Zaman Tüneli


Merhabalar sevgili Değirmenden Mektup Var okuyucuları. Blogger arkadaşlarımdan "La" aşağıdaki tek soru ile beni mimlemiş bulunmaktadır. Önce bu mim sorusu ile beni mimlenecek arkadaşları arasına seçtiği için,  arkadaşım La'ya çok teşekkür ederim.

Mim sorusu; Eğer Bir Zaman Tüneli Olsaydı Geçmişten Yada Gelecekten Hangi Zamana Gitmeyi, Kimi, Hangi Olayı Görmeyi İsterdiniz?

Sizin bu mim sorunuzdan önce ben zaten hep zaman tünelinde sık sık yolculuk eden bir zaman tüneli seyyahıyım. Ben zaman tüneline girdikten sonra hep kendi geçmişim de yolculuk ettim. Kim ve hangi olayı görme konusuna gelince yine kendi zamanımda yaşadığım o güzel günleri kimlerle paylaştıysam hep onları görmeyi ve yeniden yaşamayı arzu etmişimdir. Gelecekten pek ümitli olmadığım için, geleceğe hiç bakmadım. Ancak, bir ara İslam tarihinde yolculuk etmeyi de hep hayal ettim. En çok Hz. Yusuf zamanını merak ederim. Bu nedenle her ay birkaç kez usanmadan Hz. Yusuf'un filmini izlerim.    

Beni okuma zahmetine katlandığınız için çok teşekkür ederim. En Güzel'e emanet olun ve sağlıcakla kalın efendim, saygılarımla.

YazBlogcu

Az Olup Yeterli Olanı


Kişi çalışıp elde ettiğiyle yetindiği ve başkasının elindeki nimete göz dikmediği, aç gözlülük yapmadığı sürece rahat bir hayat yaşar. İhtiras içini doldurup benliğini sarınca, huzursuzluk baş gösterir ve hayatın gerçek anlamda tadı kalmaz.

Çünkü, dünya nimetleri amaç ve nihai gaye değil; gerçek amaca erişmek için birer vasıtadır. Gerçek amaç ise, Allah’ın mülkünde O’nun nimetlerinden yararlanırken hayırhah bir insan olup, diğer insanlara faydalı olmaya çalışmak ve dünya hayatını ilahi düzenlemeye göre değerlendirip, ahiret hayatına yeterince hazırlanmaktır.

Bunun için Resulüllah buyurdu ki: “Ne kadar güneş doğmaya başlarsa yanı başında iki melek bulunur ve yeryüzündekilere şöyle seslenir: “Rabb’inize yönelin. Çünkü gerçekten az olup yeterli olanı, çok olup oyalayıcı olanından hayırlıdır.” O iki melek seslerini, insan ve cinler dışında her şeye duyururlar.

YazBlogcu

Fotoğrafın Mektubu

O bir engelli, o bir yetim, o bir öksüz, o bir garip... O'na sahip çıkamadık... O, bu ülkenin bir ferdi, bir vatandaşı. Kimin umurunda... Herşeyden önce o bir insan, yani eşref-i mahlukat... Onun da hayalleri vardı, onun da umutları vardı. O da sımsıkı tutunmaya çalışıyordu yaşam duvarına. O hayatta, ölmedi, hala sağ ve çocuksuz evli. Aslında o bir muhtaçlıydı. O'na kol kanat gerilmeliydi. O, sahiplenilmeliydi. O bir başına bırakıldı. O bir bacıydı, o bir teyzeydi. Umutları ve hayalleri elinden alınmış, ama herşeye rağmen, hayata tutunmaya çalışıyor... Allah yar ve yardımcısı olsun!...

YazBlogcu