Eşimin Evde Olduğunu Ancak Hapşırınca Anlıyorum.

 Hürriyet Gazetesinin Kelebek ekindeki okuyucu mektuplarını değerlendiren Güzin Abla köşesindeki Güzin Abla'yı  bilmeyeniz yoktur. Kendisi rahmetli olduğu için (Allah rahmet eylesin) bu köşeyi bildiğim kadarıyla kızı Feyza Algan yönetmektedir. Hergün gazete aldığım için hemen hemen hergün de bu köşeye göz atar ve ilgimi çeken konuları makaslar saklarım. Bloğumda yayınlamaya değer bulduğum okuyucu mektuplarından da zaman zaman sizlerle paylaştıklarım olmuştur. Geçenlerde yine çok ilgimi çeken bir mektubu kesip saklamıştım. Müsaadenizle şimdi bu okuyucu mektubunu sizlerle paylaşmak istiyorum. 
Mektubun başlığını bloğuma başlık olarak verdiğim için burada tekrarlamak istemedim. Mektup aynen şöyle başlıyor:

"Güzin Abla, beş aylık evliyim ama eşimle problem yaşıyorum. Ben birlikte vakit geçirdiğimiz zaman çok mutlu oluyorum. O ise benimle olmaktansa film izlemeyi tercih ediyor. İşten gelip yemek yer yemez bilgisayar başına geçiyor, dizi, film ya da belgesel izliyor. Uykusu gelene kadar hep bilgisayar başında. Hatta onun evde olduğunu ancak hapşırınca anlıyorum. Bu durumu eşimle çok tartıştım, çok konuştum ama halen aynı. Bir akşam işten geldi, yemek yedi, gitti yine bilgisayarı açtı. "Hadi artık gel de çay içelim, tatlı yiyelim" dedim. O da kalktı bilgisayarıyla geldi masaya. Sinirlendim, odama geçip ağladım. O ise izlediği film bittikten sonra yanıma geldi;neden ağladığımı sordu. Anlamıyor, oysa sürekli anlatıyorum. Artık sıkıldım, ben onunla bir şeyler paylaşmak istiyorum ama malesef o bilgisayardan ayrılamıyor. Ailemle konuştum, idare et diyorlar. Sizce ben abartıyor muyum? Eşim normal de ben mi anormalim? Yoruldum artık, gece uyuyamıyorum." ve mektup böyle bitiyor. Güzin Abla'nın okuyucusuna verdiği cevabı buraya almadım. Çünkü bu mektubun cevabını yorumlarınızla sizlere bıraktım.

Recep Altun
Selam ve dualarımla.

Cuma Namazı


Mesela cuma namazını ele alalım. Cuma namazında farz olan sadece hutbe okumak ve iki rekatlık cuma namazıdır. Bu ikisi farz, yani vazgeçilmez prensiptir. Geri kalan sünnetleri kılmak nafiledir. Kılınmasalar da olur. Hele zuhri ahir denen öğle namazının kılınması şer'an caiz değildir. Cuma namazını kılamayan kimse yalnızca o günün öğle namazının farzını kılar. Arkadaşlarımızdan Prof. Dr. Mehmet Hatipoğlu'nun zuhri ahir namazının caiz olmadığı hususunda yaptığı incelemenin yayımlanmasını ve bu meselede müslümanlara bir kolaylık getirmesini umarız. Bu tahakkuk ederse, cuma namazının önemi daha artarak müslümanlara iyi hizmette bulunma imkanı doğar. Bunun tatbikatı şöyle olabilir: Veciz bir hutbeden sonra imam cuma namazını kıldırarak cemaate döner, iki satırlık sesli bir dua yapar ve cemaat dağılır. Aslında böyle bir duaya da gerek yoktur. Bu da memleketimizin yanlış bir geleneğidir. Acele işi olmayan veya hiç işi olmayan kenara çekilerek istediği kadar nafile namaz kılabilir. Ama zuhri ahir olamaz, çünkü bu meşru değildir. Böylece işine giden de kolay gider, nafile namaz kılacak olan da rahatça kılar.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
Kur'an'a Göre Araştırmalar-II 

Cuma'nız hayırlı ve mübarek olsun!

Düşünce Hürriyeti


Türkiye'de tek tip ve tek düze bir düşünce bulunmaktadır. Sağ ve sol, bütün fraksiyonlarıyla, birimleriyle aynı şeyi aynı biçimde düşünüyor. Ancak biri sağından, diğeri de solundan bakıyor. Aynı düşüncenin doğruluğuna inanarak, bizce yanlışlığı ortada iken, biri onun aleyhinde öbürü lehinde, aynı sütun etrafında köşe kapmaca oynuyorlar. Bundan dolayı yanlış bir fikri, tutum ve davranışı düzeltme imkanı olmuyor. Her biri, grupları ile birlikte aynı yanlış fikri benimseyip hayatlarını ve geleceklerini o yanlış fikir üzerine kurdukları için biri çıkıp o yanlışı düzeltmeye kalktığı zaman, her iki grup da karşı çıkıyor. Her iki taraf da, kendi sütunu, tutunduğu yalancı direk yıkılacak diye korkuyor. Onun için, Türkiye'de ne tüccarın, ne Diyanet'in, ne siyasetin ve idarenin, ne iktisadın, ne ahlakın ne de üniversitelerin ıslahı asırlardan beri gerçekleşmemiştir. Çünkü alternatif fikir üretmek dinen haram, kanunen yasak, siyaseten vatan hainliği, idarece isyan sayılmaktadır. Böyle bir memleket bundan başka nasıl olabilir? Bu, bütün İslam memleketlerinin içinde bulundukları çıkmazdır. Aslında düşünce hürriyeti tam anlamıyla işlerse, kendi kendini kontrol eder. Fikir hürriyeti en azından kendi içinde tutarlı ve mantıklı olmak zorundadır. Fikir hürriyetinin düsturu ve ölçüsü kendi içinde mevcuttur. Çünkü, düşünce ve fikir üretmek gelişigüzel, orta adam, pazar satıcısı gibi konuşmak ve yazmak değildir. Bundan korkmaya gerek yoktur. Ancak, toplumda bazı sorunları ve olumsuzlukları istismar ederek aşırı yıkıcı olanların demokrasiye ve fikir hürriyetine fiilî zarar vermelerini önleyecek tedbir alınmalıdır.

Prof.Dr.Hüseyin Atay 
Kur'an'a Göre Araştırmalar-II


Din Hürriyeti



İslamda din hürriyeti ilkelerin ilkesidir. Yalnız ilk üç asırdan sonraki müslümanlar, bu ilkeyi müslüman olmadan önce bütün insanlara tanıdıkları hâlde, müslüman olduktan sonra müslümanlara din hürriyeti ve hatta fikir hürriyeti tanımadılar ve bugün de tanımamakta direnmektedirler. Her grupçu, mezhepçi kendi fikrini tekrar etme hürriyetini başkasına tanır ki, bu düşünce düşmanlığından başka bir şey değildir.

Kur'an'ın din ve düşünce hürriyetini bütün insanlara olduğu gibi müslümanlara da tanıdığı ve müslümanları bu nimetlerden mahrum bırakmadığı açıkça görülür. Din hürriyetinin anlamı, yalnız dinin hükümlerini yapma, icra etmeyi değil yapmama hürriyetini de içerir. Din ve düşünce hürriyeti en çok idareci ve siyasetçiyi ilgilendirir ve onu rahatsız eder. Siyasetçi halkı kolay idare edebilmek ve manevi baskı altına alabilmek için, din bilginleriyle anlaşmış gibi, onların da hoşuna gidecek, din otoritesi olmalarını ve sözlerine karşı yapılacak itirazı yasaklama cihetine kolayca gidebilmenin ancak taklitçilikle mümkün olacağına her iki taraf da kani olmuş durumda görülmektedirler. Bu suretle, her iki grup kendilerinden daha yüksek tarihi otoritelere dayanarak, sanki onlara itiraz edilemezmiş gibi, kendilerini itiraz edilmez konumuna yükseltmektedirler.

İşte İslam dünyasında, din ve düşünce hürriyetinin sağlanmasıyla hem din anlayışı, hem ilim hem de felsefe ilerleyerek fikir üretimi dönemine girilecek, müslümanlar dünya milletleri içinde en şerefli mevkide olabileceklerdir. Çünkü, ilim hürriyeti, mutlak din hürriyetinden doğar. İslam dini, ilim yapmaya sadece izin vermez, aynı zamanda onu Allah'a inanmaktan daha önemli bir farz kabul eder ve Allah inancını düşünmeye ve ilme dayandırır. Bunun için, yalnız İslam dini bütün insanlara dinî düşünce hürriyetini şartsız olarak tanımış, uygulamasını yapmış ve hiçbir milleti müslüman olmadığı için katliama tabi tutmamıştır. Batı medeniyeti din hürriyeti konusunda henüz bu seviyeye gelmemiştir. Dünya milletlerinin ve bizim esenliğimiz için Kur'an'ın insanlara tanıdığı hürriyeti dünya milletlerine anlatacak kelamcılar (theologs) ve filozoflar yetiştirmeye önem verilmelidir. İslam dinine karışmış ve sokulmuş hurafeleri, insan haklarını zedeleyen fikir ve hükümleri Kur'an'a akıllıca başvurarak kaldırmak, silip süpürmek mümkün görülmektedir. Hurafeler, yalan yanlış mitoloji, mucize ve keramet hikayeleri müslümanları düşünmekten alıkoyan en önemli unsurlardır. Bunların Allah'ın kainat kanunlarına, doğa ve sosyal kanunlarına (teklifi şeriat) aykırı oldukları anlatılmaya muhtaçtır.

Prof.Dr.Hüseyin Atay
Kur'an'a Göre Araştırmalar-II