Namazın Zamanında Kılınması



Merhabalar.

Prof. Dr. Hüseyin Atay Hocamın Kur'an'a Göre Araştırmalar-II kitabından "Kaza Namazı" ile ilgili bahsi inceledikten sonra, kaza namazı vardır ya da yoktur gibi tartışmaları bir tarafa bırakarak konuya başka açıdan biraz daha makul ve mantıklı yaklaşarak herkesin istifade edebileceği şekilde bu hassas konuya ışık tutmak istiyorum.

Prof. Dr. Hüseyin Atay, netice olarak namazın edası, yani zamanında kılınmasının önemli olduğunu vurguladıktan sonra, namazın zamanında kılınmamasını aşağıda sıralanan şu dört sebebe da­yandırmanın ihtimali bir vakıa olarak görüleceğine işaret etmektedir.

1. Uykuya kalarak namaz vaktinin geçmesi,
2. Namazı unutmuş olarak vaktin çıkması,
3. Zor ve sıkıntılı bir durumda namaz kılma imkanının bulunmaması,
4. Tembellikten ve üşenmekten ötürü namazı kılmamak.

Hz. Peygamber Hayber savaşından dönerken, uyku basınca bir yerde gecelediler. Bilal'e, "bizi bekle", dedi ise de o da dayanamadı, uyudu. Ancak güneşin kızdırması ile uyandılar ve sa­bah namazını güneşin doğuşundan önce kılamadılar. Hz. Peygamber bir emir verdi. Saban namazını kıl­dıktan sonra Hz. Peygamber "Uyuya kaldığınız veya unuttuğunuz namazı, hatırladığınızda ve uyandığı­nızda kılın, o namazın vakti o zamandır" (63)  buyurdu. Hüseyin Atay, bu şekilde kılınacak namazın, kaza namazı hükmünde olmadığını ve Cenab-ı Peygamber'in tatbikatına uygun olduğunu söylemektedir.

Prof. Dr. Hüseyin Atay, üçüncü maddedeki hükme gelince Hz. Peygamber'in Hendek savaşında öğle, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere dört vakit namazı savaşın şiddeti, sıkışık ve zor durumu dolayısıyla kılamamış olmasıdır. Gece bunları kaza etmiştir. Aslında yatsıyı zamanında kılmıştır yani iki vakit kazaya kalmıştır. Böyle sıkışık zamanda, insan namaz kılma imkanını bulamamışsa, fırsat bulduğu ilk anda onları kılar. Çünkü sıkışıklık ve imkansızlık bir özür teşkil eder. Bu şekilde kılmaya fakihlerin deyimi ile kaza denilebilir. Aslında Kur'an'da ve hadiste kaza ve eda aynı manada kullanılmıştır. Önemli olan belli bir vaktin namazının kılınmasıdır. Buna eda veya kaza demek, farklı bir hüküm doğurmaz. Hz. Peygamber savaş gibi pek önemli, zor bir durum dolayısıyla namaz kılamamıştı. Müslümanların, yalnız savaş anında zorlukla karşılaşacaklarını düşünmek, dar ve kısıtlayıcı bir mana olur. Bugünkü hayat şartlarında bazen öyle zor ve sıkışık vakitler olur ki, insan namaz kılma imkanı bulamaz. Namaz aklından çıkmış değil, onu hatırlıyor, ama kılamıyor. Böyle durumlarda kılamadığı namazları, sonradan kılar demekle birlikte Hüseyin Atay, bu gibi zor durumlarda kılamadığı namazlarını sonradan tertiple eda olarak kıldığını söylemektedir. Bu şekilde imkansızlık ve zorluktan dolayı kılınamayan namazların vakitlerinden sonra kılınmasının Hz. Peygamber'in tatbikatına uygun olduğunu bildirmektedir. (64)

Prof. Dr. Hüseyin Atay dördüncü maddede zikredilen tembellik, gevşeklik, ihmal ve aldırış etmemek gibi sebeplerden dolayı vaktinde kılınmayan namazların kazasının olmayacağını, bunların ancak, tövbe ile affa uğrayacağını. Çünkü tövbenin en büyük günah olan putperestliği silip götürdüğü gibi namazı ihmal etmek gibi büyük bir günahı da silip götüreceğini bildirmektedir.

Prof. Dr. Hüseyin Atay, dini kolay göstermenin farz; zor göstermenin yanlış, yasak ve haram olduğunu söyleyerek böylece konuya son noktayı koymuş bulunmaktadır.

63    Müslim, c.5, s.181, 193.
64    Ebu Bekir Merginani (593h / 1196m), Fethu'l-Kadir Şerhi içinde c.l, s.346 vd.


Recep Altun
Selam ve dualarımla.

NOT: Yazı yoruma kapalıdır.   Eleştiri ve Görüşleriniz İçin: yazblogcu@gmail.com   

Öğretmenler Günü




Ülkenin bugünlere ulaşmasında gayreti ve çabası bulunan tüm öğretmenlere teşekkür etmekle birlikte, eğitim camiasının 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutlarım.


ÖĞRETMENİM

Ne horozlu şekerim
Ne de paslı çemberim
Defterim, kalemim
O benim öğretmenim

Alfabemde hece hece
Rüyalarımda her gece
Her gün bizlere imece
Sever bizi öğretmence

Çarpan yüreklerimize
Kanayan dizlerimize
Dönmeyen dillerimize
Sevgi katar sevgimize

Onun adı öğretmendir
Her derdimize çaredir
O kanatlı bir melektir  
Yeri gelir, bir annedir

Ona,  Allah sabır vermiş
Gönlüne merhamet vermiş
Çocukları sevsin diye
Kocaman bir yürek vermiş
                                                                                                                                               Recep Altun

İğneyi Kendime Çuvaldızı Başkasına


Merhabalar Değerli Blogger Kardeşlerim.

Elimden geldiğince burada hep güzel ve yararlı şeyler paylaşmaya gayret gösterdim. Politikadan, siyasetten, sanattan, edebiyattan, iyilikten, kötülükten, ahlaktan, hukuktan, dinden, imandan derken yelpazeyi epeyce genişlettim.

Ben bloglamaya şiir ile başlamıştım. Yaşadıklarımızdan, duyduklarımızdan, gördüklerimizden ve okuduklarımızdan çok etkilenmiş olmalıyız ki, bu bloğun yelpazesi böyle genişlemek zorunda kaldı. Bazen yazmaya doyamadık, bazen de kalem oynatmayı bile canımız istememişti.

Yazmak yürek ister” derler ya, hani doğru söz vesselam. Gerçekten elimde birkaç konu var, yazmakla yazmamak arasında sıkıştım kaldım. Yazmaya karar verdiğim konu üzerinde önce gece gündüz bir araştırma yapıyorum, konunun metnini yayına hazır hale getirdikten sonra dönüp konuya tekrar bakıyorum ve yayınlamaktan vazgeçiyorum. Hangi tür paylaşımlarda ve neden vazgeçiyorum, biliyor musunuz? Paylaşacağım konu bir başkasına ait ise, başkasına ait olan bu metinde gördüğüm aksaklıklara el atarak düzeltme yetkim olmadığı ve orijinal haliyle yayınlamak da içime sinmediği için tekrar vazgeçiyorum. Doğru yapıp yapmadığımı artık sizlerin takdirine bırakıyorum.

Medyanın sadece kendi uzmanına söz hakkı veren anlayışını kimler kırdı biliyor musunuz? Bloglar kırdı. Eğer herhangi bir kişi uzmanlığından eminse ve görüşlerini de başkalarıyla paylaşmak istiyorsa,  blog müthiş bir imkan sunuyor. İşte, ezberleri ve zorları bozan bloglar olma yolunda devam edebilmek için paylaşacağımız konularda yeterince araştırma yapmak suretiyle konunun uzmanı olmamız gerekiyor. Aksi halde kes, kopyala yapıştır yöntemiyle yaptığımız paylaşımların hiçbir değeri kalmıyor.

Ben burada tüm bunları niye yazıyorum biliyor musunuz? Sadece kendimi eleştirmek için yazıyorum. Yani iğneyi önce kendime batırmak istiyorum. Kimseye de çuvaldız batırmak niyetinde değilim. Örneğin: İlmine güvenilir ve konusunda uzmanlığı tescil edilmiş olan  Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın kitaplarını okuduktan sonra, kendimce de makul gördüğüm ve paylaşmakta fayda mülahaza ettiğim konuları hiçbir değişiklik yapmadan aynen kitabından alarak orijinal haliyle sizlere aktarıyorum ve sonra doğrumu yapıyorum, yanlış mı yapıyorum diye tekrar tereddütler yaşıyorum. Neden mi? İnançlı insanların kafalarını karıştırmaktan rahatsızlık duyduğumu bir kere itiraf etmeliyim. Ama işin doğrusunu da nasıl öğrenebileceğimiz konusunda  başka bir yolu ve yöntemi var mı diye de düşünüyorum ve bu konuda değişik yollar aramaktan da vazgeçmiş değilim.

Gerek bizzat kendi yazdığım, gerekse alıntılar yaparak paylaştığım her konuda gördüğünüz yanlış ve yanlışlarım hakkında beni uyarmaktan ve eleştirmekten asla çekinmeyiniz. Ben, eleştirilere ve uyarılara açık bir blogcu olarak yayın hayatıma devam ederek bu safta yerimi almak istiyorum.

Selam ve dualarımla.
Recep Altun