Bu Vatanın


Eli kalem tutan, vefasız bir aydını olana kadar,
Keşke, dağlarında vefalı bir çobanı olsaydım bu vatanın
Belki o zaman kadrini bilirdim
Bu topraklar altında binlerce kefensiz yatanın.

Bu vatanın öyle şanlı bir tarihi var ki
Yazıklar olsun onu üç kuruşa satana
Bu vatanın öyle bir mukaddesatı var ki
Yazıklar olsun, onu hiçe sayana.

Şu topraklar için akıtılan kanları
Kimse görmezden gelip, hiçe sayamaz
Bir nebze, tarihimize saygımız varsa
Kimse, bu vatana hainlik yapamaz!

Herkes, öyle güzel peğelden kesiyor ki
Kimse, kimseye bırakmıyor mangalda kül
Durup dururken, ne var? Aşık diyeceksiniz!
Doğru ya (!) Ortada ne yumurta var, ne de hol...

YazBlogcu

Sarıuşağı Mahallesi


Bu mahalle benim ebe, dede yadigarım,
Çelik, çomak, oyunlarını burda oynadık.
Sarıuşağı benim her şeyim, ilk göz ağrım.
Bahçelerinden ilk kayısıyı burda tattık.

Sağ taraftaydı Karahabalı Şuayıb’ın evi,
Etrafı yüksekçe bir duvarla çevriliydi
Bizi ne duvar, ne de bir taş engellerdi,
Kafaya koyduk mu, dinlemezdik Veysel’i.

Dalardık o yüksekçe duvardan bahçeye,
Elmalar, erikler, kayısılar dolardı ceplere,
Halimiz haraptı yakalandık mı Veysel’e!
Çok kol kanat kırdık, bu bahçenin hevesine.

Tatar İzzet’in evi hemen yanı başımızda,
Bir armutları olurdu bahçesinde suluca,
Göz gördü mü, iştah ferman dinlemezdi,
Bizi, kimse yenemezdi, emmimden başka.

Akşam olunca çeşmeye iner kadınlar, kızlar,
Bizi gördüler mi, suya inenlerin içleri sızlar,
Yine geldi derlerdi, testi kırmaya haylazlar,
Bir testinin uğruna okşanırdı, yaramaz başlar.

Gençler, ellerinde tokmak halka olur dibeğe,
Kaynatılmış ve kurutulmuş buğdayı dövmeye,
Tokmağın biri iner, biri kalkar güm güm, dibeğe,
Tüm bu telaş sofradaki bulgur pilavını yemeğe.

Güz geldi mi, başlardı ahali kışa hazırlanmaya,
Bağlar bozulur, üzümler kesilir, atılır şıranaya,
Çemrenirdi ayaklar, üzümden şıra çıkarmaya,
Koşardı çocuklar, bozulan bağları başaklamaya.

Bu mahallenin hikayesi sığmaz böyle dört satıra,
Her yaramaz çocuk bağlanırdı akşamları hatıla,
Daha neler var anlatsam gülersiniz katıla katıla,
Yine bir ara oturacağım, sizlerin başını ağrıtmaya...

YazBlogcu

Yorgun Gönlüm


Denizin evcilik oynayan karanlık sularında
Dolunay parçalanır küçük dalgalarında
Geceye ninni söyleyen sazların koynuna
Yorgun gönlüm usulca sokulmak istiyor.

Mehtabın ışığında yol alırken gönlüm
Gecenin sessiz limanına sığınmak istiyor
Hafif rüzgarla sallanan karanlık suların
Bir beşik gibi üzerinde sallanmak istiyor.

Dalgalar, sazlarla el ele, susmasın bu ninni
Sular durulmasın, sallansın bir beşik gibi
Güneş doğmasın, bu güzel mehtabın üstüne
Gönül bu gecenin içinde huzura ermek istiyor.


YazBlogcu