Bozkırın Yüreğinden



I

Ben pervane olmuşum kaleme
Yakarsa beni kalem yakacak!
Yazıklar olsun böyle düzene
Bu düzen böyle kalmayacak!

II

Benim sazım perdesiz olsun
Sazımın sesleri özgür olmalı
Perdeler sınırlamasın sazımı
Benim türkülerim hür olmalı.

III

Ölüm nedir ki bu dünya için
Ölüm kurtuluştur benim için
Benim korkum değil ölmek
Ölmek dururken ölememek.

IV

Çocuklarım küçükken hiç aklıma gelmemişti
Hiç düşünmemiştim onları …
Ama şimdi torunlarıma bakınca gördüm
Hayatın ne kadar acımasız olduğunu
Ne yapacak bu yavrucaklar?
Nasıl baş edecekler, bu acımasız hayatla?
İnşallah o günlere kalmam ben
Yoksa dayanamam ben bu acıya.

V

Meleklerimi gördüm ben bugün
Biri sağımdaydı, biri solumda
Bir müddet seyrettim ne yaptıklarını
Ellerinde kalem, önlerinde defter
Ha bire yazıyorlardı yaptıklarımı...

YazBlogcu

Bu Dayıma Az Gelir


Duydum ki, iflas etmiş yeğenim Serkan
Akraba olmak kolay mı? koştuk hemen
“Nasıl oldu anlat sebebini , olalım derman”
“Az bir maddi kayıp, kesilmez ümit Allah’tan!“

Eşi, dostu, çevresi koştular hemen yardıma
Biz kale gibi arkandayız, sakın kıyma canına
Herkes elinden ne geldiyse yaptılar şanına
“Varımız yoğumuz helal olsun!" dediler Serkan’a.

Serkan benim yeğenimdir, ben de onun dayısı.
Ankara Ulus’ta kuyumculuktu ekmek kapısı
Abdestli namazlıydı yeğenim, yoktu gayrısı
Ama hırs bürümüş gözünü, kötüymüş sevdası.

Yeğenim Serkan’ın kılavuzu eniştesi Martin’dir
Vicdan, merhamet arama kendisi sözde mafyadır
Çıkar ve menfaat için adam harcamaya bayılır
İşte bu da bizim eniştemiz akrabadan sayılır.

Enişte kayın oturdular bir senaryo yazdılar
Kimler yok ki, bu senaryoda; ağabeyler, dayılar
Borçlu şirketi devrederek işe benden başladılar
BU DAYIMA AZ GELİR diye iki de çek imzalattılar.

Bir dayı daha vardı ki ona evini sattıramadılar
Ama ağabeyi oyuna getirip, senetleri imzalattılar
Son giderayak bir bilseniz kimlere kazık attılar
Eş, dost, akraba, demediler, acımadan yaktılar.

Zamanı gelmiş, yeğenim Serkan edecek firar
Dükkana ödünç alınan altında kılmışlar karar
Memleketi terk ettiği gece dükkana dalmışlar
Dükkanın kalanını, o gece paylaşmış akbabalar.

Dükkanın bir postu kaldı, borçlarına mukabil
“Dayı satınca biz öderiz borçları, sen olma sefil”
Sonradan kurulan paravan şirket bu işe dahil
Eniştenin eli orda da var, biz kaldık yine gafil.

Çare olur diye bekledik, dört gözle hacı yolunu
Vicdansızmış bu hacı, bulamadık umduğumuzu
Bu öyle bir dert ki, hastanede aldık soluğumuzu
Yüce Mevla’m hayırlara tebdil eylesin sonumuzu.

YazBlogcu

Ekmek


Hepimizin savaşı
İnsanların kavgası
Ekmek değil midir?
Nefsimizin tasası.

Toprağa düşerken tane
Yağmurla şenlenir hane
Bire on verirse başaklar
Kalmaz kimsede bahane.

Fırından gelir kokusu
Camlara vurur buğusu
Ekmeğimizi kaybetmek
Hepimizin korkusu!..

YazBlogcu

Affetmem


Gök gürültüsü doldu, bulanık gecelerime
Yağmurlar şakradı, gönül pencereme
Yalnızlık bir çare ki, kanayan yüreğimde
Çilesini çekiyorum şimdi;
O zalimi sevsem de, sevmesem de.

Bizim aşkımız tertemizdi
Eli elime bile değmedi
Birkaç mektup, birkaç resim
İşte, hepsi bundan ibaretti.

Elbet bir gün karşılaşırız
Hal, hatır sorarız
Havadan, sudan değil de
Eskileri yadederiz.

Geldiği zaman veda vakti
Sarılırım ona bir kardeş gibi
Ama bu sefer affetmem
Tutarım, o tutamadığım eli.

Recep Altun