Cemal Ağanın Tavukları



Cemal Ağa, Kırşehir İli Kaman ilçesi Savcılı Ağapınar sakinlerinden Cemal Polat'tır. Cemal'e manileri söyleyen de aynı yöreden, ismini bilmiyorum

İstanbul'un gayıkları
Cemal ağanın bıyıkları
Tilki yedi tavukları
Ne duruyon Cemal ağa

Avradın peşine düştü
Garlı dağları aştı
Tavuklar tilkiye kaçtı
Düğünüz var Cemal ağa

Yemleri torbada kaldı
Kimi ağladı, kimi güldü
Tavuklar hep gelin oldu
Gına getir Cemal ağa

Olanları Rasul gördü
Safiye kolların kırdı
Tilki geldi seni sordu
Adres bildir Cemal ağa

Bacadan mı inip geldin?
İssiz evi nasıl bildin?
Senet değil, niye çaldın?
Dürzü getir tavukları

İstanbul'a turist gitti
Soyka horoz erken öttü
Tavukçuluktan iflas etti
Dik bayrağı Cemal ağa

Kulak söyler doğru sözü
Gan ağladı iki gözü
Kürdün büyüttüğü horozu
Gurban ettik Cemal ağa

Atırı var, katırı var
Cemal'ın hatırı var
Gelin bakın komşular
Dinamasız moturu var

Halat takıp çektirdin
Civataların döktürdün
Gözün kör olsun Cemal
Herki ele ektirdin

Gençlik parkında holta attı
Getti hastanede yattı
Zopayı yiyince öttü
Zurna oldun Cemal ağa.

Kibir

“Kibirli davranarak yüzünü insanlardan çevirme, yeryüzünde çalım satarak yürüme! Çünkü Allah kibirle kasılan, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.” (Lokman, 31/18)


Kibrin sembolü şeytandır. Çünkü o, Hz. Adem’i küçük görmüş ve ona saygı secdesinde bulunmamıştır.  (Bakara,2/34) Bu sebeple, kişinin kibre kapılması, şeytanlaşmaya açılan bir kapıdır.


Kibirli insanın tipik örneklerinden biri Karun’dur. Zira o, bütün mal ve mülkünü Allah’ın bir lütfu olarak değil, kendi akli kabiliyeti ve meziyeti olarak görmüştür.  (Kassas,28/78) Ayetin sonunda gelen ifadeler, kibrin ne büyük bir günah olduğunu açıkca ortaya koymaktadır. Çünkü, bu kimselerin Allah’ın sevgisinden mahrum kalacakları ifade edilmektedir.

Araştırma: Recep Altun

Hocalı Katliamı Sergisi


İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Gençlik Forumu'nun 'Hocalı İçin Adalet' başlıklı uluslararası kampanyası çerçevesinde Hocalı katliamını anlatan fotoğraf ve resim sergisi Taksim'de sergilenmeye başladı. Hocalı katliamını gözler önüne seren sergi, 19 Şubat'a kadar gezilebilecek.


Rusya'nın 366. Motorize Piyade Alayı'nın desteğini alan Ermeni güçleri, 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında Azeri sivilleri toplu şekilde katletti. Hocalı'da 106'sı kadın, 63'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan Türkü katledildi. 150 kişi kayboldu. 487 kişi ağır şekilde yaralandı. Naaşlar üzerinde yapılan incelemede; insanların yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başlarının kesildiği görüldü.


Sergi öncesi düzenlenen konferansta İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu Eğitim Araştırma ve Medya Departmanı Genel Müdürü Nebat Karakhanova'nın açılış konuşmasının ardından Azerbaycan Spor ve Gençlik Bakan Yardımcısı Intıgam Babayev, Türk Dili Konuşan Ülkeleri İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Büyükelçi Halil Akıncı, Azerbaycan Cumhuriyeti Milletvekili ve İreli Gençler Teşkilatı Başkanı Jeyhun Osmanlı, Azerbaycan İstanbul Başkonsolosu Hasan Zeynelov birer konuşma yaptı.


Kürsüye gelen Azerbaycan Spor ve Gençlik Bakan Yardımcısı Intıgam Babayev, dünyanın Hocalı katliamı konusunda çok az şey bildiğini ifade ederek, düzenlenen toplantı ve resim sergisinin önemine vurgu yaptı. Babayev, Ermenilerin Azeri halkını Hocalı'da hunharca katlettiğini dile getirdi. Intıgam Babayev, Hocalı'nın bir soykırım olduğunu, bunu dünyaya anlatmak için gençlere büyük işler düştüğünü ifade etti.

"Biz hepimiz Ermeniyiz" Diyenlerin vicdanlarına sesleniyorum.

"Biz hepimiz Hrant Dink'iz" Diyenlerin vicdanlarına sesleniyorum.

Acaba bugün de "Biz hepimiz Ermeni'yiz" ya da "Hrant Dink'iz" Diyebilecekler mi?

İdare

Nuh Nebiden evvel kullandığımız ve adına “idare lambası”, “bezir çırası” ya da sadece “çıra” dediğimiz tabanı yuvarlak alt gövdesi konik yukarıya doğru boru şeklinde daralan ucunda şapkalı yuvarlak fitil başlığı olan bir aydınlatma gerecinden bahsedeceğim.

Haznesine yakıt olarak gaz yağı, ya da beziryağı konulurdu. O zamanlar evlerin oda duvarlarında  üst tarafı üçgen alt tarafı kare şeklinde ve içi duvar genişliğince derinlikte olan “toka” ya da “dolap” diye adlandırdığımız gömme küçük dolaplarda gaz lambamızı, ya da idare lambamızı muhafaza ederdik.

Yuvarlak ince fitilini hafifçe dışarıya doğru çekip kibritle tutuşturursunuz. Çok isli yanar ve  fitilde yanan gaz yağından dolayı odanın içini tuhaf bir koku kaplardı. Hele idare lambasına gaz yağı yerine bezir yağı konmuşsa, onun kokusu biraz daha ağırdı. Çıranın konduğu dolabın üst tarafı yanan idare lambasından dolayı  simsiyah olurdu.

Ben daha çok gaz lambasının kullanıldığı zamanı hatırlıyorum. Gaz lambasının başına bir iş geldiği zaman o anda evde  kırılan şişesinin ya da bozulan parçanın yedeği olmadığı vakit idare dediğimiz bu çıra lambası devreye girerdi.

Şimdi bakıyorum da nereden nereye gelmişiz: idare lambasından, gaz lambasına, gaz lambasından löküs olarak adlandırdığımız biraz daha gelişmiş ipek fitilli ve pompalı aydınlatma gereci. İlerleyen zaman içinde ilçemize kurulan İngiliz malı ve 8 silindirli dizel motorlu jeneratörü hatırlarım. Üretilen elektriği belli saatler arasında sadece çarşı merkezine veriyorlardı. Daha sonra bizler de elektriğe kavuşmuştuk, ama bunun yılını tam olarak hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey evlerimize sıva üstü elektrik tesisatının döşendiğiydi. Gaz lambasından kurtulmuş pırıl pırıl sarı ışıklı armut lambanın verdiği aydınlıkla çok mutlu olmuştuk.

Ya işte böyle dostlarım. İdare dediğimiz lambadan önce nasıl aydınlatma yapılıyordu, onu bilmiyorum. Herhalde o zaman ki insanlar,  duvarlara takılan meşalelerle aydınlanıyorlardı.