Fikirlerimizdesin

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'e olan sevgimiz hiç bitmeyecek. Türk milleti olarak; O'nu, ebediyete intikalinin 75. yılında bugün; bir kez daha sevgi, saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz. 

Recep Altun

Din Kolaylıktır


Başlangıçsız her şeyin evveli, nihayetsiz her şeyin sonu; Kadim, Kerim, fazilet  ve cömertlik sahibi, varlığı kendinden olan Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd ve senalar olsun. Kıyamete dek salat ve selam, Rahmet Nebisi Cenab-ı Peygamber’e, O’nun sahabilerine, O’na uyanlara ve O’nun yolundan giden müminlere olsun.

Namazlarla ilgili konuya girmeden önce din de kolaylık ilkesine bir açıklık getirmek üzere Prof. Dr. Hüseyin Atay hocamın “Kur’an’a Göre Araştırmalar” kitabından orucun başlangıcı ile ilgili ihtilaflı bir konuya nasıl çözüm getirildiğine ilişkin kısa bir bölümü paylaşmak istiyorum.

Hz. Aişe diyor ki: “Cenab-ı Peygamber,  iki şeyden birini yapmak arasında muhayyer kaldığında, günah olmamak şartıyla daima iki şeyden en kolay olanı seçmiştir.” (13) Burada Hz. Peygamber’in fiil ve davranışı bize çok önemli bir kaide öğretiyor. Bir işin yapılışı için çeşitli yollar olduğunda, insanın bu seçimi yaparken uygulayacağı ölçü ve yöntemi bildiriyor.

Mesela, fakihler sahurun ne zamana kadar yenip, imsakın yani oruç tutmanın ne zaman başlayacağı konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Kimi orucun güneşin doğduğu andan itibaren başlayacağını söylemiş ve bu iddiasına iftarın güneşin batış anında olmasını delil getirmiştir. Kimi de orucun sabahleyin kırmızı aydınlığın ufukta yayıldığı anda başlayacağını söylemiş ve buna Hz. Peygamber’in hadisini delil getirmiştir. (14) Bazı fakihler de sabah beyaz aydınlık ufukta yayıldıktan sonra orucun başlayacağını söylemiş ve bu hususta Hz. Peygamber’in başka bir hadisini delil göstermiştir.

Böylece orucun başlangıcı hakkında üç değişik hüküm olduğu görülüyor. Şimdi bir müslümanın, oruç tutmak istediği zaman bunlardan hangisine göre hareket etmesi gerektiği sorusu ortaya çıkıyor.

Hz. Peygamber’in bizzat kendisinin uygulayarak ortaya koyduğu kaideye göre hareket edilecek olursa, şöyle cevap vermek doğru olur: Bu üç ihtilaflı başlangıç fikrinin her biri mademki delillere göre ileri sürülmüştür, o halde bunlardan birine göre hareket etmek caizdir.  Ama insanların durumları değişiktir. Bunun için kimsenin hepsine tek bir sözle, şöyle yapacaksın demeye hakkı olmamalıdır. Herkes kendi durumunu başkasından daha iyi bilir. Bu yüzden kişi, bu üç durumdan hangisi daha kolayına gelirse ona göre hareket etmeyi seçebilir. Herkesin kendi durumunu değerlendirme sorumluluğu kendisine aittir.

Eğer, güneşin doğmasından az önceye kadar yemek ve içmek mecburiyetinde kalırsa, onu kendisi tayin eder, yer ve içebilir. Başka bir defasında beyaz aydınlığın yayıldığı anda oruca başlayabilir, çünkü durumu öyle gerektirmiştir. Önemli ve doğru olan son sınırı bilmektir. Bu, güneşin doğuşu olduğuna göre, güneş doğmamak şartıyla istediği zaman sahur yiyebilir. Daha önce de yiyebilir. Güneşin doğuşunu daha iyi anlamak için, abdest alıp sabah namazını kılabilecek bir vakit kalana kadar sahur yemeği yemek de caizdir. İşte bu şekilde hareket etmek, dini sınır içinde kalmak üzere kolaylık ilkesine uymaktır. Ama ufukta yalancı bir aydınlık bile görülmeden zifiri karanlıkta oruca başlatmak, dinde kolaylık ilkesini çiğnemektir.


(13) Müslim, c.15, s.83 (Nebevi Şerhi ile), Buhari, c.7, s.101.
(14)Sahih Tirmizi c.3, s.224;Hüseyin Atay, Sahur Vakti, İslam Tetkikleri Enstitüsü, 7-3-4, İst., 1979,İst.Üni.Edebiyat Fakültesi.

Kaynak: Prof. Dr. Hüseyin Atay "Kur'an'a Göre Araştırmalar"