24 Kasım 2017 Cuma

Öğretmenim

Tüm Öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü'nü Kutlarım.

"Tüm Öğretmenlerimize İthaf Olunur."

ÖĞRETMENİM

Ne horozlu şekerim
Ne de paslı çemberim
Defterim, kalemim
O benim öğretmenim

14 Kasım 2017 Salı

Yaşlı Ceviz Ağacı

Fotoğraf: Recep Altun, Kaman'dan
Kaç yaşında bilmiyorum ama, yaşlı ve beli bükülmüş bu ceviz ağacının mutlaka bir hayat hikayesi olmalı. Belki merak edeceksiniz, bu yaşlı ceviz ağacı kimin bahçesinde diye? Bence kimin bahçesinde olduğundan daha çok bakımsızlıktan ve ilgisizlikten beli bükülmüş bu yaşlı ceviz ağacına sormak gerekir, "Bu kadar erken, sen bu hale nasıl geldin?" diye.

9 Kasım 2017 Perşembe

Atamızı Anıyoruz

Her Fani Gibi 79 Yıl Önce Ebediyete İntikal Etmiş; Ama Manevi Varlığı, Düşünceleri Ve Kutlu Vasiyeti Tertemiz Millet Vicdanında Bayrak Gibi Dalgalanmaktadır.
Atamızı Rahmetle, Özlemle ve Saygıyla Anıyoruz.

28 Ekim 2017 Cumartesi

Yaşasın Cumhuriyet!

Bugünkü iktidar sahipleri varlıklarını Cumhuriyete borçlu olmakla birlikte, Cumhuriyet başta olmak üzere bütün milli bayramlarımız olabildiğince unutulmaya terk edilmek isteniyor. Milli şuuru zayıf düşürmek, milli bütünlüğü güçsüz hale getirmek ancak bu tip gayretlerle gerçekleşir. Cumhuriyet'in ilanı kolay olmadığı gibi, korunması da güç oluyor.

25 Ekim 2017 Çarşamba

Aşık Veysel

Uzun ince bir yolun sonunda; sadık yarinin kara toprak olduğunu söyleyen, Büyük Türk Halk Ozanı Veysel ŞATIROĞLU'nu rahmetle, saygıyla ve sevgiyle anıyoruz.  Ruhu Şadolsun.

23 Ekim 2017 Pazartesi

Böyle Buyurdu Muhammet!


Adım Muhammet. On dokuz yaşındayım. Atık kağıtlar topluyorum ve Kızılay`dan Ulus`a kadar üç kez yürüyerek gidip geliyorum her gün. Beş arkadaşımla kalıyorum iki göz odalı bir evde. Onlar atık kağıt toplamıyor; Mevlüt inşaatta çalışıyor mesela, Hüseyin halde hamallık yaparken, Sidar ve Yunus ayakkabı boyacısı. Aramıza bir arkadaş daha katıldı. Adı Abbas. Çalışmıyor o, diyaliz hastası. Abbas`a biz bakacağız.

On üç yaşından beri kağıt topluyorum Ankara`da. Niğdeliyim. İlkokula başladığım yıl geldik Ankara`ya. Ortaokulu bitirebildim yalnızca; hep takdir alarak geçtim sınıfları. Liseye yazdırmadı babam; sokağa saldı beni çalışıp da işe yaramam için. O gün bugündür sokaklardayım; çizgili, çizgisiz, kareli, beyaz ve rengarenk kağıtlar, kartonlar topluyorum.

Çalışmaya başladığım yıl babam terk etti bizi. Kumar borcu vardı; çekti gitti bir sabah erkenden. Ben geçindirdim evi. Annem severdi beni, “aslan oğlum” derdi. Yanaklarımı okşardı bazen. Babam gideli dört ay olmuştu; komşular bir adam bulmuşlar anneme. Kumar oynamazmış, namazında niyazında bir adammış. Eşi vefat etmiş. İki kızı varmış adamın. Anneme demiş, “sen kabulümsün, çocukların da kabulüm ama Muhammet olmaz!” Şaşırmış annem, “niye olmazmış Muhammet, o da benim çocuğum” demiş. “İki kızım var; biri on iki yaşında, biri on dört yaşında. Caiz değildir, Muhammet`le kızlarımın aynı hane içinde olması” demiş adam. Üç kız kardeşim vardı ve çok düşkündük birbirimize. Annem için kolay olmadı karar vermek. Oturttu beni karşısına bir gece. “Bak Muhammet” dedi, “seni asla bırakmayacağım, ama bir süre dayınlarda kal oğlum.” Sarıldı bana; o ağladı, ben ağladım…

İmam nikahı kıyıldı, dayımlara geçtiğimin ertesi günü. Haftasına kalmadan annemi, kızlarını ve kardeşlerimi alarak memleketine götürmüş adam, Kastamonu`ya. Dayım dedi, “annenin emanetisin bana, burası senin de evin. Arada bir gelip kalabilirsin Muhammet!

On üç yaşındaydım, bana kalacak bir yer de ayarlamamıştı dayım. Komşulardan, akrabalardan kimse demedi bana, “sana yardım edelim” diye. On üç yaşındaydım, Ankara`daydım, bir başınaydım…

Altı yıldır görmedim annemi ve kardeşlerimi. Bir çok kez niyetlendim Kastamonu`ya gitmeye. Dedim, “kovar beni o adam; göstermez bana ailemi.” Anneme küsüm; istese bana ulaşabilirdi diye düşünüyorum. Çok özlüyorum kardeşlerimi; Hülya`yı, Havva`yı ve Hanife`yi… Domino oynardık dördümüz. Ben bir kere bile kazanmadım; “çocuk onlar, sevinsinler” derdim. Ben de çocuktum oysa…

Yürürken, kağıt toplarken, sabahtan akşama bitap düşene kadar çalışırken hep yüzlerini seyrediyorum insanların. Mesela, sevgililer geçiyor yanımdan ve erkekler beni görünce daha bir ötemden geçirtiyorlar kadınları. Erkekler, kadınlar, muhafazakarlar, devrimciler, hippiler, İbo dinleyenler, Metallica dinleyenler, Kafka okuyanlar, dua kitapları okuyanlar, türbanlılar, mini etekliler, herkes öyle sevgisiz bakıyor ki bana; öyle incitici, öyle hoyrat olabiliyor ki herkes…

İbo`yu bilmeme şaşırmadınız, ama Metallica`yı ve Kafka`yı biliyor olmam ilginç gelmiştir size belki. Olgunlar Sokak`taki seyyar kitapçılardan kitaplar alıyorum. Milena`ya Mektuplar`ı okudum Kafka`dan, diğerlerini de okuyacağım. Birçok kitap okuyacağım ben; Nietzsche`nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabını çok merak ediyorum mesela, bir de Oruç Aruoba`nın şiirlerini. Keşfetmem, okumam, sorgulamam gereken öyle çok yazar, hikaye, roman ve şiir var ki…

Kitapçılar bile önyargılı bana; emeği, vicdanı, barışı savunanlar bile beni gördüklerinde kıyıcı sözler söyleyebiliyorlar ve eminim onlara ürkütücü geldiğimden.

İkinci el kasetlerim var; Metallica kasetim de var, Fikret Kızılok kasetim de. Annem, beni dayımlara yollarken teybi bana verdi,”sıkıldıkça müzik dinle, ama sesini kıs ha” dedi. Şimdilerde teybi son ses açıyorum Metallica`yı dinlerken!

Adım Muhammet. On dokuz yaşındayım. Beni nefretle bakarken göremezsiniz; kabalaştığıma, etiketler koyduğuma, yaftaladığıma şahit olamazsınız. Bir anlama çabam var; kendimi, annemi ve sizi. Bir öğrenme çabam var; yeryüzünü, doğayı ve evreni. Yazmaya da başlayacağım; sevgisizliği yazacağım önce çöp kutularından topladığım kağıtlara ve sevgisizliği yazdığım kağıtlar geri dönüşüme gidip sevgi olarak dönecek aramıza. Sevgi`li insan dostlarım olacak kağıtlarda diriliveren; sevgiyle var olan canlar, kardeşler, halklar…

Kendimle ilgili bir çok projem var. Mahkemeye başvurup adımı değiştireceğim. Ali Haydar mı olsa adım diye düşünüyordum, vazgeçtim; adım Özgür olacak benim.

Kendime ait bir kütüphanem olacak sonra. Atık kağıtlar topluyor olabilirim; işim gereği tenimden yayılan koku pis gelebilir size ama en sevdiğim koku kitap kokusudur.

Doğada bir başıma yaşama projem de var. Yoruldum incitilmekten, ötekileştirilmekten, lanetlenmekten. Tabiat Ana`ya sığınmak istiyorum ve bunun için otlarla ilgili kitaplar alıyorum. Otlarla beslenmek, otlarla iyileşmek, otlarla huzur bulmak istiyorum. Doğada bir başıma yaşayacaksam otların bütün kerametlerini bilmem gerekiyor.

Böbrek yetmezliği var Abbas`ın; benim kardeşim oldu Abbas, kız kardeşlerimin yokluğunda. Ona biz bakıyoruz ve Abbas iyileşmeden Tabiat Ana`nın yanına gitmeyeceğim.

Kafka kırk bir yaşında ölmüş; onun kadar yaşasam yeter. Kitaplar gibi kokmaktır özgürlük; otlardan sevgi büyüleri yapmak ve toprağa karıştığımda bir gün, Tabiat Ana`nın beni şefkatle anmasıdır…

Böyle buyurdu Muhammet!

Kaynak:Ergür Altan

4 Eylül 2017 Pazartesi

Altınım Var Getir


Toplumsal yapının ve sosyal hayatın değişime uğraması, önceleri yapılan birçok gelenek ve göreneklerimizin de kaybolmasına sebep olmakla birlikte hala yaşatılmasına devam edilen gelenek ve göreneklerimiz de vardır. Nişan, düğün gibi merasimlere davet edilenler, kendi durumlarını dikkate almak suretiyle örf ve adete de uygun olarak hiçbir karşılık beklemeden bir hediye alıp, nişan ya da düğün merasiminde takı olarak veriyorlar. Asıl hediye ise, kişinin davete uymak suretiyle, davet edilen yere gitmesidir.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Hayatta Olmak Neden Canımı Acıtıyor?


İşidin ey ulular, ahır zaman olmuştur.
Sağ müslüman seyrektir, o da güman olmuştur.

21 Temmuz 2017 Cuma

Güneş ve Baykuş

Bir tarafta İran Edebiyatından, hayatını intihar ederek sonlandıran Sadık Hidayet'e ait "Kör Baykuş" isimli romanı, diğer tarafta Rengin Sakaoğlu'na ait "Güneş Bazen Mavi Doğar" isimli kişisel gelişim türünden kitabı okumaya gayret ediyorum. Ancak, elime ne alırsam alayım, hayatta olmak canımı acıtıyor.  

20 Haziran 2017 Salı

Ramazan Sevinci

Şırnak'ın Cizre İlçesinde Görülen İlk Hilalin Fotoğraf Karesi. (Kaynak: Abit DÜNDAR-İLKHA)
Merhabalar.

Gelişine belki en çok ben sevinmişimdir. Benim kadar kimse sevinemez ve sevemez derken, diğer sevenlerine haksızlık ve bencillik etmiş olabilirim. Ama gerçekten çok seviyorum. Hatta hiç bitmesin istiyorum. Keşke bir ay değil de koca bir yıl, hatta bir ömür boyu sürse katlanırım sanıyorum. O kadar çok seviyorum ki; 62 yaşımda olmama rağmen, hala bir çocuk gibi sevinirim Ramazan geldi diye. Aslında ben bayramı, o bitince değil de gelince yaparım. Ve bu bayram sevinci, benim için Ramazan ayı bitene kadar devam eder.

8 Haziran 2017 Perşembe

Magazinleşen Acılarımız


Şırnak'ta 13 vatan evladının elim bir helikopter kazasında şehadete erdikleri haberi yüreklerimizi dağladı. Bu derin ve büyük acıyı yüreklerinde hisseden ailesi  ile birlikte necip milletimizin acısını bırakın dindirmeyi hafifletmek bile mümkün değil.

15 Nisan 2017 Cumartesi

Yıkın Heykellerimi


Ey milletim
Ben Mustafa Kemal'im
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim
Hala en hakiki mürşit değilse ilim
Kurusun damağım dilim
Özür dilerim

6 Nisan 2017 Perşembe

Eski Evlerimiz


Yukarıda gördüğünüz fotoğraf karesi, Photoshop resim işleme proğramında yapılmış bir çalışmadır.

25 Mart 2017 Cumartesi

Günahta Veraset ve İntikal


Yüce Allah, Kur’an’ı Kerim’in Necm süresinin 38-41. ayetlerinde önemli ilkelere yer vermiştir. Necm suresi 38. ayet: “Gerçek şu ki, hiçbir günahkar, bir başka günahkarın yükünü sırtlamaz.”
Necm suresinin 38. ayeti, Sorumluluk prensibini, suçların ve cezaların şahsiliğini vurgulamaktadır.

14 Mart 2017 Salı

İnsanlardan Kaçarak Sorunları Çözemeyiz

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış” ata sözüne bakıyorum da ne kadar doğru ve ne kadar yerinde söylenmiş bir söz.

13 Mart 2017 Pazartesi

İstiklal Marşımızın Kabulü


İstiklal Marşımız, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy tarafından yazıldı ve Büyük Millet Meclisi tarafından 12 Mart 1921'de resmi milli marş olarak kabul edildi. İstiklal Marşımız, gerek nazım tekniği gerekse muhteva bakımından herhangi bir milli marş güftesinin çok ilerisinde, Türk edebiyatının  en güzel lirik-hamasi şiirlerindendir.

6 Mart 2017 Pazartesi

Kurtar Beni


Eskisi gibi kar yağmıyor artık!
Nasıl özlemem, dam boyu yağan karı
Cemreler yerlerine düştü artık!
Dört gözle bekliyorum yeşil baharı

Ben su isterim, toprak su ister
Fidanlarımız can suyu ister
Umutlarımız yeşermek üzere
Yoksa yağmura hasret gider

Bıktım artık bu şehirden
Baharın habercisi bir ağacı bile yok!
Sabah akşam hep aynı terane
Ayağımı basacak bir toprağı bile yok!

Kar yağsa da yağmasa da
Ben köyümü özledim
Baharın habercisi ağaçlarında
Sevişen kuşlarla beraberdim

Elbet bir gün terk edeceğim seni
Kal sen bensiz, kal bir başına
Nefret ettiğim kadar varsın sen
Ne işler açtın sen benim başıma

Hadi gel artık bahar, kurtar beni
İki yüzlü bu yalancı şehirden
Mavi bir gök yüzü, içimi ısıtan güneş
Daha ben ne isterim güzel köyümden

Recep Altun-06.03.2017

5 Mart 2017 Pazar

Kadınlarımız Ölmesin


Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Şubat ayı kadına yönelik şiddet istatistiklerini açıkladığı ile ilgili haberi, Hürriyet gazetesinden okumuştum. Söz konusu haber üzerine yaptığım araştırma neticesinde: Sadece geçtiğimiz Şubat ayında gün sayısından fazla 30 kadının öldürüldüğünü, 19 kadının ise cinsel saldırıya uğradığını ne yazık ki öğrenmiş bulunmaktayım.

2 Mart 2017 Perşembe

Din Toplumlar İçin Gereklidir


Dünya siyasi haritasında nüfusunun çoğunluğu Müslüman olup da, siyasi rejimi laik cumhuriyet ve siyasal sistemi demokrasi olduğu iddiasındaki tek devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün din konusundaki  görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

28 Şubat 2017 Salı

Mutlu musunuz?


TÜİK’in 2016 yılı yaşam memnuniyeti anket sonuçlarına, Milliyet Blog ve Blogger platformlarında yer veren iki yazarın yazılarını okuduktan sonra, konuyu etraflıca araştırıp, bu konuda ben de bir makale yazmaya ve kaleme aldığım makaleyi sizlerle paylaşmaya karar verdim.

26 Şubat 2017 Pazar

Kıskançlık


Yahudiler ile Arapların kökende kardeş olduklarını biliyor muydunuz? Bu konuyu bilen ve bilmeyen olabileceği düşüncesinden hareketle Adem’in iki oğlunun haberine gitmek suretiyle konuyu bir yere getirmek istiyorum.

14 Şubat 2017 Salı

Köprü

Merhabalar.
Ankara-Kaman arası gidiş gelişlerimizde hiç farkında olmadan üzerinden geçip gittiğimiz bu köprü, fotoğraf karesinde karşıda görünen ÇEŞNİGİR köprüsünün yerine yapıldı.

Ülkücü İsyan

30 Ocak 2017 Pazartesi

Benim Şiirlerim


Benim şiirlerim açık ve net olmalı
Okuyanı fazla yormasın, herkes anlasın
Öyle çengel bulmaca gibi olmamalı
Ama düşünmeye de fırsat yaratsın

29 Ocak 2017 Pazar

Tüten Bacalar

KIRŞEHİR-KAMAN İLÇESİ KENTSEL DÖNÜŞÜM KONUTLARI - 25.01.2017
Memlekete bacası tüten fabrikaların yapılmasını çok arzu etmiş ve bu konuda gereken maddi desteği de sağlamış olmamıza rağmen, bir türlü nasip olmadı. Evet, memlekette şimdi bacası tüten binalar var ama bunlar konuttan öte gidemediler.