Aladdin'in Sihirli Lambası

Tıkla ve Oku
Lambadaki Ruh













Aladdin'in sihirli lambasını oldum olası severim. Lambanın gövdesini parlatır gibi lambaya uygulanan birkaç  el sürtmesiyle lambadan dışarı çıkan cinin:  "Dile benden, ne dilersen sahip!" diye seslenmesi yok mu, işte o zaman dünyalar benim olurdu.

Ben de,  insanların ruhlarını bu sihirli lambanın içindeki cine benzetirim hep.  Hepimiz birer Aladdin'in sihirli lambasıyız. Merhametli ve içi sevgi dolu birilerinin gelip,  bu lambanın içinde yıllardır sıkışıp kalmış;  dışarıdaki sevgiye  ve şefkate hasret  ruhlarımızı  azade edecek,  merhametli bir elin dokunuşunu  bekleriz.

Yüce Allah, tüm ümmet-i Muhammed'e; içi sevgi dolu, merhametli  ellerin dokunuşlarını lütfeylesin.

Recep Altun


Radyonun Gerçek Gücü


Bugün radyonun gerçek gücünden tam olarak yararlandığımızı söylemek mümkün değildir. O günümüzde, temel bir iletişim aracı olmaktan çok, daha farklı amaçlarla kullanılmaktadır. İlk ortaya çıktığı yıllarda gerçek anlamda bir “büyülü kutu” yakıştırmasıyla insanların hayret, merak ve hayranlık duygularını zirveye taşımış, onların sade dünyalarını olağanüstü bir yoğunlukta renklendirmişti. Radyo, yüreklerden taşıp gelen samimi duyguları, hoş sözleri, taze haberleri ve romantik ezgileri, kocaman bir aile olarak bütünleştirdiği dinleyicilerine tıpkı bir aile bireyinin yakınlığı ve sıcaklığıyla taşımıştı. İnsanların ufuk çizgilerini genişletmiş, duygu ve düşünce alemlerine kocaman pencereler açmıştı.


Günümüzde radyo, temel kitle iletişim sürecinin çok da içinde olmadan, iletişim sürecindeki etkinliği fazlaca da önemsenmeden kullanılmaktadır. Bu, onun gerçek gücünün farkedilmemesinden kaynaklanmaktadır. Her şeyden önce radyo yayını yüzyüze iletişime çok benzemektedir ve dinleyici radyoya karşı bir yakınlık duygusu içindedir. Radyo, insanı öncelikle bir tek noktasından kavramaktadır: Kulak. O mesajını sadece ses üzerine yükleyerek dinleyicisinin kulağına gönderir. Radyo yayınının temel meteryali sestir. Böylelikle mesajın alınması çok kolaylaşmaktadır.  Sözcükler yardımıyla kodlanarak kulağa ulaşan mesaj daha sonra doğruca beyine giderek orada çözülür ve değerlendirilir. Radyo, insanların duygu dünyalarına, heyecanlarına ya da hezeyanlarına değil, öncelikle beyinlerine hitabeder. Bu özelliği nedeniyle diğer kitle iletişim araçlarından farklı ve önemlidir.


Temel meteryali ses olan radyo bu özelliği sayesinde akla gelebilecek her konuyu kolaylıkla işleyebilme ve aktarabilme imkanına sahiptir. Radyo öncelikle kulağa seslenir ama, hemen sonrasında da insanların evrene açılan pencerelerini inşa eder.  Sağladığı hızlı ve doyurucu enformasyon akışıyla radyo, bireylerin dünyaya açılan gözü kulağı olmakta, daha ileriki aşamalarda da onları yönelttiği düşünme, yorumlama, yargılama ve eyleme dönüştürme yollarıyla insanların sosyal hayat içindeki rollerini oynamalarına yardımcı olmaktadır.


İletişim alanında yapılan araştırmalarda, sözel sunumun çoğu insanlar için görsel sunumdan daha etkin olduğu tespit edilmiştir. Bu tespit, radyonun gerçek gücünün açık ifadesidir. Bu kapsamda, özellikle bireyler ve toplumlar için önem taşıyan mesajların iletilmesi, ikna tekniklerinin kullanılması konusunda radyonun gücü tartışılmaz bir konuma gelmektedir.


Sonuçta radyo, söylenecek önemli bir sözü, verilecek önemli bir mesajı olanların, bireyler arasında gerçek iletişimi dolayısıyla gerçek birliği, hoşgörüyü, barışı sağlamayı hedefleyenlerin, ciddi, tutarlı, dürüst iletişimcilerin aracı olarak ortaya çıkmaktadır. İletişimsizlikten, anlaşamamaktan, uzlaşamamaktan, bölünmeden şikayetçi toplumların acilen ve mutlaka radyonun gerçek gücünü keşfetmeleri ve kullanmaları zorunluluğu kendisini göstermektedir.


Araştırma: Recep Altun
Kaynak    : İletişiverelim (Yrd.Doç.Dr.Sedat Cereci)

Hocalı Katliamı

1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu’nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ’ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992’de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir.

Azerbaycan Dağlık-Karabağ Haritası

Hocalı’da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ’a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ’da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991’de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25–26 Şubat 1992’de Hocalı’ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991’in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.

Hollanda- Hocalı Katliamı Anıtı

10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700’den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000’in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:



Kırmızı çizgi Dağlık Karabağın sınırlarını gösterir. Gördüğünüz gibi Dağlık Karabağ'ın kuzeydoğu ve doğuda bazı bölümleri hala Azerbaycanın kontrolu altındadır.

Kahverenkli alan ise,  Ermenilerin işgal ettiği alanı gösterir.

Sarı renkli taranmış bölge, Dağlık Karabağ Ermenilerin talep ettikleri bölge ama Azerbaycan kontrolündedir. Çok kanlı dövüşler oldu o bölge uğrunda. Ermeniler orayı da işgal etmişti ama,  Azerbaycan silahlı kuvvetleri savaşın sonlarında geri aldı.

“Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.”

Hocalı Vahşeti

Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı.

Hocalı Katliamı Anıtı

1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri’dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10’undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan’a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından “göçkün” olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda, pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam mücadelesi vermektedirler.


Azerbaycan-Hocalı Katliamı Anıtı

ORTAK BİLDİRİ

Hocalı'da yaşananlar insanlık tarihi için büyük bir ayıp, uluslararası hukuka göre, insanlığa karşı suç kapsamındadır. Azerbaycan Türklerine karşı yapılan bu katliamın acılarını Kardeş Türk milleti olarak yüreğimizde hissediyor ve bu katliamı kınıyoruz. Hocalı katliamı, insanlığın bugün ve gelecekte dersler çıkartması ve bugüne kadar gösterdiği tepki konusunda bir vicdan muhasebesi yapması gerek önemli bir olaydır. Bu katliamın kurbanlarının çektikleri acıların tüm dünya halkları tarafından anlaşılması gerekmektedir. Türkiye, en temel insani ve vicdani değerleri yok sayan böyle bir hukuksuz eylemin öğrenilmesine ve faillerinin adalet önüne çıkartılmasına yönelik haklı mücadelesinde Azerbaycan'a destek vermeye devam edecektir.

Araştırma: Recep Altun

Cemal Ağanın Tavukları



Cemal Ağa, Kırşehir İli Kaman ilçesi Savcılı Ağapınar sakinlerinden Cemal Polat'tır. Cemal'e manileri söyleyen de aynı yöreden, ismini bilmiyorum

İstanbul'un gayıkları
Cemal ağanın bıyıkları
Tilki yedi tavukları
Ne duruyon Cemal ağa

Avradın peşine düştü
Garlı dağları aştı
Tavuklar tilkiye kaçtı
Düğünüz var Cemal ağa

Yemleri torbada kaldı
Kimi ağladı, kimi güldü
Tavuklar hep gelin oldu
Gına getir Cemal ağa

Olanları Rasul gördü
Safiye kolların kırdı
Tilki geldi seni sordu
Adres bildir Cemal ağa

Bacadan mı inip geldin?
İssiz evi nasıl bildin?
Senet değil, niye çaldın?
Dürzü getir tavukları

İstanbul'a turist gitti
Soyka horoz erken öttü
Tavukçuluktan iflas etti
Dik bayrağı Cemal ağa

Kulak söyler doğru sözü
Gan ağladı iki gözü
Kürdün büyüttüğü horozu
Gurban ettik Cemal ağa

Atırı var, katırı var
Cemal'ın hatırı var
Gelin bakın komşular
Dinamasız moturu var

Halat takıp çektirdin
Civataların döktürdün
Gözün kör olsun Cemal
Herki ele ektirdin

Gençlik parkında holta attı
Getti hastanede yattı
Zopayı yiyince öttü
Zurna oldun Cemal ağa.