21 Temmuz 2012

Ruhumuzda İftar Yapacak Ramazan, Hoş Geldin!



Nihayet geldi! Bereket, rahmet ve mağfiret sofrasını bir ay boyunca inananların kalbine kuran Ramazan-ı Şerif, incecik bir hilal hâlinde doğdu dünyamıza, şehrimize, evimize... Karanlıklar içinde kalan ruhumuzu ısıtacak, yaralı kalplerimizi sanp sarmalayacak, ruhumuzda iftarlar yapacak ramazan hoş geldi!

Yoksulduk! Artık değiliz...

Mübarek ramazan cömert sofrasını serdi önümüze. İman, ahlak, erdem ve dua zenginliğine kavuştuk.

Unutmuştuk! Artık şahidiz.

Bu kutlu ayın bütün güzellikleriyle gelişine şahit olduğumuz gibi, onun da bizlerden şahit olmasını istiyoruz. Yapacağımız dualara, tutacağımız oruçlara, kılacağımız teravihlere, dokunacağımız yoksul sofralarına, her zamankinden daha büyük bir aşkla okuyacağımız Kur'an sayfalarına, dilimizden eksik etmeyeceğimiz salavat-lara, kimseyi incitmeden ve kötü sözle muamele etmeden geçireceğimiz anlara göklerin şahidini şahit yazacağız.

Boştuk! Artık doluyuz!

Çünkü göklerden inen ramazan, içindeki rahmet ve bereket hikmetlerini bize boşaltacak. Açlığımızı ve boşluğumuzu hissettirecek. Doymaya ve doldurmaya çalışacağız. Ama onu eli boş göndermeyeceğiz giderken. Bizde birikeni yine ona vereceğiz. Yılda bir kez gelen bu kutlu misafiri en iyi şekilde ağırlayıp hediyelerle göndereceğiz.

Acıkmıştık! Artık doyduk. Susamıştık! Artık susuzluğumuz gitti.

Sezai Karakoç'un dediği gibi aynen: "Siz sanmayın ki, oruçta yalnız siz susar, siz acıkırsınız. Oruç da susar oruç da acıkır. Çünkü: Oruç da canlıdır. Sizin gibi. Hatta sizden fazla. Evet, Oruç da susar, oruç da acıkır. Orucun susadığı ve ab-ı hayat gibi kanamadığı su, " Kur'an sesi”, "acıktığı" namaz", örtündüğü "merhamet", kuşandığı giyindiği, Allah'ın adının yükseltilmesi yani "cihat"tır."

Çok konuşuyorduk! Artık sustuk!

Bütün azalarımız başka bir dilden konuşsun diye sustuk. Şeytanın oruç ayında bağlanması gibi biz de dilimizi, kulağımızı, gözümüzü, elimizi, hasılı kelam bedenimizi bağladık. Bütün azalarımızı oruca ayarladık.

Özlemiştik! Artık sevgilimize kavuştuk!

Onun bizi özlemesi kadar olmasa da gökte incecik hilali görünce sevindik işte. Hikmetini ve sırlarını biraz olsun anlarız diye kucakladık onu. Birlikte geçireceğimiz kısacık otuz günü en iyi şekilde değerlendirmenin telaşına ve sevincine düştük. Ey oruç tut bizi!..


Rahmeti, bereketi ve mağfireti kuşanacağımız dolu dolu bir ramazan geçirmek dileğiyle...

Kaynak: Salih Zengin/Aksiyon Dergisi         

Sakın Terk-i Edepten



Şair Nabi, Sultan 4. Mehmet döneminde hacca gitmek üzere bir kısım devlet erkanı ile birlikte yola çıkar. Kafile Medine-i Münevvereye yaklaşmıştır. Vakit gecedir, Rasulullah (s.a.v) efendimize bir an önce ulaşmak özlemi ile Nabi'nin gözüne uyku girmemiştir. Fakat kafiledeki bir paşa hem de ayaklarını kıbleye doğru uzatmış, uyumaktadır.

Hz Peygamberin (s.a.v) beldesinde edebe aykırı böyle bir gaflet halini bir türlü hazmedemeyen ve çok üzülen Nabi, içinden gelen bir ilhamla kasidesini bir anda irticalen söyleyiverir. Kafile şafak vakti Medine-i Münevvereye girmektedir. Ravzayı mutahharanın minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır. Müezzin, ezanın ardından Türkçe bir kaside okumaya başlar.

Nabi dikkat eder, okunan kendi kasidesidir. Hemen minarenin kapısına koşar. Müezzine: "Allah aşkına, okuduğun bu kasideyi nereden öğrendin?" diye sorar. Müezzin şöyle cevap verir: "Bu gece rüyamda Efendimiz Resul-i Ekrem'i gördüm. Bana dedi ki; ya müezzin kalk,  yatma! Benim ümmetimden bana aşık bir zat benim kabrimi ziyarete geliyor. Muhabbetinden benim için şu kasideyi söylemiştir. İşte bu cümlelerle minareden onu istikbal et." buyurdu.

Bende hemen kalktım ve abdest aldım; Peyganberimizin iltifatına mazhar olan aşık acaba kimdir diye düşünerek minareye koştum. Öğretildiği gibi okudum. Nabi: "Rasulullah benim için ümmetimden mi" dedi? Diyerek sevincinden oracığa bayılıp düşer. İşte o kaside:


Şair  Nabi (Ş.Urfa:1641-1712)












SAKIN TERK-İ EDEPTEN

Sakın terk-i edepten kuuy-i mahbub-i hudadır bu
Nazargahı ilahidir, makamı Mustafadır bu
Felekte mah-i nev babusselamın sine-çakıdır bu
Bunun kandili cevza matla-i zıyadır
Habibi kibriyanın habgahıdır fazilette
Tefevvuk-kerde-i arşı cenabı kibriyadır bu

Bu hakin pertevinden oldu deycur-i adem zail
Amadan açtı mevcudat düşçeşmin tutuyadır bu
Murat-ı edep şartıyla gir Nabi bu dergaha
Metafı kutsiyandır cilvegahı enbiyadır bu

AÇIKLAMASI:

Burası Allahın sevgilisinin beldesidir. Cenabı hakkın nazar buyurduğu ravza-i nebidir. Bu gökteki yeni ay babusselam kapısının yüreği yanık aşığıdır. Ayın kandili cevza yıldızı bile ışığının nurunu ondan almaktadır. Burası, Allah (cc) sevgilisinin ebedi istirahatgahının türbesinin bulunduğu yerdir. Ve fazilet bakımından cenabı hakkın arşının bile üstündedir. Bu toprağın ziyasından yokluğun karanlıkları ortadan kalktı, bütün yaratılmışların görmeyen gözleri açıldı. Çünkü bu toprak gözlere şifa veren sürmedir. Bu dergaha edep ölçülerini gözeterek gir. Çünkü burası meleklerin tavaf ettiği ve peygamberlerin tecelli ettiği bir yerdir.

Kaynak: İnternet