31 Aralık 2015 Günü


Merhabalar.

2015 yılının takvimini duvara astığım 31 Aralık 2014 gününü, daha dün gibi hatırlıyorum. Takvimi asarken de eşime "Bak bu günü iyi hatırla, Allah izin verirse, bu takvimin yaprakları; bir de bakmışız ki, bitmiş ve son yaprağının kaldığı 2014 yılı gibi, 31 Aralık 'a gelmiş olacağız." Demiştim. Eğer, yine Allah nasip ederse, hiç bitmeyecek gibi görünen 2016 yılının da sonu gelmeye gelecek de kimler görecek, kimler göremeyecek, artık orasını Allah bilir? 

Yunus Emre

Çalışma: Haydar Altun
Merhabalar.

Bugün biraz Yunus Emre'den söz etmek istiyorum. Her ne kadar Yunus Emre ile ilgili hepimizin az ya da çok bir bilgisi varsa da ben onun mensup olduğu yer ile ilgili konuşmak istiyorum. 

En Uzun Gece


Nereden doğar; nereden batar; ayın hareketlerini günlük takip ederdim. Günleri de özelliklerine göre değerlendirirdim. Şimdilerde ne aydan haberim kaldı, ne de günden. Bir tembellik ve bir miskinlik çöktü ruhuma. Ne olduğumu, nerede olduğumu, hatta kim olduğumu unuttuğum zamanlar bile oluyor. Bu duruma da çok üzülüyorum. Çünkü ben böyle biri değildim. Ben tıpkı hiperaktif çocuklar gibiydim, elim kolum bağlı oturamazdım. 08.04.2014 tarihinde yeniden internet abonesi olmak üzere sözleşme imzalamıştım. Hem de hangi internet sağlayıcı firma ile biliyor musunuz? Sadece Ankara'da hizmet veren "Göknet" adında bir firma ile. Bu tarihten itibaren yine klavyenin başına çakıldım kaldım. Ne güzel, bir yıla yakın ara vermiştim.

İzleyiciler Gadgeti


Merhabalar.

Sayın Blogger Arkadaşlarım.

Tüm bloggerlerin, blog sayfalarındaki "İZLEYİCİLER EKLENTİSİ" ndeki üyelerin profil bilgilerine erişim sorunu, Blogger tarafından giderilmekle birlikte bu arada bizi takibe alan üye sayılarımızda da değişiklik olduğunu gözlemlemekteyiz.  Aslında silinen üyemiz yoktur. Blogger tarafından söz konusu aksaklığı gidermek için yapılan girişim sonrası üye sayılarımızda sanki düşüşler olmuş gibi bir durum ortaya çıkmıştır. Ben kendi eklentimdeki üyelerin sayısını takip ediyorum. Gerçekte üye sayılarımızda bir azalma söz konusu değildir. Bu durum Blogger'in izleyiciler eklentisindeki hatayı gidermesi sonucu oluşmuştur.

Benim gerçek üye sayım 259'dur, ama eklentide gösterilen üye sayım 272'dir, daha önce bu sayı 293 idi.

İzleyiciler eklentisinde kayıtlı bulunan üyelerimizin profil resmine tıklayarak artık profil bilgilerine ve oradan da sayfalarına ulaşabileceğiz. Söz konusu aksaklığı giderdiği için Blogger yetkililerine teşekkür ederiz.




Uçak Krizi



24 Kasım 2015 Öğretmenler Günüydü. 93 yaşındaki böbrek yetmezliği takibinde olan babamın Ankara Dışkapı SSK hastanesindeki kan ve idrar sonuçlarını doktoruna göstermek üzere sıra aldım bekliyordum. Polikliniklerin olduğu "F" bölümünün üst katındaki daracık koridorlarına serpiştirilmiş poliklinik odalarının önlerinde muayene olmak ya da sonuç göstermek üzere bekleyen bir hayli hasta ve hasta yakını kalabalığı vardı. İki poliklinik odası arasındaki duvar boşluğuna asılmış plazma tv'de alt yazıda "Aidiyeti belli olmayan uçağa müdahele edilmiştir." şeklinde geçen haber gözüme ilişti. Kendi kendime "eyvah" dedim, "bir terslik var."  Yanımda bankta oturan ve benim gibi sıra bekleyen hastaya, "Uçak mı düşürülmüş?" diye sordum. O da "Evet milliyeti belli olmayan bir uçak düşürülmüş, ben de alt yazıda geçen haberden okudum." Dedi. Ben artık poliklinik odası üzerindeki hasta takip ekranından gözümü sağ taraftaki plazma tv'ye çevirdim. Ana ekranda o an bir başka yayın vardı, uçak düşürülmesi ile ilgili haber yoktu, aidiyeti belli olmayan bir uçağa müdahale edildiğiyle ilgili haber, sadece alt yazıda geçiyordu.

Bundan bir kaç gün önce Ruslar'ın hava sahamızı ihlal ettiğini ve bu konuda uyarıldıkları ile ilgili haberler, hala hafızamda idi. O an, "bunlar yoksa Rusya'ya ait bir uçak falan düşürmüş olmasınlar" diye kendi kendime söylendim. "Eğer böyle bir şey olduysa, işimiz zor!" diye  düşünmekten de kendimi alıkoyamadım. 

Hasta takip ekranında sıra numaram görününce muayene odasına girip doktora sonuçları gösterdim. Doktor: babam için, "sonuçlarında bir anormallik olmadığını, tuzsuz yiyip bol su içmeye devam etmesini" salık verdi. Muayene odasından çıktıktan sonra, tekrar duvardaki plazma tv'ye baktım, ana ekranda uçak düşürülmesi ile ilgili herhangi ayrıntılı bir haber yoktu. Ancak, alt yazıda uçak düşürülmesi ile ilgili haberin detayları geçiyordu.

Hastaneden bir an önce ayrılıp, olayla ilgili haberleri araştırmak üzere hemen duraktan bir dolmuşa bindim ve eve geldim. Evde beni bekleyen babama, bir taraftan sonuçları ile ilgili doktorun dediklerini aktarırken, diğer taraftan da televizyonu açarak; "baba bizimkiler uçak düşürmüş" diye de babama haber yetiştiriyordum.

Ve korkulan olmuştu, Türk uçaklarının hava sahamızı ihlal eden ve aidiyeti belli olmayan bir uçağı uyarılara rağmen, hava sahamızı ihlal etmeye devam ettiği için, düşürdüğü haberini öğrenmemle birlikte, ilerleyen dakikalarda düşürülen uçağın, Rusya'ya ait bir uçak olduğunu da öğrenince ne yalan söyleyeyim, bu işin arkası çok kötü gelir diye de tedirgin olmaya başladım.

24 Kasım 2015 tarihinden bu tarafa uçak krizi ile yatıyor ve uçak krizi ile kalkıyorum. Her şey o kadar açık ve net ki, Rus uçakları bile bile hava sahamızı ihlal etmişlerdir. Çünkü, Türkiye'nin hava sahası ihlalinde çok ciddi bir şekilde angajman kurallarını uygulayacaklarını biliyorlardı. Bu bağlamda bana göre,  Rusya stratejik hedefleri için bir uçağını feda etmiştir.

Hatırlarsanız bu olay öncesi "Oruçlu Tilki" başlıklı bir blog yayınlamıştım ve bloğun son parağrafını da: "Yeni oluşturulacak Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden fıkradaki tilki gibi uyanık ve kurnaz olmasını ve kurt gibi de tuzaklara düşmemesini bekliyoruz." şeklinde bağlamıştım.

Ben, bu uçak olayında kurt gibi tuzağa düşürüldük diyorum. Sizin ne düşündüğünüzü de merak etmiyor değilim hani.

Otuz Beş Yaş Üzerine Bir Söyleşi

Cahit Sıtkı Tarancı : 1910 -1956
Ölümsüz şiirlerin kalemi, Türk dilinin sevgilisi şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı'nın en çok bilinen, ezberlenen, akıllarda yer edinen, her katıldığı toplantıda kendisinden okunması istenen "Otuz Beş Yaş" şiiri üzerinde herkesin kafasını yoran ve herkesçe merak edilen iki dizesi üzerine biraz sizlerle sohbet etmek istiyorum. Bilmiyorum, sizin de bu şiiri okurken; bu iki dize hiç ilginizi  çekti mi, kafanızı yordu mu, merak ettiniz mi?

Herhalde hatırladınız değil mi, okuyanların kafasını yoran ve merak ettikleri bu ilk iki dizeyi?

"Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder"
"Dante gibi ortasındayız ömrün"

Şairin, birinci dizede bir insana yetmiş yıl ömür biçtiğini pekala anlayabiliyoruz. Ama bu "Dante" nedir, kimdir? Hiç merak edip araştırdınız mı? Dahası şair neden Dante'yi ömrün tam ortasına koymuş?

Yaptığım araştırmalar sonucu kendisi gibi şair olan Şinasi Özdenoğlu bir anekdotunda şiirle ilgili,  şair ile arasında geçenleri şöyle anlatmaktadır:

"Cahit ağabey cebinden çıkardığı kağıda, el yazısı ile yazılmış 'Otuz Beş Yaş' şiirini, işte burada, "Şükran Lokantası"nda bana okumuştu. Tarancı, şiirini beğenip beğenmediğimi sordu. Çok beğendiğimi söyledim. Neden 'Otuz Beş Yaş' ? Başka bir isim düşünemez miydiniz? diye sordum.
Şairin bana verdiği cevap şöyle olmuştu:

Dante'nin 'Divina Commedia'sını Fransızcasından okudum. Bu yapıtın beni etkilediğini söylemeliyim. İtalyan şairi; insan ömrünü 70 yıl varsaymış, ünlü eseri  (Ahirete yapılan bir yolculuğu anlatan ilahi komedya)  'Divine Commedia' yı 35 yaşında yazmaya başlamıştır. Ve Dante, ilk dizesinde 'Hayat yolunun ortasında' diye başlıyor başyapıtına... Ben bu girişi çok beğendim ve şiirime işte bu nedenle 'Otuz Beş Yaş' şiiri dedim..." 

Yukarıdaki anekdottan anlaşılacağı üzere Dante'nin bir İtalyan şairi olduğunu, normal bir insan ömrünü 70 yıl olarak kabul ettiğini ve Dante'nin ünlü eseri 'Divine Commedia'sını 35 yaşında yazmaya başlamakla birlikte bu yaşın da hayat yolunun ortası olarak kabul ettiğinden etkilenerek, hem şiirine  "Otuz Beş Yaş" ismini verdiği hem de bu konuyu şiirindeki ilk iki mısraya taşıdığını öğrenmiş olduk.  

Şiirlerinde biçime ve forma da önem veren şairin bu şiirinde kullandığı form da ismine uygun olsun diye her kıtası beş satır olan yedi kıtadan müteşekkildir.

Tasasız Değirmenci


Merhabalar.
Kral bir gün bir değirmencinin evi önünden geçiyormuş. Evin kapısında bir yazı ilişmiş gözüne: "BEN ÜZÜNTÜSÜZ YAŞARIM"  Kral hemen değirmenciyi çağırttırmış ve kapısına böyle bir şeyi nasıl yazabildiğini sormuş.  "Ben bu ülkenin kralıyım, gene de kapıma üzüntüsüz yaşadığımı yazamam,"  demiş. Değirmenci,  "Bir kez yazmış bulundum artık. Bir daha da değiştirmedim,"  demiş.

"Peki,"  demiş kral,  "yarın sabah erkenden bana gel. Sana üç soru soracağım. Bilirsen, o zaman inanacağım üzüntüsüz yaşadığına."  Ertesi sabah erkenden değirmenci saraya gelmiş.  "Günaydın değirmenci dostum,"  demiş kral, "şu anda ne düşünüyorum bil bakalım."  "Değirmenci geldi diye düşünüyorsunuz,"  karşılığını vermiş adam. "Tam bildin,"  demiş kral. "Evet düşündüğüm oydu, ama şimdi ikinci soruya hazırlan; ayın ağırlığı ne kadardır?"  "Çok çok dört çeyrek okka,"  demiş değirmenci,  "inanmazsanız kendiniz tartabilirsiniz." 

"Peki, suyun derinliği ne kadardır?"  demiş kral. Değirmenci de : "Bir taş atımı,"  karşılığını vermiş. Bunun üzerine kral gülerek: "Çok şakacı bir admsın değirmenci. her soruyu böyle çabuk çözüyorsan, üzüntüsüz yaşadığına hiç şaşmamak gerek,"  demiş.

Kral değirmenciyi armağanlara boğmuş, ikisi bütün yaşamları boyunca dost kalmışlar.

Biz mi üzüntüsüz yaşamasını beceremiyoruz, yoksa değirmencinin ülkesi güllük gülüstanlık mıydı?  

Selam ve dualarımla.