İğneyi Kendime Çuvaldızı Başkasına


Merhabalar Değerli Blogger Kardeşlerim.

Elimden geldiğince burada hep güzel ve yararlı şeyler paylaşmaya gayret gösterdim. Politikadan, siyasetten, sanattan, edebiyattan, iyilikten, kötülükten, ahlaktan, hukuktan, dinden, imandan derken yelpazeyi epeyce genişlettim.

Ben bloglamaya şiir ile başlamıştım. Yaşadıklarımızdan, duyduklarımızdan, gördüklerimizden ve okuduklarımızdan çok etkilenmiş olmalıyız ki, bu bloğun yelpazesi böyle genişlemek zorunda kaldı. Bazen yazmaya doyamadık, bazen de kalem oynatmayı bile canımız istememişti.

Yazmak yürek ister” derler ya, hani doğru söz vesselam. Gerçekten elimde birkaç konu var, yazmakla yazmamak arasında sıkıştım kaldım. Yazmaya karar verdiğim konu üzerinde önce gece gündüz bir araştırma yapıyorum, konunun metnini yayına hazır hale getirdikten sonra dönüp konuya tekrar bakıyorum ve yayınlamaktan vazgeçiyorum. Hangi tür paylaşımlarda ve neden vazgeçiyorum, biliyor musunuz? Paylaşacağım konu bir başkasına ait ise, başkasına ait olan bu metinde gördüğüm aksaklıklara el atarak düzeltme yetkim olmadığı ve orijinal haliyle yayınlamak da içime sinmediği için tekrar vazgeçiyorum. Doğru yapıp yapmadığımı artık sizlerin takdirine bırakıyorum.

Medyanın sadece kendi uzmanına söz hakkı veren anlayışını kimler kırdı biliyor musunuz? Bloglar kırdı. Eğer herhangi bir kişi uzmanlığından eminse ve görüşlerini de başkalarıyla paylaşmak istiyorsa,  blog müthiş bir imkan sunuyor. İşte, ezberleri ve zorları bozan bloglar olma yolunda devam edebilmek için paylaşacağımız konularda yeterince araştırma yapmak suretiyle konunun uzmanı olmamız gerekiyor. Aksi halde kes, kopyala yapıştır yöntemiyle yaptığımız paylaşımların hiçbir değeri kalmıyor.

Ben burada tüm bunları niye yazıyorum biliyor musunuz? Sadece kendimi eleştirmek için yazıyorum. Yani iğneyi önce kendime batırmak istiyorum. Kimseye de çuvaldız batırmak niyetinde değilim. Örneğin: İlmine güvenilir ve konusunda uzmanlığı tescil edilmiş olan  Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın kitaplarını okuduktan sonra, kendimce de makul gördüğüm ve paylaşmakta fayda mülahaza ettiğim konuları hiçbir değişiklik yapmadan aynen kitabından alarak orijinal haliyle sizlere aktarıyorum ve sonra doğrumu yapıyorum, yanlış mı yapıyorum diye tekrar tereddütler yaşıyorum. Neden mi? İnançlı insanların kafalarını karıştırmaktan rahatsızlık duyduğumu bir kere itiraf etmeliyim. Ama işin doğrusunu da nasıl öğrenebileceğimiz konusunda  başka bir yolu ve yöntemi var mı diye de düşünüyorum ve bu konuda değişik yollar aramaktan da vazgeçmiş değilim.

Gerek bizzat kendi yazdığım, gerekse alıntılar yaparak paylaştığım her konuda gördüğünüz yanlış ve yanlışlarım hakkında beni uyarmaktan ve eleştirmekten asla çekinmeyiniz. Ben, eleştirilere ve uyarılara açık bir blogcu olarak yayın hayatıma devam ederek bu safta yerimi almak istiyorum.

Selam ve dualarımla.
Recep Altun

Nejat Uygur'u Kaybettik



Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Nejat Uygur, tedavi görmekte olduğu Medistate Kavacık Hastanesi'nde 18 Kasım 2013 Pazartesi günü saat:19.45 sıralarında, 86 yaşında iken hayatını kaybetti.
"Nejat Uygur’u anlatacak en güzel sıfat; ‘tiyatro delisi’dir. Eğer deli olmasaydı, mini bavulunu yanına alıp tiyatrosuyla Anadolu’yu karış karış gezer, karavanlarda yatar mıydı? Çocukları Süheyl, Behzat, Kemal Uygur’un otel odalarında doğmasına izin verir miydi? Yıldızının parladığı dönemde sinemayı elinin tersiyle iten, batma pahasına özel tiyatro kuran biri değil de nedir? Boşuna demiyordu eşi: “Nejat’ın hiç hırsı olmadı, alkışlardan başka... Olsaydı villalarda yaşardık. Evliliğimizi şöyle özetlerdi: "Şeker yersiniz ağzınız tatlanır, biber yersiniz acır ya. İşte bizim evliliğimiz. Ancak hayatında tiyatro bizden daha önemli."
Büyük Usta'ya, Cenab-ı Hakk'tan rahmetiyle muamele eylemesini; sevenlerine, yakınlarına ve sanat camiasına da sabr-ı cemil ihsan eylemesini niyaz ederiz. Toprağı bol, mekanı cennet, ruhu şad olsun.

Yenilik


Merhabalar.

İnsanın hep aynı şablonu görmekten içi sıkılıyor. Arada sırada bir yenilik yapması lazım diye düşündüm. Bir diğer konu ise sağ kolondaki menü alanlarımı o kadar çok şeylerle doldurmuştum ki, sayfanın hareketliliği ve hızı azalmıştı.

Şu anda uyguladığım şablon, Blogger'in eski klasik şablonlarından Minima'dır. Bu şablon, eski şablonuma göre daha hızlı açılmakla birlikte, şablonun ana sayfasında, ya da diğer işlemlerinde iken, daha hızlı ve seri hareket edebiliyorum. Ana sayfada görünür olan post sayısını azaltmak ve postlarımız için eklediğimiz resimlerin çözünürlüğünün de düşük olması sayfamızın hareket hızını ve performansını artırmaktadır. 

Bir müddet, bu şablon ile güzel ve yararlı şeyler paylaşmak dileğim ile birlikte hepinize hayırlı günler dilerim.

Selam ve dualarımla.

Cambaz Olmak

Kelimelerin kokusunu alıyorum
Okuduğum kitaplardan
Sayfalarından esen rüzgar 
Bana hasretin, özlemin
Kokusunu getiriyor
Ne kadar masum
Ne kadar güzel
Ve ne kadar huzurlu ve mutlu
Ve ben hep böyle kitapların
Sayfaları arasında
Kelimelerle olmak istiyorum
Çünkü, beni sadece onlar anlıyor
Ve ben sadece onların arasında
Kendimi buluyorum.
Dünya mı?..
O, çok acı bir gerçek!
O, kitabı okumak için
Cambaz olmak gerek.

Recep Altun

Nafile Namaz


Nafile kılınan namazlar (sünnet-i müekkede de nafile namaza dâhildir) hakkında zaman zaman açıklamada bulunarak ve münasebet düştükçe tekrar ederek yanlış anlaşılmaların önüne geçmek istiyoruz. Hiçbir işi olmayan veya iş yapamayan kimselerin oturarak veya ayakta nafile namaz kılması çok isabetli olur. Onun geçmiş ve geleceğe ait kötü şeyleri düşünmesine engel olur. Bu gibi şeyleri düşünmek insanın asabını bozar ve onu hasta eder. İnsan, bu şekilde nafile namaz kılarken yalnızlıktan da kurtulur. Kendisini Allah'ın huzurunda hissederek ve bilerek O'nun koruyuculuğuna sığınır, artık kimsenin kendisine zarar vermeyeceğine inanır, içinde korku ve endişe kalmaz.

Daha birçok faydası yanında bu nafile namazların, kılınamayan farz namazların yerini dolduracağını Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle buyurmuştur: "Ebu Hureyre rivayetinde Hz. Peygamber demiştir ki: "İnsanın kıyamet günü ilk hesaba çekileceği şey namazdır. Namazı tam bulunmuş ise, tam olarak yazılır. Eğer eksik bulunursa Allah der ki: Nafile namazı var mıdır? Bir bakın! Nafile namazı ile kaçırdığı farz namazlar tamamlanır. Diğer işleri de böyle hesaba çekilir."(82) Yani farz olan işlerinde de bir eksiklik olursa, nafile ve fazladan yaptığı iyilikler ile tamamlanır. Burada önemli olan iki husus vardır: Birincisi; vazgeçilmez olan farzlara ehemmiyet vermek ve onlar üzerinde titizlik göstermek lazımdır. Çünkü insan ahirette onlardan sorguya çekilecektir. İkincisi; farzların dışında kalan gönüllü ve nafile ibadetler, sadakalar ve iyi işlerde yapılan yardımların önemli olduğu belirtiliyor. Bunların iki işlevi ortaya çıkıyor: Birincisi, farz olanlardan eksik olanları tamamlamak, diğeri de insanın derecesini ve seviyesini yükseltmektir. 

Yalnız şunu hatırlatmak isteriz ki, farz namazlardan eksik olanların nafilelerle tamamlanması, farz namazların kaza edilmesi gerektiğini göstermez. Çünkü, vaktinde kılınmayan namaz kaza ile telafi edilemez. Ancak tövbe ile telafi edilir. Hadis-i şerifte geçen farz namazlardan maksat, tövbe edilmemiş olanlardır. Zira tövbe edilmiş namazlar affa uğramıştır. Onlar sorulmaz. Affın kabul edilmesinden şüphe edilecek olursa kılınan namazların kabulünden de şüpheye düşmek gerekir. Bu her şeye teşmil edilirse dinde güven kalmaz. Allah tövbeyi kabul edeceğine söz vermiş ve küfrü bile tövbe ile affedeceğini söylemiştir. Artık bundan sonra tövbeden şüpheye mahal yoktur. Tövbe, yapılan günah ve işten pişmanlık duymak ve gönlü cız etmekten ibarettir.

(82) Süneni Nesai, c.l, s.232-233.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
Kur'an'a Göre Araştırmalar-II