Batı'nın Zilleti


Öldürülen Aziz Kara ve Malikanesi
Batı’dan, ama hassaten Avrupa Birliği denen eşkıyalar koalisyonundan darbe üstüne darbe almasına, hakaret üstüne hakaret görmesine rağmen, hala aptalca aynı “batılılk” kavalını çalmaya devam etmekte bir beis görmeyen Türkiye, bütün komplekslerinden arınmış bir şekilde soğukkanlılıkla “Batı nedir ve Batılı olmak ne demektir?” sualini ele almaya yanaşmamaktadır.

Batılı olmak ne yazık ki biz Türklere medeniyetin olmazsa olmazı olarak dayatılmış içi çamur dışı krema olan sahte bir pasta. Nitekim bu sahteliğin medeniyetin beşiği, demokrasinin havarisi Fransa'da meydana gelen olaylarda nasıl gün yüzüne çıktığını gördük. Hayır arkadaşlar hayır, batılı olmak bir meziyet bir erdem değildir. Biz, eğer medenileşmek istiyorsak, o medeniyeti batıda değil kendi tarihimizde,  kendi değerlerimizde arayalım. Çünkü hiç bir millet, tarih sahnesinde bizim kadar medeni,  bizim kadar hoş görülü olmamıştır. Aşırma bir medeniyet üzerimizde ancak çıplak kralın elbiseleri kadar şık durur.

Çağdaş, medeni, demokrat, uygar, hümanist ve  insan haklarına saygılı,  batılı ülkeler arasında yer alan ve bir tolerans ülkesi olarak da bilinen Hollanda’nın Almelo şehrinde Ingrid ve Henk isimli bir çift tarafından haziran ayı içersinde dövülerek komalık edilen 64 yaşındaki Aziz Kara’nın, 11 gün  komada kaldıktan sonra,  4 Temmuz 2012 günü hastanede hayatını kaybettiğini basından öğrenmiştim.

Aziz Kara'nın Eşi ve Çocukları
Yıllardır Almelo şehrinde yaşayan  Kara ailesi, Türklerden nefret eden Hollandalı ırkçı komşularının sürekli kendilerini “Biz Türkleri sevmiyoruz. Türkler kötüler, pisler” şeklinde taciz etmelerine ve kışkırtmalarına rağmen bu aile ile hiçbir zaman kavga etmemişler. Ancak, adı geçen Hollandalı ırkçı aile daha da ileriye giderek Aziz Kara’yı dövmek suretiyle ölümüne sebebiyet vermiştir.

İşte bu elim olayın yaşandığı batılı ülke Hollanda, vatandaşımızı komalık edinceye kadar döverek ölümüne sebebiyet verenler de çağdaş, demokrat, medeni ve insan haklarına saygılı  Hollanda vatandaşlarıdır.

Recep Altun

Zumbara


Türkiye'nin de bir sosyal paylaşım sitesi var artık: Zumbara... İnsanların birbirine parasız yardım etmeleri üzerine kurulan paylaşım sitesi, Facebook ve Twitter gibi işliyor. Sistemin kurucuları ise Ayşegül Güzel ile Meltem Şendağ.


 
Paranın önemli olmadığı zamanlarda, insanların birbirlerinin işlerine hiç düşünmeden koşturduklarını dinlemişizdir büyüklerimizden. Aslında onların anlattıkları bu yardımlaşma hikâyeleri, yakın zamana kadar bizimde hayatımızın bir parçasıydı. Komşunun ekmeğini aldığımız, pazardan dönen yaşlı teyzenin elindeki fileleri taşıdığımız günler uzak değil. Ancak bu duygular günümüze yabancılaştı, geçmişe dönüp "Ah eskiden insanlar böyleydi." diyebileceğimiz anılara dönüştü. İnsanlar, elini uzatınca kolunu kaptırmaktan korkuyor artık. Bu yüzden kimse kimsenin işine koşmuyor.


"www.zumbara.com" adresinden üye olduktan sonra kendinize ait bir profiliniz oluyor. Arkadaş listeleri, yorumlar burada da var. Diğer sosyal paylaşım sitelerinden tek fark, Zumbara'da insanlar, fotoğraflarını ve düşüncelerini değil; zamanlarını ve bilgilerini paylaşıyor. Bir de bu sosyal ağda bulunmak isteyenlerden, üyelik sırasında uzmanlık alanlarını ve insanlara yardım etmek istese hangi alanda yardım edebilecekleri yazması isteniyor: Fotoğraf çekmeyi öğretebilirim, yemek tarifi verebilirim, hukuk danışmanlığı yapabilirim, musluk tamir edebilirim gibi... Üyelikten sonrası ise sizin 'Zumbaranıza' attığınız zamanlara bakıyor. Ne kadar çok birilerine yardım ederseniz o kadar çok aktif kullanıcı oluyorsunuz. Ve o kadar yardım alma hakkı kazanıyorsunuz. Paylaşım kültürünü yaymak için oluşturulan sitede bu yardımlaşmanın adı ise servis değişimi. Kısacası Zumbara, hem paylaşım kültürünü yeniden canlandırıyor hem de bilgisayar başındaki sosyal paylaşımı hayatın içine taşıyor. Ancak üç yıl önce kurulan sitenin yapılanması daha yeni yeni oturuyor. Dünyaca ünlü bir site olması içinse teknik çalışmalar devam ediyor.

İlham kaynağı İspanya!

Türkiye'de doğan bu sosyal paylaşım sitesinin hikâyesi ise Boğaziçi Üniversitesi'nde Uluslararası Ticaret okuyup yurtdışına çalışmaya giden iki genç kızın yaşadıklarında gizli. Her şey, Ayşegül Güzel'in (29) İspanya'da dünyaca ünlü bir giyim firmasında işe girmesiyle başlar. İş hayatının yanında bu ülkede başka neler yapabilirim düşüncesiyle çevresini kolaçan eden Güzel, ikamet ettiği semtte "Zaman Bankası" adında bir sivil toplulukla tanışır. Sonrasını kendinden dinleyelim: "İspanya'da pek çok yerde merkezi olan bu Zaman Bankası'nda, insanlar birbiriyle tanışıyor, çevre oluşturuyor ve oluşturdukları bu çevreden yardım alıyordu. Bu çok hoşuma gitti. İnsanların birbirinden uzaklaştığı ve her şeyin parayla yürüdüğü bir çağda, bu topluluktakiler tam tersini yapıyor. Birilerinin yardımına koşmak için zaman ayırıyor. Hem de para harcamadan. Kültümüzde olan bu duyguyu İspanya'da yaşamak için ben de katıldım topluluğa. Böylelikle İspanya'da kendimi yabancı hissetmeyecektim. Kısa sürede semt sakinlerinin çoğunu tanıdım. Mesela bir teyze vardı, markete giderken beni yardım için yanına çağırıyordu. Ben de başka bir arkadaştan 'salsa' öğreniyordum." 

Güzel, dört yıl kaldığı İspan-ya'dan Zaman Bankası'nı yaymak için ayrılır. Paylaşım duygusu o kadar ağır basar ki, artık sıkıldığı iş hayatını ve kariyerini bırakıp Türkiye'ye döner. Yalnız değildir bu yolda. İrlanda'da çalışan üniversite arkadaşı Meltem Şendağ (29) da her şeyi bırakıp ona eşlik eder. Sonuç: 2009'da Türkiye'ye gelen iki arkadaş, artık hayatın internet üzerinden aktığını düşünerek planlarını değiştirdikleri 'Zaman Bankası' sistemi için, bir sosyal paylaşım sitesi kurmaya karar verir. Hemen çalışmalara başlar ve arkadaş yardımıyla sitenin kurulumunu yapacak bir teknik ekip oluştururlar. Ama öncesinde eş dost ile beyin fırtınası yapılarak sitenin adına ve içeriğine karar verilir. Gerisi malum; site her geçen gün yenileniyor ve Türkiye'de hızla yaygınlaşıyor. Ama Güzel ve Şendağ, bu ağın, sadece Türkiye'de değil, dünyada da kullanılır bir ağ olmasını istiyor. 

Zumbara sosyal hayatta da aktif !

Zumbara üyeleri sosyal medya dışında sosyal hayatta da bir araya geliyorlar. İstiklal Caddesi Erhavi Han'da çarşamba akşamları bir araya gelip birbirlerine yeni şeyler öğretiyorlar. Site kurucuları, şimdilik İstanbul'da devam eden bu etkinliği şehir temsilcilikleri kurarak bütün şehirlere yaymak istiyor. Böyle bir etkinlikteki amaç ise Zumbara'nın İspanya'daki örneğini de Türkiye'de hayata geçirmek...

Neden Zumbara?

Sisteme üye olurken kullanıcılara "Neden Zumbara?" sorusu soruluyor. Bu soruya kullanıcıların ağırlıklı olarak cevapları Zumbara'yı bir iyilik hareketi olarak görmesi üzerine. Bunun yanı sıra para lafının geçmemesi, insani duyguları ortaya çıkarması, bildiğin bir şeyi öğretebilme ve öğrenmek istediğini öğrenme fırsatı sunması da insanların bu sosyal ağa girmek isteme sebepleri arasında.

Yardım alamayacağınız bir alan yok!

Zumbara'da istediğiniz her alanda servis alabiliyorsunuz. Çünkü üye kitlesi içerisinde her meslekten insan var. Tatlı su balığı besleme yöntemlerinden senet işlerinin nasıl yürütüldüğünü anlatacaklara, matematik dersi vereceklerden musluk tamir edeceklere pek çok kişi mevcut sistemde. İnsanların yardım karşılığında en çok almak istedikleri servis ise psikolojik danışmanlık...

Kaynak   :Zaman Gazetesi
Haber     : Sevim Şentürk
Fotoğraf: Hüseyin Sarı