We / Blog

Jorn Barger

Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, internette yazılan bir tür seyir defteri de diyebileceğimiz “bloglar”, 1993 yılında doğmuş olup, doğduğunda bugünkü blog kavramına sahip değillermiş. 1997 yılında Robot Wisdom (Robot Bilgelik) isimli bloğun editörü Jorn Barger weblog’a isim babalığı yapmış. ‘web’ ve ‘blog’ sözcüklerinin bileşiminden oluşan Weblogun ‘blog’a dönüşmesi ise, Peter Merholz’un yarı şakayla bu sözcüğü ‘we / blog’ (blogluyoruz) şeklinde bölmesiyle ortaya çıkmış. 

Peter Merholz
Bloglarla uğraşanları araştırdığımızda; genelde bilgi aktarmak, yorum yapmak ve Internet ortamında görüşlerini paylaşmak isteyen bir grup şeklinde karşımıza çıktıklarını görüyoruz. Bu grubun içinde her sosyal sınıftan ve meslekten insan olmakla birlikte aralarında ev kadınlarına ve öğretim üyelerine de rastlamak mümkündür.

Blogcular için önemli olan paylaşım ve karşılıklı konuşmadır. Tutkuyla yazmak, bir kampanyayı sahiplenmek, gelen tepki ve eleştirilerden beslenmek onlar için heyecan vericidir.

Bu dinamik yapıya sahip blogları, diğer tüm yayınlardan ayıran özelliği ise, yazar ve okur arasında sürekli kurulan iletişimdir. Ayrıca bloglar zaman kavramıyla da özel bir ilişki kurmuş olup, en son güncellenmiş blogları en üste gelecek şekilde yapılandırılan kronolojik kurgu, blog yapısının farklılığını ortaya koymaktadır.

Milenyum (2000) yılına gelindiğinde ise, blogların olgunlaştığını ve sayılarının hızla artmaya başladığını görüyoruz. Blog dünyasına ilk önce heyecanlı amatörler katılmış; daha sonraları aralarında ev kadınları, öğrenciler, öğretim üyeleri, müzisyenler, avukatlar derken her kesimden milyonlarca kişinin blog yolculuğu bu amatör ruhla başlamıştır.

Belli bir kaliteyi tutturan ve çok tıklanan bloglar yayında kalıyor; söyleyecek sözü olmayanlar, sürekli güncellenmeyen, şekli şemali çekici olmayan bloglar da hızla yok oluyorlar. Blog dünyası, bireyin kendi başına var olup ayakta kalma mücadelesini verdiği bir ortam aslında. Bloglar, ancak bireyle var olup devam edebiliyor, ya da bireyle birlikte yok olup gidiyorlar.

Blogların Türkiye’de popüler olması ise 2005 yılından itibaren hız kazandı. İyi blogcular hatalarını anında, kolaylıkla ve sıkça düzeltirler. Tarafsız olduklarını iddia etmez, ama şeffaflıktan da taviz vermezler. İletişimde oldukları kitleye mesafeli değillerdir. Blogların, siyasi tartışmaya renk ve çeşitlilik kattıkları 2010 yılının yazında Türkiye ile İsrail arasında ortaya çıkan Mavi Marmara krizinde gözlendiği gibi, çok yönlü siyasal olaylar patladığında bloglar, gazetelerin birinci sayfasına dönüşebiliyorlar.

Medyanın sadece kendi uzmanına söz hakkı veren anlayışının bloglar sayesinde kırıldığını biliyor muydunuz? Eğer herhangi bir kişi uzmanlığından eminse ve görüşlerini başkalarıyla paylaşmak istiyorsa, blog onlara müthiş bir imkan sunuyor. Amerikan bloglarının 11 Eylül’den sonra patlaması bir rastlantı değil. 11 Eylül’ü izleyen günlerde ve Irak Savaşı’nın her aşamasında muhalefetin bloglara taşındığını görüyoruz.

Türkiye’nin sanal aleminde ise, bütün görüşlerin görünür olmasının henüz epey riskleri var. Internet ortamı; gittikçe hantallaşmış ve görevini sürdüremeyen ana medyanın yazamadıklarını sunmak için vardı. Vicdani retçiler, Kürtler, Aleviler, eşcinseller gibi toplumda çok fazla sesi duyulmayan topluluklar internette aktif olabiliyorlardı. Ancak, iş blog açmaya ve düşünceleri açıkça paylaşmaya gelince frenlere basılıyordu. Türkiye’de kendi adınla varolmak risklidir. Özellikle faili meçhul gazeteci cinayetlerinden sonra ortam daha da baskıcı oldu. Tekil olarak politik blogcu olmak yerine takma adla yani rumuzla adeta ufak çapta bir blogcu olunabiliyor.

Türkiye’de herkesin, her şey hakkında sarsılmaz fikirleri bulunuyor. Bu fikirler bilimsel olarak desteklenmese de gazete köşelerinde şiddetle savunuluyor. Polemikler, çekişmeler, kamplaşmalar gazete köşelerinden yapılıyor. Ülkemizdeki tartışma ortamının sorunlu olduğu forumlar, blog yorumları, sözlük ortamında yapılan siyasal tartışmalar bir anda alevlenip kişisel tehdide dönüşebiliyor. Taraflar hemen kendini belli edip şiddetin dilinden konuşmaya başlıyor ve nefret söylemi er geç bloglardaki tartışmalara da yansıyor.

Araştırma: Recep Altun
Kaynak: İnternet-Blogdan Al Haberi
Yazarlar:Zeynep Atikan-Aslı Tunç

Bayrağın Namusu




"...Koskoca bir devlet bayrakla uğraşıyor. Üstelik PKK bayrağıyla değil, kendi bayrağıyla. PKK’lıların askeri araca astığı PKK bayrağını görmezden geliyor ama kendi bayrağını lojmanın penceresinden indiriyor. Daha da ileri, çok çok ileri giderek kutlamalarda,  hele İzmir’in kurtuluşu gibi bir kutlamada göndere bayrak asılmasını yasaklıyor. Oraya o bayrağın asılabilmesi için Türkiye, Türk halkı ne bedeller ödedi… Utanmıyorlar. Hatırlamıyorlar, bilmiyorlar. Belki de hatırlıyorlar ve biliyorlar ve zaten bunun için öyle yapıyorlar..."

Afet Ilgaz