29 Nisan 2013 Pazartesi

Sosyal Medya ve Bloggerler


1990 yılında ortaya çıkan blog'ların,  tüm dünyada tam anlamıyla "bir çöplük" yarattığından, sadece ABD'de 35 milyon civarında blog olduğundan, dünyada bunların arasında gerçekten çok başarılı, istikrarlı ve milyonlarca takipçisi olan blog'ların da olduğundan bahseden bir yazı okumuştum.  Her üç kişiden biri tarafından açılan blog'lar üzerinden en fazla üç yazı yazdıktan sonra, yüzde 90'nının blog'larını bıraktığını, Kişisel disiplin sağlamanın sanıldığı kadar kolay bir şey olmadığını, blog'lara en çok darbeyi indiren gelişmenin ise Twitter Nam-ı diğer '140 karekter' olduğunu vurgulayan yazı özetle Twitter için: " ...Ortak bir duvara keyfinizce yazıyorsunuz (Fazıl Say gibi) ve orada akıp giden time line'da binlerce farklı ve müthiş zeka pırıltılarını içeren (Aşk dediğin Keçiören metrosu gibi olacak ve hiç bitmeyecek!) cümlelerini okumak varken, blog'ların yüzüne kim baksın ki?.."

Blog okumaya gelince... Pek çoğu belli konularda 'ihtiyaç' duyulması halinde okunuyor.  Örneğin anne-bebek blog'ları... Çok çok çok ilginç bir yazı olmadığı sürece bekar bir insan neden anne-bebek blog'u okusun ki.

Otomobil, saat, kitap veya sinema gibi hobi kabul edilebilecek alanlarda oluşturulan blog'lar ise sırf bilgilenmek için bile okunabilir. Aslında her şey internette 'arama' ile başlıyor. Bir yemek yapacaksınız, tarifini arıyorsunuz, sonra bir blog'da püf noktalarını okuyorsunuz.

Kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, her ay 530 milyon civarında blog sayfasına giriliyormuş. Blog'ların yüzde 66'sı İngilizce olup, ikinci sıradaki dil yüzde 8,7 ile İspanyolcaymış. Blog'ların yüzde 35'i ayda bir aktifken, yüzde 65'i en az bir yıldır veya daha uzun süredir güncellenmemiş.

329 milyon insan blog'lara bakıyormuş. Ayda 25 milyon sayfaya giriliyor ve günde 500 bin yeni gönderi oluyor ve 400 bin yorum yapılıyormuş. Blogger'lerin yüzde 43'ü dünya basınında yer alan haberleri kullanıyormuş. Blogger'lerin yüzde 60'ı erkek yüzde 40'ı ise kadınmış.

Recep Altun

27 Nisan 2013 Cumartesi

Yazıklar Olsun!




















Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün PKK terör olayları karşısında verdiği demeçleri hatırlarsanız, konuyla ilgili olduğu için bu demeçlerinden sadece üç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
"...Terörle devleti hizaya getiremezler. İçeride ve dışarıda teröre karşı mücadele en tabii hakkımız. Bu da kararlılıkla sürecek. Bugün verdiğimiz şehitler, en zor hava şartları altında arkadaşlarına yardım etmek için her şeyi göze alıp havalanan helikopterin düşmesiyle verildi. Ailelerin hepsine sabır diliyorum..."
"...Türkiye'yi terörle herhangi bir şekilde hizaya getirmek asla mümkün değildir ve olmayacaktır. Terörle herhangi bir şekilde hak kazanmak asla mümkün değildir..."
"...Şiddetle ve terörle, Kürt sorunun çözümü konusunda bir yere varılamaz, bir devlet teröre baş eğmez, hiçbir devlet terörle de hizaya getirilemez..” 

Dikkat ederseniz Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül her demecinde Türkiye'nin ya da devletin "terörle hizaya getirilemeyeceğini" vurgulamıştır. Bir kere Cumhurbaşkanımızın kullandığı "hizaya getirilmek" deyimini hiç hoş karşılamıyordum. Neden mi? Kim hizaya getirilir? Yani Türkiye, ya da devlet hizaya getirilmeyi hak eden yanlış bir davranış ya da yol üzerinde miydi?..

Peki, şu andaki durum nedir? Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün deyimiyle, Türkiye ya da devlet terörle hizaya getirilmiş midir?..

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf karesi 27 Nisan 2013 tarihli Sözcü gazetesine aittir.  26 Nisan 2013 tarihinde bir festival için İzmir Bayındır'a giden Devlet Bakanı Bülent Arınç ve eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın yanına bir kadının yaklaşarak "Yazıklar olsun, sattınız vatanı!" diye isyan ettiğinin haber fotoğrafıdır.

Bu neyi gösteriyor?.. Türk milletinin olayın farkında olduğunu gösteriyor. Kanla irfanla kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet muhafaza ve müdafaası için ne gerekiyorsa elinden geleni yapacağını gösteriyor...

Recep Altun

Tumblr Mikroblog

Pc Net bu ay ki (Nisan) sayısının 46,47,48, ve 49. sayfalarında “Dünyayla paylaşmak istediğiniz her şeyi Tumblr ile birkaç dakikada kolayca paylaşabilirsiniz” sloganıyla adım adım Tumblr Mikroblogunu kurmayı ve dünyaya bağlanmayı anlatan güzel ve Tumblr’u merak edenler için yararlı bir konuya yer vermiştir.

Her ne kadar şu anda Tumblr’a üye olan mikroblogcular bu konuyu çok iyi bilseler de aralarında Tumblr ile ilgili bazı ayrıntıları görmek ve bilmek isteyenlerin olabileceğini düşünerek paylaşmak istedim.

Tumblr’a yeni başlayacaklar için, Tumblr’a nasıl kaydolunacağından başlayarak; ilgi alanları, Beğenilen Bloglar, Bağlantıları Kurmak, Kişilik Kazandırmak, Bloğu Oluşturmak, Fotoğraf Gönderisi Hazırlamak, Kişisel Kolajın Yaratılması, Açıklama ve Etiketler, Göndermek, Blog Bulmak, İyi Blogları Takip Etmek, Kişiselleştirmek, Daha Güzel Bir Görünüm, Diğer Ağlarda Paylaşmak ve İşte Bu, başlıkları altında yeterince açıklamalar yapılmıştır.

Pc Net dergisi konuyu Özetle: “Tumblr sayfanızı, yani mikroblogunuzu oluşturdunuz! Artık istediğiniz gibi yazı ve farklı içerikler paylaşabilir, Tumblr topluluğuyla bağlantı kurabilirsiniz. Ana konular hakkında size yeterince bilgi verdik ama asıl iş size düşüyor:İnsanların blogunuzda gezmesi için çekici içerikler hazırlamak sizin göreviniz. Bunu yaparken eğlenmeyi de unutmayın!” şeklinde açıklayarak tamamlamıştır.

Meraklılarına duyurulur.

Recep Altun-yazblogcu@gmail.com

25 Nisan 2013 Perşembe

Dinde Zorlama ve Zorlanma Yoktur


"... Kur'an-ı Kerim'in getirdiği hürriyetten daha geniş bir din hürriyeti en medenî milletlerin dinlerinde ve yasalarında bulunmamaktadır. Kim olursa olsun, herhangi bir kimse istediği dine girebilir veya çıkabilir, mensup olduğu dinin hükümlerine göre hareket edebilir veya etmeyebilir. Herkese kendi dinini uygulamasında sadece yardımcı olunur ve ona göre o kişiye muamele edilir. On dört asırlık tarih boyunca müslümanlar bunu gayri müslimlere uygulamışlar, ancak müslümanlara uygulamamakta hata etmişlerdir.

Bundan beş yüz sene önce, on beşinci asrın sonunda İspanya'dan dinlerinden ve ırklarından dolayı yurtlarından kovulan yahudileri dinleri, dilleri, ırkları ayrı olduğu hâlde vatandaş olarak bağrına basan Osmanlı idaresinin medenî seviyesine batı medeniyeti henüz gelememiştir. On asırdan beri, Anadolu'nun herhangi bir ücra köyünde gayri muslim, yahudi veya hıristiyan bir aile, hayatını sürdürmüş ve müslümanlar onlara insanca muamele etmişlerdir. Balkanlar'da, Ege adalarında, Kırım'da, İsrail'de, Rusya'da, Yunanda, Bulgar'da, Sicilya'da çoğunlukta oldukları bölgelerde müslümanlar elli senelik bir süre bile hayatlarını sürdürememişlerdir. Bugün de aynı ırk ve dilden oldukları hâlde yerlerinden, yurtlarından, dinlerinden mahrum bırakılmaktadırlar. Dünyaya zulüm ile nizam vermeye çalışan batı medeniyetine bunu anlatmaktan aciz kalmamız ve dünyanın kendisinin de bunu anlamaktan uzak durması neticesinde insanlığın ve müslümanların ne kaybettiğini görmek mümkündür. Atalarımızın yaptığı insani, güzel şeyleri anlatmaktan aciz hâle düşmüşüz, gerilemişiz.

Tarih tetkik edildiğinde görülecektir ki, müslümanlık bir memlekete girdiği ve yayıldığı zaman, oraya bir müstemlekeci olarak girmemiş ve oranın halkını İslamlaştırıp sömürme teşebbüsünde bulunmamıştır. Ama, Hıristiyanlık dünyası önce dinini yayıp sonra da ele geçirdiği bölgeyi sömürmeye başlamıştır. Yani Hıristiyanlığın sömürücü bir din rolünde ortaya çıktığı ve devam ettiği inkar edilmez, tarihî bir gerçektir. ..."

Prof. Dr. Hüseyin Atay
Kur'an'a Göre Araştırmalar - I

22 Nisan 2013 Pazartesi

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun! Cenab-ı Allah, Aziz ve Necip Türk Milletine  Şanla, Şerefle Kutlayacağı Daha Nice Bayramlar Nasip ve Müyesser Eylesin!

Türk'e, Türklüğe, Türkiye'ye, Cumhuriyet'e, Atatürk'e, Bayrağımıza ve Milli Bayramlarımıza Uzanan Eller Kırılsın!..

Cenab-ı Hakk; Vatanı, Milleti, Bayrağı, Dini, Namusu, Şerefi, Haysiyeti, Onuru ve Bağımsızlığı Uğruna Kan Dökmüş, Can Vermiş bu Aziz ve Necip Türk Milletinin Yar ve Yardımcısı Olsun ve Onu Her Türlü Kötülüklerden ve Zulümden Korusun!..

Recep Altun

20 Nisan 2013 Cumartesi

İzmir Bayrak Mitingi

Madem güçlüsünüz, bu korku niye?
Madem iktidar partisi sürekli oyunu artırıyor, madem muhalefetin esamesi bile okunmuyor, madem halk, hükümetten memnun, yakınmıyor, o halde niye en küçük eleştiriye karşı bu tahammülsüzlük?

"Sinemam yıkılmasın" diyene, adalet isteyene bu gaddarlık niye?

Yaşlı genç, çoluk çocuk demeden, her itirazı olanı biber gazına, tazyikli suya boğmak niye?

Madem işler yolunda, bu korku niye?

Haksızlığın öfkesi, hesap sorulur korkusu olmasın bu?

Can Dündar













18 Nisan 2013 Perşembe

Namazın Kazası

Kaza, "herhangi bir mazeret dolayısıyla vaktinde yapılamayan ibadetin, vakti çıktıktan sonra başka bir vakitte yaplması"dır.

Peki vaktinde kılınmayan namazın kazası olur mu? Diğer bir ifadeyle;geçmişte kılınmamış namazlar kaza edilir mi? İşte bu konuda Müslümanlar, İslam'ın tasvip etmediği yanlış inanç ve uygulamalar içindedirler. Toplumdaki bu yanlışın dinimizdeki doğru şeklini, ana kaynağımız Kur'an ve onu en iyi anlayıp uygulayan Rasulullah'ı dikkate alarak açıklayacağız.

Geçmişte kılınmamış namazların kazasına dair Kur'an'da bir ayet olmadığı gibi, buna bir işaret de söz konusu değildir.

Kanaatimiz odur ki, bizim bu konuda sunacağımız görüş, hem din bilginlerince ortaya konulmuş görüşlerin bir hasılası, hem de en doğrusudur.

Konuyla ilgili teknik açıklamalara geçmeden önce, kaza namazı kılacak bir Müslüman portresi çizmekte fayda vardır: Anadan doğma Müslüman, ekserisi hacı-hoca çocuğu, sağlıklı, genç, dinamik, aklı başında, vakti bol, ama kırkına kadar namaz kılmamış, belki bayramdan bayrama veya Cuma'dan Cuma'ya  kılmış. Şimdi geçmişte kılmadıklarını kaza ediyor.

Yukarıda verdiğimiz kaza tarifinde, "bir mazereti nedeniyle" ifadesi yer almaktaydı. Ne var ki, Kur'an'da ki ayetlere ve Peygamber'in bu ayetleri uygulamasına dikkat edilirse, akıl nimetinden yoksun olma hali; delilik, bunaklık, uyku dışında namaz kılmamaya herhangi bir mazeret veya ruhsat olmadığını görürüz. Aklı başında olan, kulluk bilinci bulunan mü'min, her zaman, her yer ve ortamda duasını ve tazarrulu duasını yapabilir. Netice itibariyle, hiçbir şey duaya ve namaz kılmaya engel değildir. Diğer bir deyişle, namaz kılma hususunda; iş-güç, alış-veriş, işçilik-patronluk, yolculuk, esirlik, askerlik, savaş, hastalık, hayız, nifas, dermansızlık, ihtiyarlık, mal-mülk, çoluk-çocuk, yersizlik, yurtsuzluk, kirlilik vs. mazeret sayılmaz; mükellefiyeti düşüren sebepler [uyku, unutmak, bayılmak, bunamak, delirmek] olmadan, hiç kimse namazı terk edemez.   
Zikri geçen bilinçsizlik halleri ortadan kalktığında kişi, namaz kılmakla mükellef olur. Yapılmamış, yapılamamış görevlerin akibeti Allah'a bırakılır. Kula düşen kusurları için Allah'tan bağışlanma dilemektir.

Kılınmamş namazları, Allah'a ödenmemiş bir borç kabul edip sonra da topluca kılıverip, "Ben namazlarımı kaza ettim, namaz borcum yok" gibi ödeşme mantığı, namazın farz oluş gayesine ve esprisine de aykırıdır.

Bu açıklamalarımız yanlış anlaşılmamalı ve başka mecralara çekilmemelidir. İnsan çetele tutmadan, Allah'ın rızasını kazanmak ve O'nu memnun etmek için (borç alış-verişi, ödeşme düşünmeden) bol bol dua etmeli, namaz kılmalıdır. Namazsız geçen dönemleri için de Allah'a çokça istiğfarda bulunmalıdır.

Hakkı Yılmaz
İslam Dini'nin Temel Direkleri 

Blogger Sorunları

Merhabalar,

Blogger arkadaşlarımızdan blog sayfalarındaki eklenti (Widget) uygulamaları ile ilgili bazı sorunları olduklarına ilişkin aldığım duyumlardan sonra, kullandığımız şablonların HTML kodlarını görebileceğimiz ve üzerinde ayarlar yapabileceğimiz bölüme geldim ve kendi blog sayfamda kullandığım şablonun HTML kodlarını açtığım da kod sayfasının görünümünün tamamen değiştiğini gördüm. Söz konusu kodlara satır numaraları verilmiş ve kodlar işlevlerine göre renklendirilmekle birlikte sayfamıza eklediğimiz tüm widgetlerle ilgili kodların en alta taşındığını gördüm. Kod sayfasının üzerindeki komutlara da ilaveler yapıldığını gördüm. Gözlemlediğim tüm bu değişiklikler; Blogger'in son zamanlarda şablon kodlaması ile ilgili bir yenilik yaptığını göstermektedir.  Bu değişiklik aynı zamanda bazı arkadaşlarımızın widgetlerinin işlevlerini olumsuz yönde etkileyebileceği sonucunu da doğurmaktadır. 

Blogger arkadaşlarımızdan "Destiny" şablonunda kullandığı "İzleyiciler" eklentisinin kendine görünmediğini bildirmesi üzerine, kendisine şablonunu değiştirmesini salık verdim, o da şablonunu değiştirdikten sonra sorunun ortadan kalktığını bildirdi.  Buna benzer "Duygusal Komedi Sevenler" rumuzlu blogger arkadaşımızın da sayfasına eklediği yeni bir yazının kendisini takip eden diğer bazı blogger arkadaşlarının takip listelerine yansımadığından şikayetçi olmuştu. "Duygusal Komedi Sevenler" arkadaşımıza da bazı önerilerde bulunmuştum ama, o sorunun hala çözülemediğini bildirmiştir. Oysa,   "Duygusal Komedi Sevenler"in benim sayfamdaki "Takibimdekiler" listesinde en son güncellenmiş haliyle görülebildiği, sol tarafa yerleştirdiğim kırmızı çerçeveli görüntüsünden anlaşılmaktadır. 

Bu ve buna benzer konulardan şikayetleri olan blogger arkadaşlarımın ayarlar bölümünden şablon HTML kodları sayfalarını bir kez ziyaret ederek "HTML'yi Düzenle" komutuyla kod sayfasını açıp, tekrar hiç bir ek işlem yapmadan sadece sayfayı güncellemek amacıyla "Şablonu Kaydet" komutuyla sayfalarını kaydettikten sonra söz konusu sorunların devam edip etmediğini kontrol etmelerini öneririm. Buna rağmen hala sorunları devam eden blogger arkadaşlarıma aynı yerdeki şablon düzenleme bölümünde "Widget Şablonlarını Varsayılana Döndür" komutunu çalıştırdıktan sonra "Şablonu Kaydet" komutuyla işlemi tamamlamalarını salık veririm.

Recep Altun

13 Nisan 2013 Cumartesi

Kolaylık İlkesi


Yayımlamış olduğum "Kur'an'a Göre Araştırmalar I" adlı eserim çok rağbet gördü. Bu kitap Kur'an'a ve sağlam hadise dönerek İslamı yeniden anlamaya susamış müslümanların gönüllerine su serpti. Ben de bu nedenle ikincisini çıkarmaya hız verdim.

Hayatım boyunca öğrenmek için çok çalıştım ve şimdi öğrendiklerimi yeniden anlamaya ve değerlendirmeye çalışıyorum. Bu çalışmalarımda Kur'an bana enerji, heyecan ve huzur veriyor.

Muhterem okuyucularımın yazdıklarımı değerlendirebilmeleri hususunda izlediğim yöntemi bilmelerinde fayda görüyorum. Bu yöntemi aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:

  • Söylediklerimin, Kur'an'ın, bütün beşeriyeti kucaklayan evrensel ve genel ruhuna uygun olmasına dikkat ederim.

  • Büyük âlim ve müçtehitlerin ilkelerine ve yöntemlerine önem veririm. Ama feri hükümlerde içine düştükleri çelişkilerden Kur'an'ın ruhuna ve felsefesine uygun gördüğümü alır, diğerlerini reddederim.

  • Kur'an'ın ruhuna, felsefesine ve gayesine uygun gördüğüm yeni bir anlayış elde etmişsem, yalnız Allah'a karşı sorumlu olduğumu düşünerek, elde ettiğim gerçekleri yazmaktan ve söylemekten çekinmem. Bu hususta Kur'an ve sağlam hadisten başka bir söze kendimi bağlı görmem. Bu, ilmin ve ulaştığım ilmimin gereğidir. Düşüncelerimi, hangi düşüncelere ters düştüğünü bilerek ve onlarla tartışarak ortaya koyarım. Böylece, başkalarının fikirlerinin bana hatırlatılmasma gerek bırakmamış olurum. 

Bazı kısımlarını akademik dergilerde yayınlamış olduğum fikri açıklamalarımı kitapçıklar hâlinde milletimize sunmanın, dine ve millete hizmet etmenin mutluluğunu duyuyorum.

Eserde İslamın on bir asırdır yanlış anlaşılmış olan "kolaylık ilkesi"ni araştırmaya konu ettim. Bu ilke, Kur'an ve hadislerde açık seçik ve pekiştirilmiş bir buyruk olduğu hâlde, onun zıddı olan "zorlaştırma"nın temel ölçü alınması çok şaşırtıcıdır. Kur'an ve İslam mantığına ters düşen bu tutumu, aslına döndürmek gerçek İslam âliminin görevi olmalıdır.

Bazı meselelere daha çok açıklık getirmek için yeri geldikçe onları farklı bağlamlarda tekrar ele almak, Kur'an'ın ve öğretim metodunun gereği olarak, on asrı aşkın bir süredir yapılagelen yanlışların zihinlerdeki etkisini silmekte en geçerli yoldur.

İyi niyet ve ihlasla çalışmak bize, başarıya ulaştırmak Yüce Allah'a aittir.

Hüseyin ATAY
Ankara, 1993
Hüseyin Atay'ın Web Sayfasına Git

12 Nisan 2013 Cuma

Prof. Dr. Hüseyin Atay

Prof. Dr. Hüseyin Atay

Merhabalar,  Sevgili Kalemler...

Malumunuz olduğu üzere uzun bir süredir Prof. Dr. Hüseyin Atay'ın Kur'an'a Göre Araştırmalar kitaplarından sizlerin de ilgisini çekeceğini umduğum konuları paylaşmaktayım. Prof. Dr. Hüseyin Atay, söz konusu kitaplarının 1-2-6 ve 7 nci serilerini yeniden yayınlamış bulunmaktadır. Bu yazımda kitaplarından kayda değer konularını paylaştığımız Prof. Dr. Hüseyin Atay'ın akademik kariyeri ile ilgili kısa bilgiler vermek istiyorum.

"Kur'an'a Göre iman Esaslarının Tespiti ve Müdafası" tezi ile 1960 yılında doktorasını veren Hüseyin Atay, 1962-64 yılları arasında Kudüs Üniversitesi'nde ibranca ve Yahudi Felsefesi üzerinde çalıştı. 1965-66 yıllarında Chicago Üniversitesi'nde İslam Felsefesi ile ilgili araştırmalar yaptı. 1968 yılında İslam Felsefesi'nde "Farabi ve ibn Sina'ya Göre Yaratma" teziyle doçent, 1974 yılında ise profesör oldu ve Kelam ilmi Kürsüsü'ne başkan seçildi. 1974 yılında Harvard Üniversitesi'nde Aile Planlaması, Ahlak ve Hukuk Felsefesi; 1975 yılında ise Chicago Üniversitesi'nde "Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi (1457-1975)" üzerinde araştırmalar yaptı. 1980-82 yılları arasında A. Ü. ilahiyat Fakültesi'nin dekanlığını yaptı. 1985-89 yılları arasında Kral Fahd Petrol ve Madenler Üniversitesi'nde dersler verdi. Prof. Dr. Hüseyin Atay çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürmekte, dünyanın belli başlı üniversitelerinde konferanslara katılmakta ve halen A. Ü. İlahiyat Fakültesi'nde master ve doktora dersleri vermektedir.

Saygılarımla.
Recep Altun.


5 Nisan 2013 Cuma

Eşimin Evde Olduğunu Ancak Hapşırınca Anlıyorum.

 Hürriyet Gazetesinin Kelebek ekindeki okuyucu mektuplarını değerlendiren Güzin Abla köşesindeki Güzin Abla'yı  bilmeyeniz yoktur. Kendisi rahmetli olduğu için (Allah rahmet eylesin) bu köşeyi bildiğim kadarıyla kızı Feyza Algan yönetmektedir. Hergün gazete aldığım için hemen hemen hergün de bu köşeye göz atar ve ilgimi çeken konuları makaslar saklarım. Bloğumda yayınlamaya değer bulduğum okuyucu mektuplarından da zaman zaman sizlerle paylaştıklarım olmuştur. Geçenlerde yine çok ilgimi çeken bir mektubu kesip saklamıştım. Müsaadenizle şimdi bu okuyucu mektubunu sizlerle paylaşmak istiyorum. 
Mektubun başlığını bloğuma başlık olarak verdiğim için burada tekrarlamak istemedim. Mektup aynen şöyle başlıyor:

"Güzin Abla, beş aylık evliyim ama eşimle problem yaşıyorum. Ben birlikte vakit geçirdiğimiz zaman çok mutlu oluyorum. O ise benimle olmaktansa film izlemeyi tercih ediyor. İşten gelip yemek yer yemez bilgisayar başına geçiyor, dizi, film ya da belgesel izliyor. Uykusu gelene kadar hep bilgisayar başında. Hatta onun evde olduğunu ancak hapşırınca anlıyorum. Bu durumu eşimle çok tartıştım, çok konuştum ama halen aynı. Bir akşam işten geldi, yemek yedi, gitti yine bilgisayarı açtı. "Hadi artık gel de çay içelim, tatlı yiyelim" dedim. O da kalktı bilgisayarıyla geldi masaya. Sinirlendim, odama geçip ağladım. O ise izlediği film bittikten sonra yanıma geldi;neden ağladığımı sordu. Anlamıyor, oysa sürekli anlatıyorum. Artık sıkıldım, ben onunla bir şeyler paylaşmak istiyorum ama malesef o bilgisayardan ayrılamıyor. Ailemle konuştum, idare et diyorlar. Sizce ben abartıyor muyum? Eşim normal de ben mi anormalim? Yoruldum artık, gece uyuyamıyorum." ve mektup böyle bitiyor. Güzin Abla'nın okuyucusuna verdiği cevabı buraya almadım. Çünkü bu mektubun cevabını yorumlarınızla sizlere bıraktım.

Recep Altun
Selam ve dualarımla.

4 Nisan 2013 Perşembe

Cuma Namazı


Mesela cuma namazını ele alalım. Cuma namazında farz olan sadece hutbe okumak ve iki rekatlık cuma namazıdır. Bu ikisi farz, yani vazgeçilmez prensiptir. Geri kalan sünnetleri kılmak nafiledir. Kılınmasalar da olur. Hele zuhri ahir denen öğle namazının kılınması şer'an caiz değildir. Cuma namazını kılamayan kimse yalnızca o günün öğle namazının farzını kılar. Arkadaşlarımızdan Prof. Dr. Mehmet Hatipoğlu'nun zuhri ahir namazının caiz olmadığı hususunda yaptığı incelemenin yayımlanmasını ve bu meselede müslümanlara bir kolaylık getirmesini umarız. Bu tahakkuk ederse, cuma namazının önemi daha artarak müslümanlara iyi hizmette bulunma imkanı doğar. Bunun tatbikatı şöyle olabilir: Veciz bir hutbeden sonra imam cuma namazını kıldırarak cemaate döner, iki satırlık sesli bir dua yapar ve cemaat dağılır. Aslında böyle bir duaya da gerek yoktur. Bu da memleketimizin yanlış bir geleneğidir. Acele işi olmayan veya hiç işi olmayan kenara çekilerek istediği kadar nafile namaz kılabilir. Ama zuhri ahir olamaz, çünkü bu meşru değildir. Böylece işine giden de kolay gider, nafile namaz kılacak olan da rahatça kılar.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
Kur'an'a Göre Araştırmalar-II 

Cuma'nız hayırlı ve mübarek olsun!

2 Nisan 2013 Salı

Düşünce Hürriyeti


Türkiye'de tek tip ve tek düze bir düşünce bulunmaktadır. Sağ ve sol, bütün fraksiyonlarıyla, birimleriyle aynı şeyi aynı biçimde düşünüyor. Ancak biri sağından, diğeri de solundan bakıyor. Aynı düşüncenin doğruluğuna inanarak, bizce yanlışlığı ortada iken, biri onun aleyhinde öbürü lehinde, aynı sütun etrafında köşe kapmaca oynuyorlar. Bundan dolayı yanlış bir fikri, tutum ve davranışı düzeltme imkanı olmuyor. Her biri, grupları ile birlikte aynı yanlış fikri benimseyip hayatlarını ve geleceklerini o yanlış fikir üzerine kurdukları için biri çıkıp o yanlışı düzeltmeye kalktığı zaman, her iki grup da karşı çıkıyor. Her iki taraf da, kendi sütunu, tutunduğu yalancı direk yıkılacak diye korkuyor. Onun için, Türkiye'de ne tüccarın, ne Diyanet'in, ne siyasetin ve idarenin, ne iktisadın, ne ahlakın ne de üniversitelerin ıslahı asırlardan beri gerçekleşmemiştir. Çünkü alternatif fikir üretmek dinen haram, kanunen yasak, siyaseten vatan hainliği, idarece isyan sayılmaktadır. Böyle bir memleket bundan başka nasıl olabilir? Bu, bütün İslam memleketlerinin içinde bulundukları çıkmazdır. Aslında düşünce hürriyeti tam anlamıyla işlerse, kendi kendini kontrol eder. Fikir hürriyeti en azından kendi içinde tutarlı ve mantıklı olmak zorundadır. Fikir hürriyetinin düsturu ve ölçüsü kendi içinde mevcuttur. Çünkü, düşünce ve fikir üretmek gelişigüzel, orta adam, pazar satıcısı gibi konuşmak ve yazmak değildir. Bundan korkmaya gerek yoktur. Ancak, toplumda bazı sorunları ve olumsuzlukları istismar ederek aşırı yıkıcı olanların demokrasiye ve fikir hürriyetine fiilî zarar vermelerini önleyecek tedbir alınmalıdır.

Prof.Dr.Hüseyin Atay 
Kur'an'a Göre Araştırmalar-II


Din Hürriyeti



İslamda din hürriyeti ilkelerin ilkesidir. Yalnız ilk üç asırdan sonraki müslümanlar, bu ilkeyi müslüman olmadan önce bütün insanlara tanıdıkları hâlde, müslüman olduktan sonra müslümanlara din hürriyeti ve hatta fikir hürriyeti tanımadılar ve bugün de tanımamakta direnmektedirler. Her grupçu, mezhepçi kendi fikrini tekrar etme hürriyetini başkasına tanır ki, bu düşünce düşmanlığından başka bir şey değildir.

Kur'an'ın din ve düşünce hürriyetini bütün insanlara olduğu gibi müslümanlara da tanıdığı ve müslümanları bu nimetlerden mahrum bırakmadığı açıkça görülür. Din hürriyetinin anlamı, yalnız dinin hükümlerini yapma, icra etmeyi değil yapmama hürriyetini de içerir. Din ve düşünce hürriyeti en çok idareci ve siyasetçiyi ilgilendirir ve onu rahatsız eder. Siyasetçi halkı kolay idare edebilmek ve manevi baskı altına alabilmek için, din bilginleriyle anlaşmış gibi, onların da hoşuna gidecek, din otoritesi olmalarını ve sözlerine karşı yapılacak itirazı yasaklama cihetine kolayca gidebilmenin ancak taklitçilikle mümkün olacağına her iki taraf da kani olmuş durumda görülmektedirler. Bu suretle, her iki grup kendilerinden daha yüksek tarihi otoritelere dayanarak, sanki onlara itiraz edilemezmiş gibi, kendilerini itiraz edilmez konumuna yükseltmektedirler.

İşte İslam dünyasında, din ve düşünce hürriyetinin sağlanmasıyla hem din anlayışı, hem ilim hem de felsefe ilerleyerek fikir üretimi dönemine girilecek, müslümanlar dünya milletleri içinde en şerefli mevkide olabileceklerdir. Çünkü, ilim hürriyeti, mutlak din hürriyetinden doğar. İslam dini, ilim yapmaya sadece izin vermez, aynı zamanda onu Allah'a inanmaktan daha önemli bir farz kabul eder ve Allah inancını düşünmeye ve ilme dayandırır. Bunun için, yalnız İslam dini bütün insanlara dinî düşünce hürriyetini şartsız olarak tanımış, uygulamasını yapmış ve hiçbir milleti müslüman olmadığı için katliama tabi tutmamıştır. Batı medeniyeti din hürriyeti konusunda henüz bu seviyeye gelmemiştir. Dünya milletlerinin ve bizim esenliğimiz için Kur'an'ın insanlara tanıdığı hürriyeti dünya milletlerine anlatacak kelamcılar (theologs) ve filozoflar yetiştirmeye önem verilmelidir. İslam dinine karışmış ve sokulmuş hurafeleri, insan haklarını zedeleyen fikir ve hükümleri Kur'an'a akıllıca başvurarak kaldırmak, silip süpürmek mümkün görülmektedir. Hurafeler, yalan yanlış mitoloji, mucize ve keramet hikayeleri müslümanları düşünmekten alıkoyan en önemli unsurlardır. Bunların Allah'ın kainat kanunlarına, doğa ve sosyal kanunlarına (teklifi şeriat) aykırı oldukları anlatılmaya muhtaçtır.

Prof.Dr.Hüseyin Atay
Kur'an'a Göre Araştırmalar-II