24 Kasım 2011 Perşembe

Dersim

Dersim Dağı

Dersim’i irdeleyecek değilim. Çünkü, bu konu hakkında söylenenleri dinlemekten ve yazılanları okumaktan öteye gidemiyoruz. Ancak, Dersim olayı için fazla teferruata girmeden hadisenin şu şekilde özetlenebileceği kanaatindeyim. Dersim, devlete başkaldırarak isyan etmiştir. Devlet te bu isyanı çıkaranları cezalandırmıştır. Ancak, devlet isyancıları cezalandırırken, masum vatandaşları ayırt edememiş, dolayısıyla masum vatandaşlar da bu cezalandırmadan zarar görmüştür.

Dersim olayını evirip çevirip herkes kendine göre değerlendirerek bir pay çıkarma telaşındadır. Ülkenin bu tür nazik ve hassas konuları üzerinden hesap peşinde koşanları kınıyorum.

Devlete karşı yapılan her ayaklanmanın ve baş kaldırmanın arkasında olan; ezeli düşmanlarımızdan İngiltere ve Fransa gibi devletlerin bizim bu halimize kıs kıs gülerek, bundan yıllar öncesi ülkemize serptikleri nifak tohumlarının hala işe yaradığını görmeleri kime fayda sağlar ki?

Saygılarımla.

Recep Altun

23 Kasım 2011 Çarşamba

Öğretmenler Günü

GELECEK GENÇLERİN, GENÇLER İSE ÖĞRETMENLERİN ESERİDİR.     K. ATATÜRK

Eğitmeyi ve öğretmeyi bir ideal olarak benimsemiş, yurdumuzun dört bir yanında cehalet ve bilgisizlikle savaşan, bu kutsal ve onurlu görevi, en zor şartlarda bile büyük bir özveriyle yerine getiren, çocuklarımızı milli ve manevi değerlerle donatarak, en iyi şekilde yetiştirmenin, Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti`ni, dünya devletleri arasında saygın ve onurlu bir konuma yükseltmenin gayreti içerisinde olan tüm öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN!

Recep Altun

21 Kasım 2011 Pazartesi

Sıkı Bağlanan Kravat


Sıkı bağlanan kravatların baş ağrısından, damar sertliğine, kireçlenmeden gırtlak kanserine kadar birçok ciddi rahatsızlıklara neden olabildiğini Nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz söylüyor.

Kravatın beyne kan pompalayan damarların verimini azaltarak, kan akışını yavaşlattığını, baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon eksikliği, dengesizlik, damar sertliği ve hatta gırtlak kanseri gibi ciddi rahatsızlıklara yol açtığını ilave eden Dr. Mehmet Yavuz; uzun yıllar kullanılan sıkı kravatların boyundaki şah damarlarında kireçlenme ve damar sertliğine neden olabildiğini, stresi artıran sıkı kravatın, ayrıca çabuk sinirlenme, hoşgörü kaybı ve anksiyeteye (kaygı, bunaltı, endişe veya sıkıntı her insan tarafından zaman zaman yaşanan korkuya benzer bir duygudur.) neden olduğunu söylemektedir.  

Dr. Mehmet Yavuz, kravatın düğüm bölgesi gevşek ve gırtlağa baskı yapmayacak şekilde kullanılmasını önermektedir.    

19 Kasım 2011 Cumartesi

Hayırdır İnşallah



Rüyasız hiçbir gecesi yoktu. Her sabah uykusundan uyanır uyanmaz üst kattaki demir ranzasındaki yatağından doğrulur ve başını alt katta ranzada yatan oğluna doğru eğer ve  “ben bugün yine memleketteydim” diyerek rüyasını anlatmaya başlardı. Eğer oğlundan “hayırdır inşallah” karşılığı gelmezse rüyasını anlatmayı keser ve illa oğlunun “hayırdır inşallah” karşılığını vermesini beklerdi. Oğlu da bunu bildiği için, bıkmadan usanmadan ona her zaman “hayırdır inşallah!” diye karşılığını verirdi. Bu karşılığı duyan baba da oğluna “hayrın karşı gelsin” der ve gördüğü rüyayı anlatmaya devam ederdi.

Hiçbir gece yoktu ki, rüya görmemiş olsun. Nasıl oluyor da bu mübarek adam her gece rüya görebiliyordu. Oğlu ancak ayda yılda bir rüya görürse görürdü, onu da sabah kalktığında ya hatırlar, ya da hatırlayamazdı. Ancak gün içerisinde bazı zamanlar yaşadığı ayrıntılar gördüğü rüyasını hatırlamasına vesile olurdu. Ama o, babasına rüyasını anlatabileceği yerde olmazdı. Çünkü aynı fabrikanın ayrı ayrı atölyelerinde çalışıyorlardı. Ancak akşam olduğunda bir araya gelebiliyorlardı, o zamana kadar da hatırladığı rüyayı unuttuğu için babası ile paylaşması mümkün değildi.

Babasının gördüğü her rüyayı, sabah uyanır uyanmaz hemen hatırlaması da garibine gidiyordu. “Bu nasıl hafıza Allah’ım” demekten kendini alamazdı ve acaba yaşamak isteyip de hayal ettiği şeylerle rüyasını birbirine mi karıştırıyor diye kendi kendine sorardı. Uzmanlar: “hafızanın doğru ile doğru olmayanı hatırlama gücünün eşit olmadığını, insanların doğru söylemediklerinde genellikle üstünden biraz zaman geçtikten sonra uydurduklarını ayrıntılarıyla hatırlayamayacaklarını” söylüyorlar. Bu bağlamda hafızanın gerçeği hatırladığını, ama uydurulanları o kadar iyi hatırlamadığını söylemek pekala mümkündür. Polislerin de bunu bildikleri ve suçluların doğruyu söyleyip söylemediklerini anlayabilmek için, suçlulara tekrar tekrar aynı soruyu sormaları, uyguladıkları bir sorgulama yöntemiymiş.

İnsanın rüya görmeye uyanıkken başladığını ve rüyanın bir köprü vazifesi görerek insanı uyanıklıktan uykuya götürdüğü de yine uzmanlarca söylenmekle birlikte, uykuya yaklaştıkça düşüncelerimizi meydana getiren resimlerin ve kelimelerin  kontrolden çıkarak şekil değiştirdiğini ve her birinin bir yana dağıldığını, geçenlerde  bir makalede okumuştum. Aynı makalede devamla rüyanın: Kitaplıktan düşen bir sözlüğün açılıp içindeki harflerin halının üzerine dağılması ve rüyaların bu harfleri yeniden bir araya getirerek uyanıklıkta var olmayan kelimeler oluşturduğundan bahsediyordu.

Acaba rüyaların senaryoları daha önce bir yerlerde yazılıyor da  kuryeler tarafından gece yataklarında uyumaya çalışan insanlara dağıtılıyor mu diye düşünürken; her gece rüya gören baba ile az rüya gören ve gördüğü rüyayı da pek hatırlamayan oğlu arasında bir mukayese yaptığım da babanın rolünü iyi üstlendiğini söylemem de bir sakınca yoktur herhalde.

Recep Altun

18 Kasım 2011 Cuma

Sensiz Olmuyor


Kalem elimde
Defter cebimde
Güneş tepemde
Sen yüreğimde...

Yüreğim suskun
Yüreğim halsiz
Gönlüm dilsiz
Olmuyor sensiz...

Recep Altun

15 Kasım 2011 Salı

İzleyiciler

Daha Net Görmek İstiyorsanız Üzerine Tıklayın!

Merhabalar,
Uzun zamandır Blogger'in "izleyiciler" eklentisine blogger ziyaretçileri tarafından bırakılan profil resmi ve içerdiği bilgiler üzerine bir konuyu ele almak istiyordum. En son izleyiciler eklentime "Ayla Çetin" imzalı bırakılan profil izleyicinin noksan bilgileri bana bu fırsatı vermiş oldu.

"Değirmenden Mektup Var" blog sayfamda bulunan "izleyiciler" eklentime "Ayla Çetin" imzalı bir izleyici profili eklenmiştir. Ben de kendisine teşekkür etmek ve nezaketen blog sayfasını da ziyaret etmek amacıyla profil resmine tıkladığımda karşıma çıkan ekran penceresini aynen yukarıya taşıdım.  Değerli arkadaşım kendisine ulaşabileceğimiz bağlantı adresini profiline eklemediği için ona ulaşamadığım gibi, e_mail adresine de ulaşmak mümkün değildi.

Kısacası adı geçen arkadaşıma ziyareti için teşekkür edemedim. Belki arkadaşım da şöyle düşünüyor olabilir: "Blog sayfasını ziyaret ettim ve izleyiciler eklentisine profil bilgimi bıraktığım halde, nezaketen de olsa bana geri dönmedi" diyecek!

Dönmesine döneceğim ama nasıl? Üyesi olduğu tüm blog sayfalarını tek tek dolaştım ki, bir yorumu ile karşılaşırsam oradaki link adresine tıklayarak ona ulaşabilir miyim diye, ama malesef herhangi bir yorumu ile de karşılaşamadım.

Oysa, izleyici bloggerler tarafından tüm yapılması gereken: kumanda panelinden  profili düzenle komut sekmesine tıklayarak kullanıcı profilini düzenle penceresinden  profilinde gösterilecek blogları seçin komut sekmesine tıklayarak listeden blog sayfasının ismini seçip kaydet butonuna basmak!

Bu konuda tecrübesi olan, ya da alternatif bir çözüm yolu bilen varsa,  bu blog nezdinde yorum yazmak suretiyle paylaşırlarsa memnun olurum.
Saygılarımla

Recep Altun

NOT: Olay çözülmüştür. 

Profil bilgilerinde "Bağlantılar" linki bulunmayan arkadaşlarımın, herhangi bir yerdeki İzleyiciler eklentisindeki profil resimlerine tıklasınlar ve ekranda yer alan profil bilgileri penceresinde profil resmi altında yer alan bağlantı ekle linkine tıklayarak, (eğer bu link görülmüyorsa, sağ üst köşede yer alan ayarlar komut sekmesine tıklayarak bu linkin çıkmasını sağlasınlar) açılan pencerede yer alan URL adresleri ile blog sayfalarına verdikleri isimleri ilgili metin kutularına girsinler ve (Bitti) komut sekmesini tıklayarak onaylasınlar. Bu kadar!..

Aynı yolu uyguluyarak profilinizde görülmesini istediğiniz resimlerinizi de, değiştiğinde blog adreslerinizi de buradan yenileyebiliyorsunuz. 

13 Kasım 2011 Pazar

Muhteremi Meşgul Etme



Merhabalar,

Umutsuz Ev Kadınları dizisinden çok kısa bir kesit, lütfen izledikten sonra izlediklerinizle ilgili duygu ve düşüncelerinizi aşağıdaki yorum penceresine yazarak paylaşır mısınız?

Saygılarımla.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Kendini Bilmek


Kendini bilmeyen, kendi dışındaki dünyayı anlamlandıramıyor. Asıl önemlisi, kendini bilmeyen insan Rabb'ini hakkıyla bilme şansından mahrum kalıyor. Peki neden? İnsan kendi dışındaki varlık alemini bilmek için neden kendini bilmek zorunda?

İnsan, bu dünyaya "öteki"yle, yani kendi dışındaki insan ve varlıklarla yaşamak için gönderilmiş bir varlıktır. İnsan sıfatının kemale ermesi, ancak ortaklaşa bir hayat ile mümkündür. Örneğin konuşmak, ancak sizi dinleyen birinin olduğu bir ortamda anlamlı bir eylemdir. Aynı şekilde, insan tek başına kültür ve medeniyet üretemez. Bütün bunlar bireyin dışında başka insanların ve kollektif yapıların bulunmasını zorunlu kılar.

İnsanın bu çevreyle ve kelimenin en geniş manasıyla "öteki" ile ilişkiye geçebilmesi için kendisinin kim olduğunu bilmesi gerekir. Burada kendini bilmek, doğru ilişkiler içinde bulunmak olarak anlaşılabilir. Bizdeki tabiriyle insan ayağını yorganına göre uzattığında, kendi haddini de bilmiş olur. Buna göre kendini bilmek, sadece zihinsel değil, aynı zamanda ahlakı bir tavırdır.

Recep Altun

11 Kasım 2011 Cuma

Hakkı Devrim'in Hadsizliği



Hakkı Devrim, Okan Bayülgen'in programında Peygamberimizi "Kabile şefi", Kur'an'ı "Muhammed'in sözleri" diye tanımlamak dahil akıl almaz gaflara imza atıyor. İslam Dini'ne tabi olmayabilirsiniz, Müslüman olmayabilirsiniz. Ama, bu durum size Müslüman Toplumu'nun Peygamberine terbiyesizlik yapma hakkını vermez. Bu terbiyesizliği yapanları, yapılmasına imkan ve zemin sağlayanları şiddetle kınıyor ve onları derhal Müslümanlardan özür dilemeye davet ediyorum.

İnsanın kendisinin kim olduğunu bilmesi gerekir. Burada kendini bilmek, doğru ilişkiler içinde bulunmak olarak anlaşılabilir. Bizdeki tabiriyle insan ayağını yorganına göre uzattığında, kendi haddini de bilmiş olur. Buna göre kendini bilmek, sadece zihinsel değil, aynı zamanda ahlakı bir tavırdır.

Bir taraftan teröre verdiğimiz şehitlerimizin acısı, diğer taraftan da Van'da meydana gelen depremin acı ve sıkıntıları ile cebelleşirken, şu adamların yaptıkları işgüzarlığa bakın!..

Recep Altun


Atsushi Miyazaki

(AAR) Adlı Japon Yardım Organizasyonunun Melekleri

Japon yardım görevlisi Dr. Atsushi Miyazaki, ülkesinde 9 büyüklüğüne varan depremlerde sağ kalıp birçok hayat kurtardı. Ancak Van'daki 5,6'lık depremde hayatını kaybeden güzel insan Atsushi Miyazaki'nin hayatını kaybetmesi ile ilgili hiçbir yorumda bulunmuyorum. Dr. Atsushi Miyazaki'nin hayatını kaybetmesine neden olan Bayram oteli ile ilgili bu umursamazlığı ve samimiyetsizliği protesto ediyor ve üzülüyorum.

Güzel insan, Dr. Atsusshi Miyazaki'ye İlk Yardım Yapılırken

Para, pul, milliyet, çıkar, menfaat ve rant için değil; insanlık uğruna hayatını kaybeden yardım gönüllüsü, güzel insan Dr. Atsushi Miyazaki'ye Yüce Allah'ın rahmetiyle muamele eylemesini, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Recep Altun

10 Kasım 2011 Perşembe

Din Bilim ve Atatürk


Mustafa Kemal Atatürk iyi bir komutan, iyi bir devlet adamı olmasının yanında; araştıran, inceleyen ve çağındaki bilimsel gelişmeleri yakından izleyen iyi bir aydındır. Okuyup incelediği kitaplar arasında başta Kur'an ve hadis kaynakları olmak üzere İslam'la ilgili eserler de önemli bir yekun tutmaktadır.

O'nun Kur'an'a olan ilgisinin yanında Hz. Peygambere olan takdir ve hayranlığı bilinen bir gerçektir. Cumhuriyetle birlikte kendisine hedef olarak seçtiği ülkeyi çağdaş medeniyet düzeyine ulaştırmak için çaba sarf ederken de, dine ve din hizmetlerine olan ihtiyacı göz ardı etmediğini görüyoruz. Cumhuriyetin ilk kurumlarından biri olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluşu sırasında ve yine TBMM'ce özel ödenek ayrılmak suretiyle Kur'an tefsiri ve hadis tercümeleri yaptırma kararı alınırken, Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı makamında oturduğunu hatırlarsak konu daha iyi anlaşılacaktır.   

"Dinimiz akla, mantığa ve hakikate uygun bir dindir." diyen Ulu Önder'i ölüm yıldönümünün 73. yılı münasebetiyle rahmetle ve minnetle anıyoruz.


Kısmi Alıntı: Diyanet Takvimi

5 Kasım 2011 Cumartesi

En Büyük Kurban Nefsimizdir

Hz. İbrahim'in Oğlu İsmail'i Kurban Etmesi. Resim,  İnternetten Alıntıdır.

Kul, yaratanına yakınlığını arzetmek ister. Tüm davranışlarında O’nun rızasını arar. Yakınlığını çeşitli amellerde gösterir. Her varlığı sevindiren gerçek, Allah uğrunda feda olmaktır. Hakk’a gönlünü, aklını kurban etmeyenlerin kurbanı akıbette nedamettir. Evvele nefs-i emmareyi kurban etmeli, sonra diğerlerini kurban eylemeli.

Hz. İbrahim (a.s.), nefsini nirana, kalbini Rahman’a, oğlunu kurbana, malını ihvana bezletmekle ahdine vefakarlığını göstermiştir.

Kurban, bizi Hz. İbrahim’in itaatine, Hz. İsmail’in teslimiyetine yönlendirerek sıkıntı ve imtihanlara karşı Rabb’imize kurban olma ve Rabb’imize dost olarak sıkıntılarımıza çözüm bulma yollarını gösterir. Kurban, Yüce Allah’la kurbiyet kurmaktır. Kurbiyet Yüce Allah’la yakınlık kurma, Rabb’e yakınlıkla istikamet ve huzur bulma makamına kavuşmadır. Zaten kurban kesmenin temel amacı, Allah’ın razasını kazanarak O’na yaklaşmaktır.

İbn Arabi ve Mevlana’ya göre en büyük kurban nefistir, esas mesele olumsuz fikir ve fiilleri Allah yolunda ve Allah için kurban etmektir. Cüneyd-i Bağdadi ayni manada; “Mina’da kurban kesen bir mü’min, eğer nefsinin bütün arzularını boğazlamazsa kurban kesmiş olmaz!” Buyurur. Mevlana ise namazda “Allahu ekber” -Allah en büyüktür!- diyerek getirdiğimiz tekbirlerin nefsimizin kurbanını Allah yolunda kesme tekbirleri olduğunu ifade eder. Nefsimizin kurbanını kesme, ancak olumsuz her fiil ve durumu muhasebe ve murakabe sürecinden geçirerek Allah yolunda ve Allah için etkisiz hale getirmekle mümkün olabilir.

Bu vesileyle Mübarek Kurban Bayramımızı kutlarım. Yüce Allah,  bizlere de; rızasını kazanan ve Kendisi'ne hakkıyla yaklaşan kullarından olmayı nasip ve müyesser eyler inşallah!

Recep Altun
Alıntı Kısımları: Zaman Gazetesi

2 Kasım 2011 Çarşamba

Eceli Gelen Dergi

Charlie Hebdo isimli Fransız siyasi mizah dergisi, Tunus'ta İslamcı Ennahda partisinin zaferini kutlamak için yeni sayısının editörlüğünü Hz. Muhammed'e verdiğini duyurmak suretiyle İslam Alemi'ne ve Onun peygamberine karşı hakaretvari, çirkin ve menfur bir saldırı başlatmıştır.

"Eceli gelen it cami duvarına işermiş!" Fransız siyasi mizah dergisi Charlie Hebdo'nun da eceli gelmiş olacak ki; İslam Dini'nin peygamberi, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizi 2 Kasım 2011 sayısının kapağına  "Gülmekten ölmezseniz 100 kırbaç" diyen bir karikatür şeklinde yer vermek suretiyle yapılan bu hakaretvari çirkin ve menfur saldırıyı şiddetle kınıyor ve protesto ediyorum!..

Her defasında İslam'a, İslam Dini'ne ve onun peygamberi Sevgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa efendimize yapılan bu hakaretvari çirkin ve menfur saldırılar karşılıksız kalmayacak, İslam Kardeşliğini daha da pekiştirecek ve tüm Müslümanları biraraya getirerek tek vücud ve tek yumruk olmalarını sağlamaktan öteye geçmeyecektir.


Müslümanlardan gelen tepkilere aldırmayarak derginin yayımlanması üzerine, derginin Paris'teki merkezine iki molotof kokteyli atıldı ve internet sitesi korsan saldırıya uğradı. Hacker’lar, sitede yer alan karikatür ve yazıların yerine, Arapça ve İngilizce sloganlar koydu.


Yüce Allah, Peygamberimizle alay eden zalimlerin helakını artırsın, İslam Alemi'nin ve mazlumların da yar ve yardımcısı olsun!

Recep Altun