Affetmem


Gök gürültüsü doldu, bulanık gecelerime
Yağmurlar şakradı, gönül pencereme
Yalnızlık bir çare ki, kanayan yüreğimde;
Çilesini çekiyorum şimdi
O zalimi sevsem de, sevmesem de.

Bizim aşkımız tertemizdi
Eli elime bile değmedi
Birkaç mektup, birkaç resim
İşte, hepsi bundan ibaretti.

Elbet bir gün karşılaşırız
Hal, hatır sorarız
Havadan, sudan değil de
Eskileri yadederiz.

Geldiği zaman veda vakti
Sarılırım ona bir kardeş gibi
Ama bu sefer affetmem
Tutarım, o tutamadığım eli.

YazBlogcu

Haya


Kırdım kalemi, bir şey gelmez elimden
İstediğin buydu; al senin olsun meydan.
Kötülerin dalı olmaz, gölgesi olmaz;
Zarar gelmez adama, mert oğlu mertten.

Elimizde sazımız, dalımızda heybe
At koşturduk yıllarca biz bu yerlerde
Çaldık, söyledik ne varsa güzellikte
Beraberdik her sevinçte ve kederde.

Geçici bir oyun ve oynaştır bu dünya
Tek bir gerçek var; varsa, o da haya
Bu dünya ne sana kalır, ne de bana
Kalsaydı, kalacaktı Sultan Süleyman'a...

Recep Altun Kaman-Kırşehir

Ramazan Davulcusu



Ketenlik'te (Batı Trakya/Yunanistan) Bayram Bahşişi Toplayan Ramazan Davulcusunu görmektesiniz.

Bakara( 2) 185:
"Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir."

Mübarek Ramazan Ayının benim dünyamdaki yeri bir başkadır. Ramazan Ayı geldiğinde çocuklar gibi sevinirim. Bayramlarda aynı sevinci ve hazzı asla duyamam, Ramazan Bayramını, Ramazan Ayını sonlandırdığı için sevmem. Ramazan Ayı hiç bitmesin isterim. Namaz kılarken her zaman huşu içinde pek namaz kıldığımı söyleyemem, ama Ramazan Ayını huşu içinde geçirdiğimi söyleyebilirim.

Çocukluğumun Ramazan Ayları kış mevsimine denk gelmişti. Bahçe duvarları boyunca karlar yağardı, herkes evinin önüne çığır açardı, insanlar açılan bu çığırı kullanarak çarşıya ve evlerine gidip gelirlerdi. Ramazan Davulcusu da bu çığırı kullanmak durumundaydı. Ramazan Davulunun sesi önceden uzaktan 'tımbıdı tımbıdı' gelirdi. Bu ses kulağıma öyle güzel ve hoş gelirdi ki, anlatamam. Ramazan Davulcusu evimize doğru yaklaştıkça ses yükselmeye başlardı. Sesin yüksekliğine göre Ramazan Davulcusunun evimizin önüne ne kadar mesafede kaldığını bilir, ona göre pencereye Ramazan Davulcusunu seyretmeye kalkardım. Ramazan Davulcusunu pencereden seyretmek bana öyle büyük bir haz verirdi ki, anlatamam. Karın çok yağdığı zamanlar çığırdan yürüyen Ramazan Davulcusunun ancak başını görebilirdim. Bedenini ve davulunu karın oluşturduğu yüksek kar duvarlarından dolayı görmek imkansızdı.

Ramazan Davulu ile yatağından kalkan rahmetli annem mutfakta tavada hamur kızartmaya giderdi. O zamanlar milangaz, tüplü ocaklar nerede gazocağı dediğimiz, haznesine ispirto dökülerek ısıtılan ve teknesindeki gazı sıkıştırmak için pompa düzeneği bulunan bir tür seyyar ocaktı. Bizi siz çocuksunuz tutamazsınız diye kaldırmazlardı, yorganın altından dört gözle annemin bize "hadi siz de kalkın" demesini beklerdik.

Biz öyle Anadolu'nun büyük şehirlerindeki çocuklar gibi Ramazan eğlenceleri; (Hacivat, Karagöz-Meddah-Orta Oyunu-Cambazlar-Hokkabazlar-Macuncular-Kağıt Helvacılar-Kukla Oyunları-Tasavvuf Müziği-Tiyatro- Faslı Ramazan Konserleri vs.) ile yetişmedik.

Bazı günler kalkmamıza izin verirlerdi, kimi zamanlar öğleye kadar oruç tutardık ve onun adı "tekne orucu" idi. Bazen de tüm gün tutar, iftar vakti ezan okununca büyüklerimizin ellerini öperek, tuttuğumuz orucu elini öptüğümüz büyüğümüze harçlık karşılığında hediye ederdik.

Efendim, bir Ramazan günleri değil ki böyle; başımızı çevirip, hasretle geriye bakarak özlemini duyduğumuz o güzel günler...

Bu vesile ile sizlere hayırlı Ramazanlar dilerim. 
YazBlogcu