Pazar

Tevazu


Bencil ve kibirli bir aile, ne yaparsa yapsın huzuru bulamaz. Yüce Yaratıcı’sının hükmü karşısında saygı ile eğilmeyen baş kibirlidir. Kibirli kimse katı olur. Kibirli kimse ince bir aşk ile sevmeyi bilmez, incelip bir gönle giremez. Böyle biri düşmanıyla değil, dostuyla bile geçinemez. Ta ki tövbe edip, gerçek tevazuyu elde edene kadar.

Tevazu, güzel vasıflardan biridir. Cenab-ı Hakk, bu huyu has kullarının güzel bir hasleti olarak medih buyurur. “O çok merhametli Allah’ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler."

Hal böyle olunca, tevazuun zıddı olan gurur, benlik ve kendisini üstün görme gibi duyguların Müslüman’dan tamamen uzak duygular olması gerekmekle birlikte, benlik ve enaniyetten, “Öldürücü zehirden kaçar gibi” kaçmak gerekir.

Güzel geçim güzel ahlaktır. Güzel ahlakın temeli tevazudur. Tevazu ailede, işte, cemiyette ve her yerde güzel geçim için vazgeçilmez bir ahlaktır. O elde edilmeden gerçek huzur bulunmaz.

Nefsini beğenen ve nefsine itimad eden bedbahttır. Nefsinin ayıbını gören ise bahtiyardır.

Recep Altun 

Çocuklara İsim Vermek

Yeni Doğan Torunumuz Ömer

İslam'da çocuğa genellikle doğduğu gün veya gece isim verildiği gibi, doğumunun üçüncü veya yedinci gününde de adı konulmaktadır. Resulullah (s.a.v.) oğlu İbrahim dünyaya gelince, "Bu gece bir oğlum doğdu; ona ceddim İbrahim'in adını verdim." (İbn Sa'd, et-Tabakatü'l-Kübra) buyurmuşlardır. Dinimizde yeni doğan bir çocuğa isim verilmesiyle ilgili aşağıda belirtilen hususların uygulanması müstehap olarak görülmektedir:
  • Çocuğa doğunca veya doğumu müteakip yedinci günü adı konur.
  • Çocuğun ismini ilmiyle amil, ehl-i salih bir zata koydurmak iyidir.
  • Ashab-ı kiram çocuklarına isimlerini Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) verdirmeyi tercih etmişlerdir.
  • Çocuk, isim koyacak kişinin kucağına verilir. Kişi abdestli bir şekilde kıbleye döner, önce sağ kulağına ezan, sol kulağına ise kamet okur ve üç kere çocuğun sağ ve sol kulaklarına ismini tekrar eder.
  • Çocuğa isim koyduktan sonra hayır duada bulunulmalıdır. Peygamber efendimiz (s.a.v.), "Ya Rabbi, bu çocuğu hayırlı ve salihlerden eyle ve onun güzel bir şekilde yetişmesini sağla" diye dua etmiştir. 
Yüce Allah, tüm yeni doğan çocuklarımızı hayırlı ve salihlerden eylesin ve onların güzel bir şekilde yetişmelerini sağlasın. Amin.

Recep Altun

28 Ekim 2011 Cuma

Cumhuriyet Bayramı


Saltanatın kaldırılması ve Lozan antlaşmasının yapılmasından sonra, TBMM’de en çok tartışılan konulardan belki de en büyüğü yeni kurulan devletin niteliği sorunuydu. Bu yüzden yeni devlet rejiminin bir an evvel açık bir şekilde belirlenmesi gerekiyordu.

Mustafa Kemal Paşa 28 Ekim gecesi arkadaşlarına sorunun çözümüne ilişkin düşüncelerini açıkladı. İsmet İnönü ile beraber o gece devletin niteliğinin cumhuriyet olduğunu saptayan bir yasa tasarısı hazırladı.

Mustafa Kemal Paşa milletvekilleri ile bir bir görüşerek, hazırladıkları kanun tasarısı ile ilgili düşüncelerini öğrendi. Bu tasarıda “Hakimiyetin kayıtsız şartsız milletin olduğu ve Türkiye Devletinin hükümet şekli cumhuriyettir” gibi hükümler yer alıyordu. Görüşmelerin ardından parti grubunda cumhuriyetin ilanı kabul edildi. Hemen ardından Büyük Millet Meclisi toplandı  ve ilk önce anayasa komisyonunun tutanağı okundu. Bazı milletvekilleri cumhuriyet ile ilgili ateşli ve heyecanlı konuşmalar yaptılar. Ardından Şair Mehmet Efendi bütün milletvekillerini “yaşasın cumhuriyet” diye bağırmaya davet etti. Tüm milletvekilleri hep bir ağızdan “yaşasın cumhuriyet ” diye bağırdılar. 29 Ekim 1923 günü kanunun kabul edilmesiyle birlikte yeni Türk Devletinin adı da “Türkiye Cumhuriyeti” olarak değiştirilmiş oldu.

Atatürk’ün siyasal alanda yaptığı devrimlerden bir tanesi olan cumhuriyetin ilanı ile  artık Türk milleti kendi yönetim şeklini de tamamen değiştirmiş bulunmaktaydı. 29 Ekim tarihinde anayasanın bu konuya ilişkin ilgili maddeleri değiştirilerek ülkenin yeni yönetim şekli de cumhuriyet olarak şekillendirilmiş oldu.

Oy birliği ile Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanlığına seçilerek, ilk cumhurbaşkanımız olmuş ve kürsüye çıkarak şöyle demiştir “Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır”

Bu yıl 88. yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

Recep Altun

27 Ekim 2011 Perşembe

Şehidimiz Ümit Tekinaslan

Şehid Ümit Tekinaslan
Aziz Şehidimizin Naaşı Başındaki Annesi ve Yakınları
Aziz Şehidimizin Baba Evi
Aziz Şehidimizin Babası Sıttık Tekinaslan
Aziz Şehidimizin Naaşı Başında Annesi ve Yakınları



Aziz Şehidimizin İlçemizdeki CenazeTöreni
Aziz Şehidin Yakınları
Hakkari’nin Çukurca ilçesine bağlı Kazan Vadisi’nde çıkan çatışmada şehit olan Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli Astsubay Başçavuş Ümit Tekinaslan,  Kırşehir’in Kaman ilçesinde toprağa verildi.

Törene katılan şehit astsubayın 3 yaşındaki oğlu İbrahim Sıttık' da babasının ardından gözyaşı döktü. Şehidin oğluna, şehit olan bir arkadaşının adını verdiği öğrenildi. 33 yaşındaki Şehit Astsubay Ümit Tekinaslan’ın cenazesi, 24 Ekim Pazartesi günü ikindi namazını müteakiben Kaman ilçesi Cuma Mahallesi’ndeki şehitlikte toprağa verildi.

Aziz Şehidimiz Ümit Tekinaslan'a Yüce Allah'tan rahmetiyle muamele eylemesini, yakınlarına ve necip Türk Milleti'ne başsağlığı dileklerimle birlikte Yüce Allah'tan sabr-ı cemil ihsan etmesini niyaz ederim.

YazBlogcu

17 Ekim 2011 Pazartesi

Pardus


Merhabalar, Saygıdeğer Blogger Arkadaşlarım,

Ben artık Windows-xp işletim sistemini terk ettim ve Türkiye'nin milli yazılımı olan Pardus 2011.2 Cervus Elaphus 32 bit sürümünü kullanıyorum. Tamamen ücretsiz. İçinde ihtiyacınız olan herşey var, ayrıca oradan buradan dosya indirmek kurmak gibi derdiniz de yok. İçersinde ofis proğramı da var. Windows'ta oluşturduğum tüm yazı ve resim dosyalarımı bir dvd'ye kopyaladım ve Pardus'a taşıdım ve şu anda bu bloğumu da Pardus'ta oluşturuyorum.

Bilgisayarımda bulunan harddiskin kapasitesi 40 GB. bunun 30 GB. Windows XP işletim sisteminde, kalan 10 GB.nı da Pardus'a ayırdım ve kurdum. İlk kurarken benden kaynaklanan bazı hatalar sonucu biraz zorlandım ama, üçüncü denemem de başardım.

Bu iki sistemi de bir müddet birlikte bilgisayarımda tutacağım. Pardus'tan memnun olursam, bilgisayarımdan Windows XP'yi komple kaldıracağım ve Pardus kullanmaya devam edeceğim. İşletim sistemi, ofis proğramları ve virüs paroğramları için hiç masrafınız olmayacak. Hatta makinanıza virüs proğramını da hiç kurmayacaksınız. Neden mi? Linux sistemi bir konsol üzerinden açık kaynak kodlu çalıştığı için yani içersinde hiç, exe, bat, com vs. uzantılı uygulama dosyası kullanmadığından dolayı hiç bir virüs ve hacker bilgisayarınıza giremez ve bilgisayarınızı çökertemez.

Benim bilmediğim ama daha keşfedeceğim çok şeyleri olduğu muhakkak. Sizlere de öneririm desem şimdilik yalan olur. Önce ben bu sistemi tamamıyle keşfedip kullanayım ki, gerçekten sorunsuz ve tehlikesiz çalışırsa, ancak o zaman önerebilirim.
Saygılarımla.
YazBlogcu

13 Ekim 2011 Perşembe

Değirmenin Kanatları


Rüzgar esmiyor
Dönmüyor değirmenin kanatları
Buğday çuvalları sırada bekliyor
Taşlar sabırsız, öğütmek için
Ama, zaman acımasız
Rüzgar olmasa da
Dönüyor o, fütursuzca...

YazBlogcu

7 Ekim 2011 Cuma

MS Hastalığı




MS Hastalığı Nedir?
Bir MS hastası, MS'i şu örnekle tanımlıyor. "Elektrik kablolarını düşünün. Tellerin üzeri, yalıtımı sağlayan plastikle kaplıdır. Bir sebepten kabloların üzerindeki plastik sıyrılır veya yer yer açılır. Bu durumda çıplak teller birbirine değer ve kısa devre olur. İnsan vücudunda da binlerce kilometre sinir vardır ve bu sinirlerin üzeri miyelin denen yağlı bir madde ile çevrelidir. MS te bu miyelin yer yer yok olur ve vücutta kısa devre oluşur."

MS hastalığı, diğer bir adıyla multiple skleroz, beyin ve omurilik (merkezi sinir sistemi) hastalığıdır. Bu hastalığa multiple skleroz denmesinin nedeni hastalık beyin ve omuriliğin bir çok yerinde sertleşmiş dokular oluşturur. Merkezi sinir sistemi sinirler boyunca vücudumuzun farklı yerlerinde elektriksel mesajlar gönderen bir telefon santrali gibidir. Bu mesajlar bilinçli ve bilinçsiz tüm hareketlerimizi kontrol eder. MS hastalığı da bu mesajların düzgün bir şekilde iletilmesini bozar. Sağlıklı sinir liflerinin çoğu mesajların iletilmesini kolaylaştıran miyelin denen yağlı bir madde ile çevrelenmiştir. Bu doku sinir liflerinin elektrik uyarılarını iletmelerine yardımcı olur. MS hastalığında miyelin parçalanır ve miyelinin yerini sertleşmiş dokular alır. Böylece mesajın geçişi engellenir yada sapar. Sonuçta vücut fonksiyonları kontrol edilemez hale gelir, çünkü mesajlar yanlış yere gittiği için gerektiği şekilde iletilemez.

MS Hastalığının Belirtileri Nelerdir?
Hastalığın belirtileri merkezi sinir sisteminin hangi bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak değişebilir. Belirtiler kişiden kişiye değişiklik gösterdiği gibi aynı kişide zaman içinde farklı belirtiler de gösterebilmektedir. En yaygın belirtisi hissizliktir. Bununla birlikte MS halsizlik, karıncalanma, koordinasyon zayıflığı, titreme, kas sertleşmesi, konuşma bozukluğu, yorgunluk, görme bozukluğu, denge problemleri, bağırsak yada mesane sorunları, istemsiz hızlı görme (nistagmus), yürümede bozukluk, cinsel işlev bozuklukları, hafıza kaybı, ısıya hassasiyet gibi belirtilerle de ortaya çıkabilir. MS hastaları bu belirtilerin tamamını yaşamaz ama her hastada farklı belirtilerle ortaya çıkar.

MS Hastalığına Yol Açan Sebepler Nelerdir?
Ne yazık ki tıp henüz bu hastalığın tam olarak nedenini saptayamamıştır fakat bununla ilgili bir takım teoriler ortaya koymuştur.

Virüs saldırısı: Vücudumuza giren virüsler hücrelerde hızla çoğalır ve bir hastalığa sebep olur fakat bazı virüsler vücutta yavaşça aylar yada yıllar içinde vücutta kalarak yeni hastalıklar oluşturabilir. MS bu yavaş virüsler sonucunda ortaya çıkabilir.

Bağışıklık Sistemi: Vücudumuzun savunma yani bağışıklık sistemi zaman içinde zayıflayıp geri tepebilir ve bunun sonucunda kendi hücrelerine saldırır. Buna Oto-İmmun Reaksiyon denir. MS hastalığı vücudun kendi dokusuna saldırdığı reaksiyon sonucunda da ortaya çıkıyor olabilir.

MS Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?
Başlangıçta MS hastalığı çok hafif belirtiler gösterdiği için kişiler doktora gitmeye gerek duymazlar. Fakat belirtiler zaman içinde oluşur ve kaybolur. Hatta bazen yıllar sonra ortaya çıkar. Bu nedenle hastalığın teşhisi çoğu zaman ilerlemiş düzeydeki şikayetler sonucunda konur. Tanı konduktan sonra bile bazı belirtilerde iyileşmeler ve kötüleşmeler olabilir. Doktorunuza geçmiş hikayenizi anlatmak, ayrıntılı bir nörolojik muayene, beyin ve omuriliğin ayrıntılı çekilmiş MR sonucu teşhiste yardımcı olacaktır.

MS Hastalığının Tedavisi Nedir?
Ne yazık ki MS'in tam bir tedavisi yoktur. Hastalığın ciddiyetine göre kullanılan ve hastayı belli ölçülerde rahatlatan ve özürlülüğünü azaltan ilaçlar kullanılmaktadır. Zayıflamış kasları güçlendirmek ve hareket kolaylığı sağlamak için çeşitli Fizik tedavi yöntemleri kullanılabilir. Günlük yaşamını kolaylaştıracak öneriler ve destek sağlamak için Rehabilitasyon tedavisi kullanılabilir. MS tedavisi için hala güncel araştırmalar yapılmaktadır. MS ile ilgili güncel bilgileri doktorunuzdan yada Ulusal MS Derneklerinden alabilirsiniz.

Türkiye için telefon numaraları:
Türkiye MS Derneği Genel Merkezi: 0212 275 22 96 - 275 22 97
Türkiye MS Derneği Ankara Şubesi: 0312 440 02 65
İzmir MS Derneği: 0232 238 88 88
Bursa MS Derneği: 0224 442 83 00

Kimler Risk Altındadır?
Kadınlar erkeklere göre, ılıman iklimde yaşayanlar sıcak iklimde yaşayanlara göre daha fazla risk altındadır. Belirtiler 20-40 yaş grubunda daha sık görülür. Sağlık koşullarını çok iyi olduğu ortamlardaki kişiler de risk grubundadır çünkü bu bölgelerde MS'e karşı bir bağışıklık sistemi gelişmemektedir.

Ne Yapmalıyız?
Dr. Emin Mindan gelişmiş toplumda yaşamanın verdiği bazı şeylerin bu hastalıkta etkili olduğunu belirtmektedir. Örneğin kadınların saç boyası ve ruj kullanması, aliminyum tencere ve benzeri ürünlerin kullanılması, dişlerdeki metal dolgular, güneşten korunmak için kullanılan güneş kremleri. Dr. Emin Mindan D Vitamininin kişiyi 16 çeşit kanserden koruduğunu ve günün doğru saatlerinde güneş ışınlarını vücudumuza alarak almamız gerektiğini vurguluyor. Ayrıca Dr. Emin Mindan beslenirken aspartan içeren ürünlerden (örneğin sakız), unlu, şekerli gıdalardan, katkı maddesi içeren ürünlerden ve beyaz ekmekten uzak durmamızı, bunların yerine kefir, yoğurt, zerdeçal, köri, soğan, taze soğan, sarımsak, buğday ekmeği, omega 3 içeren ürünleri mutlaka tüketmemiz gerektiğini vurgulamaktadır. Çünkü bu bahsedilen ürünler vücudumuza çeşitli şekillerde aldığımız ağır metalleri yok etmekte ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmektedir.

6 Ekim 2011 Perşembe

Neyzen Tevfik

Resimleyen: Tan Yücel

Türk hicvinin büyük ustası olan ve gençliğinde baba dayağından çok çeken, şiirin, özellikle de hicvin yanısıra musikide de üstad olan Neyzen Tevfik, hemen her anı berduşlukla geçen hayatıyla toplumumuzun hafızasında silinmez bir iz bırakmıştı. Neyzen Tevfik hiçbir kayda tabi olmaz, kafasına ne eserse onu yapardı.

Henüz çocukluğunda, her nasılsa pehlivanlığa heves etmişti. Ufak tefekti ama cüssesinden çok büyük güreşçilere kafa tutmaktan çekinmezdi. Böyle akıl almaz tahriklere giriştiği günlerden birinde, pehlivanların meydan okuyuşuna kayıtsız kalamadı, güreşe tuttular ama rakibinin kolları arasında yere çarpılması bir oldu. Neye uğradığını şaşıran Tevfik'i görenler, sağ kolunun omuzundan aşağıya doğru bir tuhaf sallandığını farkettiler. Kolu kırılmıştı, o günün hatırasını ömür boyunca çarpık bir kol şeklinde taşıyacak ama "Ney üflemeye pek faydası oluyor" diyerek teselli bulacaktı.

Yine ilk gençlik günlerinde, bir Ramazan akşamı ve iftar vaktine az bir zaman kalmıştı. Babası Fehmi Efendi son derece titizdi. Sofra kurulmuş, Fehmi Efendi ev halkına bir eksik olup olmadığını soruyordu. Birdenbire çorbaya sıkacak limon olmadığını farkettiler. Fehmi Efendi dillere destan haykırışı ile oğlu Tevfik'i çarşıya limon almaya gönderdi. Tevfik, eline verilen birkaç metelik ile dışarı fırladı. Limonları aldı ama gözü o sırada limandan ayrılmak üzere olan bir gemiye takıldı ve sıska bedenine babasının attığı dayakları hatırlayınca ev yerine gemiye yöneldi. Kaçak olarak bindiği geminin nereye gittiğini bile bilmiyordu. Günlerce süren yolculuğun ardından karaya ayak bastığı yer MIsır'da İskenderiye limanı idi ve Neyzen Tevfik, tam beş yıl boyunca Mısır'da ney üfleyerek yarı aç yarı tok yaşadı. Beş yıl sonra yine bir Ramazan akşamı iftara dakikalar kala, vurulan kapıyı açan Fehmi Efendi, gözlerine inanamadı: Beş yıl önce çarşıya limon almaya gönderdiği oğlu Tevfik, elinde beş adet limonla karşısındaydı!..

Kaynak: Mehmet Güntekin / HaberTürk-Tarih:17 Ekim 2010-(Sayı:21)

Yusuf Olmak


Yusuf’u düşünüyorum
Kör kuyuların karanlığında ki
Umudunu kaybetmeyen Yusuf’u...
Hep Yusuf olmak istedim
O kör kuyulardan
Hiç çıkmadan
Ve kör karanlıklarda
Varsın ömrüm geçsin
Yeter ki Yusuf olayım
Kullarını boşver
Allah bilsin...

06 Ekim 2011
YazBlogcu

Güneşi Saklı Kent

(Ankara-Sıhhiye) Fotoğraf Radikal Gazetesinden Alınmıştır.

Ben, güneşi saklı bir kentte yaşıyorum
Güneş değil, beni esmerleştiren
Doğuştan esmer benim tenim
Güneşi görmek istiyorum
Sarı ışıkları sarsın bedenimi
Güneşi içimde istiyorum.

Ben, sevginin tükendiği bir kentte yaşıyorum
Sevmek ve sevilmek istiyorum
İnsanların arasında
Sevgilerin en güzelini yaşamak
Ve paylaşmak istiyorum.

Ben, huzurun olmadığı bir kentte yaşıyorum
Her an kötü bir şey olacakmış gibi
Yüreklerimizde hep bir korku
Kaldırımlarında bile yürünemeyen
Yeşilin huzur vermediği
Güneşi saklı bir kentte yaşıyorum.

Ben, insan gibi insanların arasında
Güneşi, sevgisi ve huzuru olan bir kentte
Ölüm kapıma dayanmadan evvel
İnsan olduğumu hissederek
İnsan gibi yaşamak istiyorum.

06 Ekim 2011 Ankara
YazBlogcu

2 Ekim 2011 Pazar

Hamitli Rıza Bey


Hamit'li Rıza Bey'in babası şair Halil Bey, Cerit aşiretinden Silsüpüroğlu Mehmet Bey'in oğludur. Anası Köşekli aşiretinden Hamza Bey'in bacısı Hüsne kadındır.

Halil Bey (1274 ) 1858'de Kırşehir’in Hamit köyünde doğmuş ve 5 yaşında köy hocasına giderek okuma yazma öğrenmiştir. Kırşehir eşrafından olan dayılarının yanında Kırşehir Rüştüyesinde tahsilini tamamlayıp Akpınar köyünden Ali Efendi namıyla bilinen değerli bir hocadan icazet aldıktan sonra baş tahsildar olarak vazife yapan Halil Bey, 7 si oğlan biri kız olmak üzere 8 çocuk sahibidir. Çocuklarından ilki ünlü Hamit'li Rıza Bey'dir. Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal'in önderliğindeki milli uyanışı boğmak isteyen İstanbul hükumeti, Anadolu'daki bazı illerin valilerini bu iş için görevlendirmiştir. İstanbul hükümetinden aldığı direktiflerle Ankara'ya dönen Vali Muhittin, 1919 Eylülünün ilk günlerinde teftiş bahanesiyle Hacıbektaş’a gitmiş, Çelebi Cemalettin Efendi ve Bektaşî babalarının Kuva-yi Milliye taraftarlığından caydıramayacağını anlayınca Çorum'a geçerek Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi Bey ile Kastamonu'daki 58 piyade alay komutanı Mustafa Bey'i kandırmayı başarmıştı. 14 Eylül 1919 günü, İstanbul hükumeti Dahiliye Nazırına bir bir telgraf yollayan vali Muhittin, topladığı kuvvetlerle Ankara'nın basılabileceğini bildiriyordu.

Ankara valisi Muhittin Paşa'nın faaliyetlerinden haberdar olan Mustafa Kemal, Ali Fuad Paşa'dan vali Muhittin'i tutuklamasını istemiş, Fuad Paşa Hacıbektaş’a giden valiyi Albay Osman'a takip ettirmişti. Kolordu Komutanlığına vekalet eden Mahmut Bey'le haberleşen Fuad Paşa, vali Muhittin'in mutlaka yakalanıp Sivas'a yollanması gerektiğini bildirmiştir.

Ankara'ya dönme kararı alan vali, Çorum'dan ayrılarak 19 Eylül 1919 da Sungurlu'ya gelmiş, oradan da Keskin'e geçmişti. Keskin'le Elmadağ arasındaki Kılıçlarbeli'nde pusu kuran Kırşehir’in Hamit köyünde oturan Kuva-yi Milliye reislerinden Hamit'li Rıza Bey'in Müfrezeleri vali Muhittin'i tutuklayıp Sivas'a göndermiştir.

1877 yılında Kırşehir’e bağlı Hamit köyünde dünyaya gelen ve amcasının kızı Şemsi Hanımla evlenen Hamit'li Rıza Bey, Arapça-Farsça biliyordu. Rıza Bey, 1919 Mebusan Meclisi seçimlerinde mebus çıkarak İstanbul’a gitmiş, Büyük Millet Meclisinin Ankara'da açılması üzerine Kırşehir milletvekili olarak katılmış, Milli Müdafaa Encümeni üyeliği görevinde bulunmuştur. Kardeşi Haydar Bey ile birlikte beş yüz adamıyla Birinci İnönü Savaşına katılan Rıza Bey, bu savaşta büyük yararlıklar göstermiştir. Savaş sonrası Rıza Bey'in adamlarından Hüseyin ve Alişan adli kişiler Kırıkkale'nin Cerid Kalesi köyünü basıp halkın altın ve kıymetli eşyasını gasbetmişlerdir. Köy halkı Ankara İstiklal Mahkemesine başvurarak bu işi Rıza Bey'in yaptırdığını, ayrıca Rıza Bey'in Acı adlı çiftliğine katır satın almaya gelen doğulu kişilerin Şeyh Said'in adamları olduğunu ve bu münasebetle Rıza Bey'in devlete isyan eden Şeyh Said'le işbirliği yaptığı doğrultusunda şahitlik etmişlerdir. Şevket Süreyya Aydemir, cezaevinde beraber kaldığı Rıza Bey'i özetle şu sözlerle tasvir eder. "Aslında bir köylüydü. İri, heybetli, kara bıyıklı ve iyi huylu bir adamdı.... Padişahın Ankara valisini kendisinin dağa kaldırdığını, Atatürk’e Ankara yolunu açtığını ve onu Çankaya'ya kendisinin oturttuğunu söylerdi.

Bir müddet sonra Mustafa Kemal'in karşısındaki grupta yer aldığı iddiasıyla suçlanan Hamit'li Rıza Bey, 11.1.1926 yılında huzursuzluk yaratan suçlarla itham edilerek, Ankara İstiklal Mahkemesinin kararıyla idam edilmiştir.

Düşündüğü gibi konuşan, saf, başarılarını siyasal ranta dönüştürmesini bilmeyen Hamitli Rıza Bey, savaş sonrası vali Muhittin gibilerinin ihtiraslarının kurbanı olmuştur. Derinlemesine incelenirse onun akibeti, bir Türkmen beyi olan Dulkadirli Şehsuvaroğlu Ali Bey'in akibetiyle benzerlik gösterir.

Şair olan ve 1949 yılında vefat eden Hamit'li Halil Bey, oğlu Rıza Bey'in idamını şu içli mısralarla dile getirmiştir.

Yalan dünya senden lezzet almadım
Daim ağu kattın aşıma felek
Her daim ağlattın bir dem gülmedim
Hiç bakmadın gözüm yaşına felek.

Rıza Bey sehpada vasiyet etmiş
şu mektubu evime versinler demiş
Uzatmış urgana boynunu vermiş
Daha ak düşmeden saçıma felek.

Asla idamıma hiç üzülmeyin
Siz beni de öldü diye bilmeyin
Kaleli nesline selam vermeyin
Kalleşi çıkardın karşıma felek.

El bilir değilim haini vatan
İstiklal uğrunda ilk adım atan
Şahit olsun kalem zaptımı tutan
Yalan yafta taktın döşüme felek.

Cumhuriyete muhalif bir iş görmedim
Alçaklıkla namusuma leke sürmedim
Ailem şerefine halel vermedim
Şehit namazı düştü şanıma felek.

Demişler isyana hazır duruyor
Şeyh Said'e iştirake varıyor
Dört alçak Kaleli şahit oluyor
Yalan yafta taktı döşüme felek.

Yüz bin felaketle günüm geçirttin
Nimet deyi bana zehir içirttin
Yıktın evim ta temelden göçürttün
Darbeler indirdin başıma felek.

Türküm Türk’ün imdadına yeterken
Adım adım terakkiye giderken
Vatanıma sadık hizmet ederken
Bu idler gelmezdi düşüme felek.

Üç dört alçak ittifak eylediler
Zamanında bende yardım gördüler
Bir isyana meyli vardır dediler
Bu yalan gitmedi hoşuma felek.

Kuva-yi Milliye'yi ben icat ettim
Beş yüz atlı ile harbe ben gittim
Hilafet valisin ben esir ettim
Bunları yazın mezar taşıma felek.

Kardeşlerim olduğumu bildirtmen
Şerefinizi üstünüzden kaldırtman
Düşmanları kendinize güldürtmen
Hainler karıştı mime felek.

İnkılapta hizmet aranmaz oldu
Hakikat aranıp bulunmaz oldu
Kim vurduya gitti bilinmez oldu
Vatana bir Rıza aramak boşuna felek.

Suçlu olsam buna razı olurdum
Elbet halasıma çare bulurdum
İsteseydim döğüşerek ölürdüm
Hilebaz karıştı işime felek.

Yine sarpa uğrattılar yolumu
Vatanıma feda ettim oğlumu
Akibet sehbada gördüm ölümü
Haksızı düşürdün peşime felek.

Dünya bir fırıldaktır dönüyor
Hanümanlar harap olup sönüyor
Ölüm kuşu her kapıya konuyor
Zehir kattın tatlı aşıma felek.

Halil der inkılap sehpa kuracak
Takdiri ilâhi böyle olacak
Rıza’nin hizmetin vatan bilecek
Hiç bakmadın gözüm yaşına felek.

Kaynak Resim: Mümtaz Boyacıoğlu,  Metin: http://www.webhatti.com/tarih/80018-ceritler.html

1 Ekim 2011 Cumartesi

Sabır ve Teslimiyet


Ey Müslüman! Sen güzellik Yusuf'usun, bu alem de kuyudur. Seni oradan selamete çıkarıp huzura kavuşturacak ip de Allah'ın emrine sabır ve teslimiyettir. (Hz. Mevlana)

Cami Çocuk Buluşması


Cami-Çocuk Buluşması...
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından her yıl kutlana gelen “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” bu yıl da 1-7 Ekim tarihleri arasında ülke çapında düzenlenecek etkinliklerle kutlanacak. Son yıllarda her kutlamada farklı bir konunun öne çıkarıldığı hafta için bu yıl “Cami-Çocuk Buluşması” ve “Din Hizmetlerinde Gönüllülük” temaları tercih edildi. 

Din Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Yaşar Yiğit bu temaları tercih etmelerindeki amacı şöyle anlattı:
“Din hizmetlerinin sunumunda gönüllü olmak esastır. Gönüllülüğün bulunmadığı bir din hizmeti sunumunda başarılı olmak mümkün görünmemektedir. Din hizmeti kavramı, resmiyetin ötesinde, gönüllü olmayı da gerektirmektedir. Bu nedenle ‘Din Hizmetlerinde Gönüllülük’ ana başlığını tercih ettik.”

Peygamberimiz döneminde toplumun bütün fertlerinin camilerden faydalandıklarını ancak zamanla bir takım yanlış değerlendirmeler sonucu kadınların ve çocukların camilerden tecrit edildiklerini vurgulayan Yiğit, bu uygulamanın yanlış olduğunu ifade ederek “Camiler, toplumun bütün fertlerinin manevi havayı soluması gereken kutsal mekânlardır” diye konuştu.

Camilerin, toplumun inşasında önemli görevler üstlendiğini bildiren Yiğit, camilerin mihrabıyla mabet, kürsü ve minberleriyle de mektep olduğunu belirterek, yaşlı genç, kadın erkek, engelli engelsiz hemen herkesin camilerden ilim, irfan, adap ve ahlak öğrenebileceğini kaydetti.

Modern zamanlarda gün geçtikçe zayıflayan manevi değerlerin fert, aile ve toplumda neşv-ü neva bulmasında Kâbe’nin şubeleri olan camilerin katkısının inkâr edilemeyeceğini vurgulayan Yiğit, medeniyetlerin mabet zemininde inşa edildiğini, bu nedenle geleceğin ferdi, toplumu, cemaati, ailesi olacak çocuklarımızın mabetleriyle buluşmalarını, mabetlerini tanımalarının gereği olarak ‘Çocuk ve Cami Buluşması’ temasını seçtiklerini söyledi.

İl ve ilçelerde, köy ve mahallelerde din görevlilerinin camiye gelen çocuklara camiyi bütün yönleriyle tanıtacaklarını ifade eden Yaşar Yiğit, “İnsanımızın evlatlarını, çocuklarını maneviyat menba-ı camilerimizle tanıştırmalarını arzu ediyoruz” dedi.

Açılış 1 Ekim’de Kocatepe’de…
01 Ekim 2011 Cumartesi  günü saat:10:00-21:00 arasında Ankara Kocatepe cami avlusunda çocuklarımız için ;
Mehteran : Minikler Mehter 1453,
Konser    : Grup 571,
Havai Fişek ve Laser Gösterileri,
Animasyonlar,
Çeşitli İkramlarda bulunacak.
Türkiye genelinde birçok etkinlikle kutlanacak olan hafta, Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Ankara’da düzenlenecek ‘Açılış Töreni’ ile başlayacak. Törene, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de katılacak.

Kocatepe Camii’nde yapılacak açılış töreni sonrasında aralarında Hafız Osman Şahin, Bünyamin Topçuoğlu, Yavuz Mutlu, Adem Bilir, Faruk Yazar, Hikmet Akça, Ahmet Yüksel, Suat Göztok’un bulunduğu din görevlileri saat 13.30’da Kocatepe Camii’nde “Kur’an Ziyafeti” sunacaklar.
Açılış töreni, Hafızlık, Kur’an-ı Kerim’i ve Ezanı Güzel Okuma, Ezan ve Hutbe Yazma yarışmalarında dereceye giren din görevlilerine ödüllerinin verilmesiyle davam edecek ve 20.30’daki Türk Tasavvuf Musikisi Konseriyle son bulacak.

Camiler Haftası nedeniyle paneller düzenleniyor…
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün organizasyonunu üstlendiği Camiler ve Din Görevlileri Haftası nedeniyle “Cami ve Çocuk Buluşması” ve “Din Hizmetlerinde Gönüllülük” panelleri de düzenlenecek.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammet Şevki Aydın’ın yöneticiliğini üstlendiği “Cami ve Çocuk Buluşması” başlıklı panel 2 Ekim Pazar günü Kocatepe Camii Konferans Salonunda gerçekleştirilecek.

6 Ekim Perşembe günü ise yine aynı yerde Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz’ın yöneticiliğinde “Din Hizmetlerinde Gönüllülük” paneli gerçekleştirilecek.
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı