Orta Doğu Gemisi

Temsili Hz. Nuh'un Gemisi

İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda Arap Uyanışı ve Orta Doğu'da Barış Konferansında konuşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "Orta Doğu'da hepimiz Nuh'un gemisinin içindeyiz, ya beraberce bu tufandan çıkacağız, ya da büyük felaketlerle karşı karşıya kalacağız" dedi. 

Bugün, ülkemizle birlikte sınır komşularımız ve sınırlarımızın dışındaki Orta Doğu ülkelerinin karşı karşıya oldukları durumunu, Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu,  çok açık ve net bir şekilde açıklamıştır. 

Cenab-ı Allah'tan, geçmişte Nuh'un gemisini nasıl sağ salim karaya oturtmuşsa, bugün için adını "Orta Doğu gemisi" olarak koyacağımız geminin yolcularını da her türlü tehlikerlerden ve belalardan muhafaza ederek, yeniden barışın ve kardeşliğin tesis edildiği bir ortamda sağ salim karaya oturtmasını niyaz ediyoruz.

Recep Altun

Sevgi Üzerine




Sevginin, insan doğasının kumaşına Yüce Yaratıcı tarafından işlenmiş en güzel ve en muhteşem bir motif olduğunu söyleyebiliriz. Sevgi, insan ruhunun özüne konulmuş, eşyanın tabiatına üflenmiş en yüksek değerdir. Sevmek; var olmak ve var olmanın keyfini tatmaktır. Sevmek, ezeli ve ebedi bir neş'e halidir. Neş'e ise var olmak, var olmanın heyecanını duymak demektir.

Sevgi; akıl, fıtrat, bilinç ve var oluş duygusu ile paralel yürür. Aşk ise; bilinçsizlik, akıl dışılık, fıtratla çatışma ve yoklukta erime zemininde yürüyen marazi bir haldir. Aşk lügatte “sarmaşık” demektir. Yani duyguların düzensiz bir hal alması, bağlılığın ve ilişkinin benlik (yahut varoluş) duygusunu silip süpürmesi durumudur. “Aşk’ta” aşık ile maşuk birbirinden ayrılmaz derecede iç içe geçmişler ve kendi varlıklarını muhatabının varlığında eritmişlerdir. Bu durumda ne aşıkın ve ne de maşukun bağımsız varlıklarından bahsetmenin anlamı kalmamıştır.

Sevgi de ise, karşılıklı varlık bilincinin nitelikli bir şekilde devamı söz konusudur. Bilinç ortadan kalkmamış, varlık duygusu karşılıklı bir şekilde idrak edilmekte ve tarafların varlığının devamı karşılıklı bir şekilde sürüp gitmektedir.

Eski kültürde; sevenden sevilene, İnsandan Allah’a  yöneltilmiş sevgiye “muhabbet”; sevilenden sevene, Allah’tan insana yöneltilmiş sevgiye ise “meveddet” denilirdi.  Her iki durumda da muhataplar kendi varlıklarının bilincindedirler, benlik duygularını kaybetmemiş, şuur dışına çıkmamışlardır. İşte bu durumda sevgi bu ilişkiyi bir üst bilinç düzeyine taşır, karşılıklı varlık sahibi oluşu anlamlı hale getirir ve muhataba karşı beslenen bağlılık duygusunu Allah sevgisine vasıta ve vesile kılmak sureti ile de bilinçlerin en üstünü olan kulluk bilincinin kapısını aralar.

Aşk ise aslında bir kendi kendini kandırma, kendini anlamsızlaştırarak bir sarhoşluk hali oluşturma durumudur. Bilincin dışına taşma, idraki yitirme ve varlığın asli çizgilerini kaybediş… Sonra da bu marazi halden paradoksal bir şekilde keyif alma, yoklukta varlığı, varlıkta yokluğu arama gibi eşyanın realitesine ters bir durumu ısrarla sürdürme.

Sevgi aslında Allah’ın insana üflediği ruh olan düşüncenin en soylu ve en üstün tecellisinden başka bir şey değildir.

Araştırma: Recep Altun
Kaynak: Üslup Dergisi
Makale: Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan