Yorum Ayarları

Blogger'in Kumanda Panelinin Yeni Arayüzünden Bir Kesit

Merhabalar,

Blogger’in yeni kumanda paneli üzerinden blog sayfanızın sağ tarafındaki kayar pencereden “AYARLAR” komutunu tıkladıktan sonra ekranın sol tarafında yer alan ayar seçeneklerinden  YAYINLAR VE YORUMLAR” komut sekmesini tıkladığınızda ekranın üst tarafında “KAYITLAR”la ilgili ayar seçeneklerinin sıralandığını,  bu ayar seçeneklerinin bitiminde de “YORUMLAR” başlığı altında ayarlarınızı yapabileceğiniz seçeneklerin sıralandığını görürsünüz.

Kumanda Paneli Ayar Penceresinden Bir Kesit

YORUMLAR” ile ilgili ayar başlıklarının:

-Yorum Konumu
-Kimler Yorum Yapabilir
-Yorum Denetleme
-Kelime Doğrulamasını Göster
-Geri Bağlantıları Göster
-Yorum Formu İletisi’nden ibaret olduğunu göreceksiniz.

YORUM KONUMU:Blog sayfanızda, blogger’in sunduğu şablonların dışında, dışardan bir şablon kullanıyorsanız; yorum konumu seçeneğiniz, her şablonda doğru çalışmayabilir. Yorum konumu seçeneğinizin kullandığınız şablonda doğru çalışıp çalışmadığını mutlaka bir blogger arkadaşınızdan yardım isteyerek kontrol etmelisiniz.

YORUM DENETLEME: Yorum denetleme seçeneğinizle ilgili seçiminizin “Her Zaman” olması sizin yararınızadır. Neden diye soracak olursanız, bu seçenek size: Hoş olmayan ve yayınlanmasını istemediğiniz türden yorumları inceleme ve ardından da yayınlama,  ya da yayınlamama gibi bir imkan sunar. Buna ilaveten gerek elektronik posta hesabınıza baktığınızda ya da Blogger kumanda panelinde iken, gönderilen yorumlardan haberdar olma imkanına da sahip olursunuz. 

Yorum Ayarları Ekranından Bir Kesit

KELİME DOĞRULAMASINI GÖSTER:  Bu işlemin her ne kadar güvenlikle ilgili olduğu söyleniyorsa da açıkçası bu işlemin teknik olarak blogger’lere ne yarar sağladığını bilmiyorum. Bildiğim tek şey ziyaretçileri yazdıkları yorumları gönderirken okuması çok zor olan harflerle cebelleştirerek yorumun gönderilmesine engel olmasıdır.

SONUÇ: Blogger’in kumanda panelinde bloğuma yorum yazan bir arkadaşımın gönderdiği yorum ile ilgili “Onaylanması gereken 1 yorumunuz var” uyarı komutu yer almayan yoruma ait bilgilerin gmail elektronik posta hesabımda yer aldığını fark ettim. Yorumu burada açtım okudum ve “yaynla” komutuna tıklayarak blog sayfamda yayınlanmasını sağladım.

Gmail Elktronik Posta Hesabından Bir Kesit

Elektronik posta hesabıma hiç bakmasaydım, arkadaşımın gönderdiği bu yorumdan asla haberdar olamayacaktım. Arkadaşım da yorum yazdığı bloğu kontrol edecek ve gönderdiği yorumun yayınlanmadığını görünce aklında bir sürü soru işaretleri oluşacaktı.

Basit bir konuyu neden bu kadar uzun uzun anlattığıma gelince, sakın blogger arkadaşlarım beni yanlış anlamasınlar, (konuyu bilen arkadaşlarımın affına sığınarak) blogger arkadaşlarımızın bazıları bu konulardan uzak olduğu için; hem onları bu aksaklıktan haberdar etmek, hem de yorum ayarlarının nasıl yapıldığı konusunda bilgilendirmek istedim.

Saygılarımla.

Recep Altun

Provakatif Film

Daha önce de Peygamber efendimizi aşağılayan ve Müslümanlarla alay eden karikatürler çizen karikatüristlere ve onları yayınlayan dergilere  ben de tepki vermiştim. Şu anda yine Hz. Muhammed’e hakaret eden “Müslümanların Masumiyeti” isimli filmin yapımcısını, danışmanlarını ve Arapça’ya çevireni vs. esefle ve şiddetle kınıyorum. Bir dinin mensuplarını kızdıracak, öfkelendirecek İslam’ın ne öğretisiyle ve ne de tarihiyle hiç alakası olmayan bu tarz abuk sabuk yaklaşımları asla hoş karşılamıyoruz.

Ancak, bu tarz çizilen karikatür ya da filmlerin İslam dünyasını karıştırmak için tamamen provakatif amaçla çizildiği ve yapıldığı da bir gerçektir. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton söz konusu filmin videosu ile ilgili yaptığı açıklamasında: “ABD Yönetimi olarak videoyu onaylamadıklarını” söylemiştir.  

Filmi seyredenlerin: “Müslümanlara, Peygamber’e, Peygamber’in eşlerine en galiz şekilde söven sayan abuk sabuk bir film” olduğundan bahsediyorlar.

Müslüman Göstericiler
Bu durum karşısında nasıl davranacağız ve ne yapacağız?.. Libya gibi mi?.. Mısır gibi mi?.. Yemen gibi mi?.. vs. Yoksa,  İslami değerlerimizi üreterek onları mahcup edecek türden cevaplar mı vermeliyiz?

Recep Altun

Aile Huzuru


İnsanın kendisini güvende hissettiği, pek çok ihtiyacının karşılandığı yer, ailedir. Ailede huzur için her iki eşin de dikkate etmesi gereken bazı hususlar şunlardır: Eşine saygı duymak, ona kendisi için değerli olduğunu hissettirmek; dışarıdaki insanlara gösterdiğimiz güler yüzü ve hoşgörüyü ailemizden esirgememek;eşine karşı dürüst olmak; eşinin ailesine saygı göstermek, zor zamanlarında ona destek olmak…

Hayatımızın bir imtihan olduğu, ailemizinse bu imtihanı kazanmamız için önemli bir fırsat olduğu bilinciyle aile huzurumuzu arttırma konusunu önemsemeliyiz.

Erkek de olsak, kadın da olsak… Yeni evlenmiş de olsak, uzun yıllardır evli de olsak…

Kaynak: Diyanet Takvimi

Orta Doğu Gemisi

Temsili Hz. Nuh'un Gemisi

İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda Arap Uyanışı ve Orta Doğu'da Barış Konferansında konuşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "Orta Doğu'da hepimiz Nuh'un gemisinin içindeyiz, ya beraberce bu tufandan çıkacağız, ya da büyük felaketlerle karşı karşıya kalacağız" dedi. 

Bugün, ülkemizle birlikte sınır komşularımız ve sınırlarımızın dışındaki Orta Doğu ülkelerinin karşı karşıya oldukları durumunu, Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu,  çok açık ve net bir şekilde açıklamıştır. 

Cenab-ı Allah'tan, geçmişte Nuh'un gemisini nasıl sağ salim karaya oturtmuşsa, bugün için adını "Orta Doğu gemisi" olarak koyacağımız geminin yolcularını da her türlü tehlikerlerden ve belalardan muhafaza ederek, yeniden barışın ve kardeşliğin tesis edildiği bir ortamda sağ salim karaya oturtmasını niyaz ediyoruz.

Recep Altun

Sevgi Üzerine




Sevginin, insan doğasının kumaşına Yüce Yaratıcı tarafından işlenmiş en güzel ve en muhteşem bir motif olduğunu söyleyebiliriz. Sevgi, insan ruhunun özüne konulmuş, eşyanın tabiatına üflenmiş en yüksek değerdir. Sevmek; var olmak ve var olmanın keyfini tatmaktır. Sevmek, ezeli ve ebedi bir neş'e halidir. Neş'e ise var olmak, var olmanın heyecanını duymak demektir.

Sevgi; akıl, fıtrat, bilinç ve var oluş duygusu ile paralel yürür. Aşk ise; bilinçsizlik, akıl dışılık, fıtratla çatışma ve yoklukta erime zemininde yürüyen marazi bir haldir. Aşk lügatte “sarmaşık” demektir. Yani duyguların düzensiz bir hal alması, bağlılığın ve ilişkinin benlik (yahut varoluş) duygusunu silip süpürmesi durumudur. “Aşk’ta” aşık ile maşuk birbirinden ayrılmaz derecede iç içe geçmişler ve kendi varlıklarını muhatabının varlığında eritmişlerdir. Bu durumda ne aşıkın ve ne de maşukun bağımsız varlıklarından bahsetmenin anlamı kalmamıştır.

Sevgi de ise, karşılıklı varlık bilincinin nitelikli bir şekilde devamı söz konusudur. Bilinç ortadan kalkmamış, varlık duygusu karşılıklı bir şekilde idrak edilmekte ve tarafların varlığının devamı karşılıklı bir şekilde sürüp gitmektedir.

Eski kültürde; sevenden sevilene, İnsandan Allah’a  yöneltilmiş sevgiye “muhabbet”; sevilenden sevene, Allah’tan insana yöneltilmiş sevgiye ise “meveddet” denilirdi.  Her iki durumda da muhataplar kendi varlıklarının bilincindedirler, benlik duygularını kaybetmemiş, şuur dışına çıkmamışlardır. İşte bu durumda sevgi bu ilişkiyi bir üst bilinç düzeyine taşır, karşılıklı varlık sahibi oluşu anlamlı hale getirir ve muhataba karşı beslenen bağlılık duygusunu Allah sevgisine vasıta ve vesile kılmak sureti ile de bilinçlerin en üstünü olan kulluk bilincinin kapısını aralar.

Aşk ise aslında bir kendi kendini kandırma, kendini anlamsızlaştırarak bir sarhoşluk hali oluşturma durumudur. Bilincin dışına taşma, idraki yitirme ve varlığın asli çizgilerini kaybediş… Sonra da bu marazi halden paradoksal bir şekilde keyif alma, yoklukta varlığı, varlıkta yokluğu arama gibi eşyanın realitesine ters bir durumu ısrarla sürdürme.

Sevgi aslında Allah’ın insana üflediği ruh olan düşüncenin en soylu ve en üstün tecellisinden başka bir şey değildir.

Araştırma: Recep Altun
Kaynak: Üslup Dergisi
Makale: Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan

We / Blog

Jorn Barger

Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, internette yazılan bir tür seyir defteri de diyebileceğimiz “bloglar”, 1993 yılında doğmuş olup, doğduğunda bugünkü blog kavramına sahip değillermiş. 1997 yılında Robot Wisdom (Robot Bilgelik) isimli bloğun editörü Jorn Barger weblog’a isim babalığı yapmış. ‘web’ ve ‘blog’ sözcüklerinin bileşiminden oluşan Weblogun ‘blog’a dönüşmesi ise, Peter Merholz’un yarı şakayla bu sözcüğü ‘we / blog’ (blogluyoruz) şeklinde bölmesiyle ortaya çıkmış. 

Peter Merholz
Bloglarla uğraşanları araştırdığımızda; genelde bilgi aktarmak, yorum yapmak ve Internet ortamında görüşlerini paylaşmak isteyen bir grup şeklinde karşımıza çıktıklarını görüyoruz. Bu grubun içinde her sosyal sınıftan ve meslekten insan olmakla birlikte aralarında ev kadınlarına ve öğretim üyelerine de rastlamak mümkündür.

Blogcular için önemli olan paylaşım ve karşılıklı konuşmadır. Tutkuyla yazmak, bir kampanyayı sahiplenmek, gelen tepki ve eleştirilerden beslenmek onlar için heyecan vericidir.

Bu dinamik yapıya sahip blogları, diğer tüm yayınlardan ayıran özelliği ise, yazar ve okur arasında sürekli kurulan iletişimdir. Ayrıca bloglar zaman kavramıyla da özel bir ilişki kurmuş olup, en son güncellenmiş blogları en üste gelecek şekilde yapılandırılan kronolojik kurgu, blog yapısının farklılığını ortaya koymaktadır.

Milenyum (2000) yılına gelindiğinde ise, blogların olgunlaştığını ve sayılarının hızla artmaya başladığını görüyoruz. Blog dünyasına ilk önce heyecanlı amatörler katılmış; daha sonraları aralarında ev kadınları, öğrenciler, öğretim üyeleri, müzisyenler, avukatlar derken her kesimden milyonlarca kişinin blog yolculuğu bu amatör ruhla başlamıştır.

Belli bir kaliteyi tutturan ve çok tıklanan bloglar yayında kalıyor; söyleyecek sözü olmayanlar, sürekli güncellenmeyen, şekli şemali çekici olmayan bloglar da hızla yok oluyorlar. Blog dünyası, bireyin kendi başına var olup ayakta kalma mücadelesini verdiği bir ortam aslında. Bloglar, ancak bireyle var olup devam edebiliyor, ya da bireyle birlikte yok olup gidiyorlar.

Blogların Türkiye’de popüler olması ise 2005 yılından itibaren hız kazandı. İyi blogcular hatalarını anında, kolaylıkla ve sıkça düzeltirler. Tarafsız olduklarını iddia etmez, ama şeffaflıktan da taviz vermezler. İletişimde oldukları kitleye mesafeli değillerdir. Blogların, siyasi tartışmaya renk ve çeşitlilik kattıkları 2010 yılının yazında Türkiye ile İsrail arasında ortaya çıkan Mavi Marmara krizinde gözlendiği gibi, çok yönlü siyasal olaylar patladığında bloglar, gazetelerin birinci sayfasına dönüşebiliyorlar.

Medyanın sadece kendi uzmanına söz hakkı veren anlayışının bloglar sayesinde kırıldığını biliyor muydunuz? Eğer herhangi bir kişi uzmanlığından eminse ve görüşlerini başkalarıyla paylaşmak istiyorsa, blog onlara müthiş bir imkan sunuyor. Amerikan bloglarının 11 Eylül’den sonra patlaması bir rastlantı değil. 11 Eylül’ü izleyen günlerde ve Irak Savaşı’nın her aşamasında muhalefetin bloglara taşındığını görüyoruz.

Türkiye’nin sanal aleminde ise, bütün görüşlerin görünür olmasının henüz epey riskleri var. Internet ortamı; gittikçe hantallaşmış ve görevini sürdüremeyen ana medyanın yazamadıklarını sunmak için vardı. Vicdani retçiler, Kürtler, Aleviler, eşcinseller gibi toplumda çok fazla sesi duyulmayan topluluklar internette aktif olabiliyorlardı. Ancak, iş blog açmaya ve düşünceleri açıkça paylaşmaya gelince frenlere basılıyordu. Türkiye’de kendi adınla varolmak risklidir. Özellikle faili meçhul gazeteci cinayetlerinden sonra ortam daha da baskıcı oldu. Tekil olarak politik blogcu olmak yerine takma adla yani rumuzla adeta ufak çapta bir blogcu olunabiliyor.

Türkiye’de herkesin, her şey hakkında sarsılmaz fikirleri bulunuyor. Bu fikirler bilimsel olarak desteklenmese de gazete köşelerinde şiddetle savunuluyor. Polemikler, çekişmeler, kamplaşmalar gazete köşelerinden yapılıyor. Ülkemizdeki tartışma ortamının sorunlu olduğu forumlar, blog yorumları, sözlük ortamında yapılan siyasal tartışmalar bir anda alevlenip kişisel tehdide dönüşebiliyor. Taraflar hemen kendini belli edip şiddetin dilinden konuşmaya başlıyor ve nefret söylemi er geç bloglardaki tartışmalara da yansıyor.

Araştırma: Recep Altun
Kaynak: İnternet-Blogdan Al Haberi
Yazarlar:Zeynep Atikan-Aslı Tunç

Bayrağın Namusu




"...Koskoca bir devlet bayrakla uğraşıyor. Üstelik PKK bayrağıyla değil, kendi bayrağıyla. PKK’lıların askeri araca astığı PKK bayrağını görmezden geliyor ama kendi bayrağını lojmanın penceresinden indiriyor. Daha da ileri, çok çok ileri giderek kutlamalarda,  hele İzmir’in kurtuluşu gibi bir kutlamada göndere bayrak asılmasını yasaklıyor. Oraya o bayrağın asılabilmesi için Türkiye, Türk halkı ne bedeller ödedi… Utanmıyorlar. Hatırlamıyorlar, bilmiyorlar. Belki de hatırlıyorlar ve biliyorlar ve zaten bunun için öyle yapıyorlar..."

Afet Ilgaz

Tecavüz Adası


Birinci Dünya Savaşı sırasında Van'ın Zeve köyü halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden Ermeni çeteciler tarafından öldürülmüştü. Bununla yetinmeyen Ermeniler, kilisenin de üzerinde bulunduğu Akdamar Adası'nı "Türk kadınlarına tecavüz adası"na çevirmiş, yüzlerce kadın bu zillete dayanamayıp gölde intihar etmişti. AKP, Türkiye'ye "soykırımcı" iftirası atan Ermenistan'ı memnun etmek için 3 milyon lira harcayarak Van'daki Akdamar Kilisesi'ni onarıp törenle hizmete açmıştı. 

Türk topraklarında Ermenistan bayraklı ayin

İşgal yıllarında bölgedeki Müslüman kadınları Van Gölü'ndeki Akdamar Adası'na kaçırıp namuslarına leke süren Ermeni çetecilerin torunları, 09 Eylül 2012 Pazar günü Akdamar Kilisesi'nde bu yıl üçüncüsü düzenlenen ayine katıldırlar.


Akdamar Adası'ndaki kilisede yapılan her ayinde; Ermeni çetelerince kirletilmiş namuslarını temizlemek için canlarını hiçe sayarak kendilerini Van Gölü'ne atan bu asil Türk kadınlarının gölün derinliklerinde yatan kemikleri sızlıyordur herhalde.
Recep Altun

Yürekler Bölünür Vatan Bölünmez


"Aziz Şehitlerimize"

Her gün bayrak bayrak şehit kervanı
Öbek öbek ateş sarar her yanı
İnsanın gerçekten yanıyor canı

Bu kadar acıya canlar dayanmaz
Yürekler bölünür vatan bölünmez
(...)

Vatanseverlerin elleri bağlı
Yazanın çizenin dilleri bağlı
Millet unutulmuş kolları bağlı

Bu kadar acıya canlar dayanmaz
Yürekler bölünür vatan bölünmez
(...)

Hainler dehşete vahşete kanmaz
Sanmayın uyuyan canlar uyanmaz
Türklük şahlanırsa kimse dayanmaz

Şehitler verilir vatan verilmez
Yürekler bölünür vatan bölünmez

Sakin Öner


Tabloyu Doğru Okumak

Biz bu fotoğrafı,  sıcağı sıcağına yüreğimizi dağlayan ateşin acısıyla teröre karşı ortak hareketin bir tablosu olarak okumuştuk. Oysa, bu fotoğrafı teröre karşı ortak bir hareketin değil; tam tersine bir aczin fotoğrafı olarak okumamız gerekiyormuş. Çaresizlik içindeki yetkililerimizin, eli kanlı, hain terörün eylemlerine karşı yapabildikleri tek şeyin dua etmekten öte gidemediklerine,  her şehid cenaze namazı ve törenlerinde şahit olmuyor muyuz?

Başta Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, ana muhalefet lideri, bakanlar ve yüksek rütbeli genarellerin yan yana dizilmesi teröre karşı ortak tavırı sergilemiyor. Aksine, terörün bu ülkeyi ne hale getirdiğinin bir tablosunu sergiliyor. Kimsenin elinden dua etmekten başka birşey de gelmiyor!..

Recep Altun