Kadının Şahitliği


Zamanımızda İslam düşmanları, Kur'an'ın, Kur'an'lığını inkar etmek ve insanların zihinlerini bulandırmak için, şahitlik hususunda iki kadını bir erkeğe denk tuttuğunu ileri sürerek kadını erkekten aşağı bir varlık kabul ettiğini iddia ederler. Buna dayanak olarak, Hz. Peygamber'e isnat edilen bir hadiste Hz. Peygamber'in kadınlar için, akılları kısa ve dinleri yarımdır, dediğini ve kadınlara hakaret ettiğini iddia ederek peygamberliğini inkar etmek isterler. Kur'an ve hadislerdeki kadınlarla ilgili hükümlerde ileri sürülen tenkitlerin hepsine cevap olmak üzere deriz ki:

Kur'an-ı Kerim, çok veciz ve üstün belagata sahip edebî bir eserdir. Uyguladığı ilkelerden biri de 'tekabuliyet ilkesi' yani karşılıklı iki cinsten veya varlıktan birine verilen hükmün ötekine de ait olduğu esasıdır. Kur'an'da kadınlara ait hükümler, onların kadınlıklarından dolayı değil insanlıklarından dolayı ise o hüküm erkeğe de aittir. Erkeğe verilen bir hüküm, erkekliğinden dolayı değil de insanlığından dolayı ise, o hüküm kadına da aittir. Buna biz 'tekabuliyet ilkesi' diyoruz.

Kur'an'da, kadınlığın erkeklikten daha az değerli ve şerefli olduğunu bildiren hiçbir ayet yoktur. Şahitlikte, iki kadının bir erkeğe eşit tutulması, yalnız tek bir yerde ve mali, ticari bir işlemdedir. Burada kadının kadınlığı söz konusu değildir, unutabileceği ihtimali zikredilmektedir. Demek ki, hüküm unutkanlık üzerinde kurulduğuna, unutkanlık da insan olarak yalnız kadının bir niteliği olmadığına, erkek de insan olarak unutma niteliğine sahip olduğuna göre, iki erkek de bir erkeğe denk olarak ancak şahit olabilir.

Kur'an'da erkek sigasıyla gelen namaz, oruç, hac ve diğer dinî emir ve yasaklar, bu ilkeye göre kadınlara da aittir. Kadınların, erkeklerle konuşurken normal ve tabii sesleriyle konuşmaları ve ses tonlarını erkeklerin gönüllerini çekecek ve çelecek şekilde değiştirmemeleriyle ilgili hüküm, erkekleri de kapsamakta ve onların da ses tonlarıyla kadınların gönüllerini çelmemeleri, normal, tabii sesle konuşmaları emrolunmaktadır. Burada şu kural geçerlidir: Özel durumda bir hükmün daha çok hangi cinste bulunma ihtimali varsa o zikredilir ve öteki cinse de şamil olur.

Hz. Peygamber'e isnat edilen sözler, eğer Kur'an'ın gayesine, felsefesine ve hikmetine aykırı ise, o sözün peygambere ait olmasından şüphe etmek her Müslümanın hakkıdır. Hadisçiler her ne kadar hadisin rivayet senedini sahih çıkarsalar da, mana bakımından Kur'an'ın ilke ve esaslarına aykırı olması, onun hem lafız hem de mana bakımından sahih olmadığının delili sayılmıştır. Aslında itiraz edilmeyen rivayet senedi pek azdır. Aynı ravinin bir hadisi değişik kelime ve sözcüklerle nakletmesi de rivayetin şüphe ile karşılanmasına sebep olmaktadır. Bu demektir ki, bu sözler Hz. Peygamberin sözleri değil kendi sözleridir. Bunun için Hz. Peygamber'in sözlerini yalnız senetlerine göre değil, içeriğine ve manasına göre de inceleyip Kur'an'ın genel ilke ve hükümlerine, bütünlüğüne zıt düşüp düşmediğine dikkat etmek gerekir. Bu, dinin esas ilkeleri ve naslarını anlama metotları arasındadır.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
Kur'an'a Göre Araştırmalar-I