Cuma Namazı

cuma namazında farz olan sadece hutbe okumak ve iki rekatlık cuma namazıdır
Mesela cuma namazını ele alalım. Cuma namazında farz olan sadece hutbe okumak ve iki rekatlık cuma namazıdır. Bu ikisi farz, yani vazgeçilmez prensiptir. Geri kalan sünnetleri kılmak nafiledir. Kılınmasalar da olur. Hele zuhri ahir denen öğle namazının kılınması şer'an caiz değildir. Cuma namazını kılamayan kimse yalnızca o günün öğle namazının farzını kılar. Arkadaşlarımızdan Prof. Dr. Mehmet Hatipoğlu'nun zuhri ahir namazının caiz olmadığı hususunda yaptığı incelemenin yayımlanmasını ve bu meselede müslümanlara bir kolaylık getirmesini umarız. Bu tahakkuk ederse, cuma namazının önemi daha artarak müslümanlara iyi hizmette bulunma imkanı doğar. Bunun tatbikatı şöyle olabilir: Veciz bir hutbeden sonra imam cuma namazını kıldırarak cemaate döner, iki satırlık sesli bir dua yapar ve cemaat dağılır. Aslında böyle bir duaya da gerek yoktur. Bu da memleketimizin yanlış bir geleneğidir. Acele işi olmayan veya hiç işi olmayan kenara çekilerek istediği kadar nafile namaz kılabilir. Ama zuhri ahir olamaz, çünkü bu meşru değildir. Böylece işine giden de kolay gider, nafile namaz kılacak olan da rahatça kılar.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
Kur'an'a Göre Araştırmalar-II

Yolculukta Namaz


gerçek müslümanlık, müslümanlığı başkasına beğendirmektir.

Şimdi gündelik hayattan birkaç misal vermek, meseleyi daha iyi anlatmaya yarayacaktır. Kırk sene önce fakülte talebesi olarak vapur yolculuğu yaparken namazların sadece farzlarını ikişer rekat kılıyordum. Sünnetleri kılmaya gerek olmadığı için kılmıyordum. Vapurda beraber yolculuk ettiğimiz, babamdan daha yaşlı bazı kimselerin, benim bu şekilde kolayca ve rahatça namaz kılmamdan rahatsız olduklarını konuşmalarından anladım. Bana işittirecek şekilde, birbirlerine memleketlerine gittikleri zaman yolculuk esnasında kılamadıkları namazları kaza edeceklerini söylüyorlardı. Onlara ders vermeye kalkmadım. Ama şunu anladım ki, kabahat dini yanlış anlatanlarındır. Çünkü yolculukta farzlar ikiye indiği halde, sünnetlerin olduğu gibi kılınması gerektiği anlatılır ki, bu yanlıştır. Bu kimseler, aslında dört rekat farz olan öğle namazının yolculukta iki rekat olacağını ve bunun da müslümanlıklarında bir eksiklik yapmayacağını biliyor olsalardı, namazlarını kılacaklarından emin olurlardı. 

Görülüyor ki, sünnetler farzların kılınmasına mani oluyor. Herhangi birinin, çıkıp da farzı kılan sünneti de kılar veya kılsın diyerek dini zora sokmaya ve herkesi kendisine benzetmeye hakkı olmadığını bilmesi de bilinmesi de vazgeçilmez bir farzdır. Adamlar namaza karşı değillerdi. Ama öğrenmişlerdi ki, namazların farzı kaza edilirken sünnetleri kaza edilmez ve yolculukta kazaya kalan farz namaz nasıl farz olduysa o şekilde iki rekat kaza edilecektir. O halde seferde eda edilecek namaz ile kaza edilecek namaz arasında sekiz rekat fark vardır. Ama namazların kaza edilmeyeceğini duymamışlardı. Dinde kolaylık esasını da, bu esasın nasıl olacağını da işitmemişlerdi.

Şehirlerarası yolculukta namaz kılarken de, sadece farzları kılıp otobüse yetişmek ve otobüsü bekletmemek gerekir. Otobüsteki namaz kılmayanlardan intikam almak veya niçin namaz kılmadıklarının hesabını sormak istercesine onları bekleterek, sünnetleri de kılarak kendilerine müslüman görüntüsü vermeye çalışmak çok yanlıştır ve İslami nezaket değildir. Kendi şahsi fiyakasına karşılık, İslami kötülemektir. Otobüsteki bunca yolcunun gizli ve aşikar nefretini kazanmak dışında, iyi ki öyle bir müslüman olmadıklarını, içlerinden onlara dedirtmekte olduğunu bilmesi lazımdır. Böyle yapanlar ahmak ve akılsızdır. Çünkü, böylece başkalarını dinden nefret ettirmektedir ki, Hz. Peygamber'in koyduğu yasak bunun ne kadar kötü olduğunu gösterir. Bu İslamın zor olduğunu ve hayat dini olmadığını fiilen göstermekten başka bir intiba uyandırmaz. Ama hiç kimseye zararı olmadan iki rekat farzı kılıp gelmiş olsa, bu davranışı onu gören birçok kimsenin dikkatini çeker ve bir kısmını da imrendirir. Gerçek müslümanlık, müslümanlığı başkasına beğendirmektir. Böylece daha sonraki seferlerde kılmayanların içinden kılacaklar çıkması mümkündür. İlk müslümanlar İslamiyeti böyle kolaylıkla fiiliyata dökmüş, yapmış ve yaymışlardır. 

Başka bir misal de işçi ve memurlardan vereceğim. İster memur ister işçi olsun, bir müslümanın farz namazlarını kılması zorunludur. Çünkü farzların, dinin vazgeçilmez esaslarından olduğunu herkes bilir. Ancak namaz kılacağım diye farzın yanında sünnetleri de kılarak vazifesine geç gelmesi dinen caiz değildir. Farzı kılıp zamanı geçirmeden vazifesine dönmesi gerekir. Çünkü vazifesi de namazı gibi farzdır. Sünneti yerine getirmek için, çalışma farzını terk etmesi veya eksik yapması haramdır ve geç kaldığı müddette yevmiyesine ne isabet ediyorsa, o miktar kazancına haram karıştırmış olur. Haram yemek, şirkten sonra günahların en büyüğü sayılır, haram yemek namazları boşa çıkarır.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
Kur'an'a Göre Araştırmalar-II