Hakkari

"...Artık durumun aciliyetini anlamıyorsanız, bence duymanız gerekenleri duymama çabası içindesiniz demektir. Evet, yeni Vahdettinler, genç Osmanlılar aynı kendilerinden öncekiler gibi Türkiye'nin parçalanmasında ilk ve önemli adımı da atmış durumda. Üzüldüğüm nokta ise BU KADAR AZ SAYIDA İNSANIN ÜLKESİNİN GELECEĞİ KONUSUNDA ENDİŞE DUYUYOR OLMASI. Gerisi gününü gün ediyor? Aynı Pompei'nin son günleri gibi..."

Yukarıdaki pasaj; bugün okumak üzere aldığım Yeniçağ gazetesinin köşe yazarlarından Savaş Süzal'a aittir. Yazar, köşesindeki makalesine "Hakkari Parçalanmanın Başlangıcı" başlığını atmış. İlgimi çekti ve makalesini sonuna kadar okudum. Makalenin içindeki en can alıcı nokta olarak tespit ettiğim pasajı sizlerle paylaşmak istemekle birlikte bu konudaki görüş ve düşüncelerinizi de almak istiyorum. Bu konuda endişe duyanlara şimdiden teşekkür ederim.

Recep Altun

Heybeliada Ruhban Okulu

ALLAH KATINDA DİN, ŞÜPHESİZ İSLAM’DIR (Al-i İmran/19.Ayet)

Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler
ve ne de  Hıristiyanlar asla senden 
razı olmazlar. Eğer onların arzu ve 
keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, 
Allah’tan sana ne bir dost, ne bir 
yardımcı vardır. (Bakara/120. Ayet)

Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları 
dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin 
dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost 
edinirse kuşkusuz o da onlardandır. 
(Maide/51. Ayet)



Heybeliada Ruhban Okulu’nu ziyaret eden ABD’nin Avrupa ve Asya İşleri’nden sorumlu Dışişleri Bakanı Yardımcısı Philip H. Gordon,  “ABD olarak buranın açılmasını güçlü bir şekilde destekliyoruz.” demiştir.  Kendini eyalet valisi gibi gören Gordon daha da ileri giderek, Ruhban Okulu’nda “açın bakalım, bundan sonra geldiğimde kapalı görmeyeyim” gibi söylemlerde bulunmuştur. Gordon kim oluyor da bu tür söylemlerde bulunabiliyor.  Türkiye’yi ne zannediyorlar, burası Dingo’nun ahırı mı, yoksa muz cumhuriyeti mi? Türkiye’nin kendi kanunları var ve kendine tabi olan bir ülkedir. Ama, ABD’den emir alıyorsan, elbette Gordon gibi kendini bilmezin biri de gelir Ruhban Okulu’nun açılması ile ilgili Türkiye’ye böyle emirler yağdırır. 


Oysa, Ruhban Okulu zaten açıktır ve  her an faaliyetine başlayabilir.  Gordon’u okulda karşılayan papaz da Atatürk’ün “en hakiki mürşit ilimdir sözü var” diyerek işi nereden nereye götürüyor. Oysa, Atatürk’ün burada kastettiği ilim pozitif ilimdir. Ruhban Okulu’ndaki ilimle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur.

Zurnanın son deliği olan bir adam geliyor ve Türkiye’ye böyle emirler yağdırıyor. İçine düştüğümüz durum bu. Bu bağlamda Türk dış politikasının başarılı olmadığını söylemekle birlikte Türkiye’nin dış politikada ağırlığının da kalmadığını söyleyebiliriz.

Hainler



ABD KUKLASI BARZANİ’NİN KANDİL’DE BESLEDİĞİ, AKP’NİN “AÇILIM”LA, MÜZAKEREYLE ŞIMARTTIĞI HAİNLER; ÇUKURCA’DA 3 KARAKOL VE BİR ÜSSE EŞ ZAMANLI SALDIRI DÜZENLEYEREK 6'SI ASKER, 2'Sİ GEÇİCİ KÖY KORUCUSU OLMAK ÜZERE 8 VATAN EVLADINI ŞEHİD ETTİLER...

ATEŞİN DÜŞTÜĞÜ YERİN VE VATANDAŞIN YÜREĞİ KAN AĞLIYOR...  ACABA BU ÜLKENİN BU HALE GELMESİNDE KATKISI OLANLARIN DA YÜREKLERİ KAN AĞLIYOR MUDUR Kİ?..

Yorulmayan Kadın



Gün daha ışımamıştı. beyaz renkli perdeleri olan pencereden içeri vuran tan yerinin aydınlığı sabahın olduğunu haber vermekteydi. Bütün gece öksürüklere boğulduğu için uyuyamamıştı. Gözlerini açtı, kafasını hareket ettirmeden göz hareketleri ile etrafına bakındı…  Benzi uçuktu. Saçları dağınıktı. Yatağından doğrulmak üzere kendini bir kez yokladı, başının dönmediğini hissetmesi üzerine  dirseklerine  dayanarak yavaşça doğruldu ve oturumuna geldi. Solgun ve bitkin görünen yüzüne bakmak üzere aynaya doğru gitmek istedi, ama ayağa kalkamadı. Üzerinde sanki ağır bir yük vardı ve zavallı bacakları bu yükün altında bir türlü doğrulamıyordu. Bir müddet yatağının üzerinde böyle kaldı. Nefes alış verişi normaldi. Nabzını da dinledi ve normal olduğunu hissetti. Bir an,  yatağa dayadığı ellerine baktı ve kendi kendine “Aman Allah’ım ellerimin rengi de uçuk” dedi ve daha sonra başını biraz daha aşağıya eğerek yere basan ayaklarına baktı, ayaklarının da rengi uçuktu. Bir an kansız olduğu aklına geldi ve kendi kendine “Herhalde kansız olduğum için böyle görünüyorlar” dedi. Ayağa kalkmayı yeniden denemek üzere yavaş yavaş bedenini önce sağ sonra sol tarafa ve yukarıya doğru hareket ettirerek doğrulmayı başardı. Acele etmedi, bir müddet böyle ayakta dikildi kaldı. Kendini kontrol etti, başı dönmüyordu ve öksürük te gelmiyordu. “İnşallah bugün bir aksilik yaşamam” diyerek önce sağ sonra sol adımlarını sürüyerek aynaya doğru yürümeye başladı. Aynanın önüne geldiğinde önce yüzüne baktı. “Aman Allah’ım ne kadar solgun ve bitkin görünüyorum” diyerek göz kapaklarını birkaç kez açıp kapatarak tekrar tekrar solgun ve bitkin yüzünü inceledi. Kendini biraz daha zorlayarak salona geçti. Karşılıklı üç kişilik iki kanape ile tek kişilik koltukları olan salona şöyle bir baktı ve hastalanmadan önceki halini hatırlayarak “Şu salonda at gibi koştururdum, ama şimdi ayaklarımı sürüyerek yürüyebiliyorum, buna da şükür…” dedi ve kendini yavaşça tekli koltuğun birinin kucağına bıraktı. Kafasını biraz daha geriye atarak, gözlerini yumdu, ellerini birbiri üzerine bağlayarak göğsüne koydu ve derin bir nefes alarak rahatladı.

Geçmişe duyulan özlemin etkisiyle hangi durakta ineceğini bilmediği geriye doğru bir yolculuk başlattı hayalinde. “…Güneşli bir bahar günü evlerinin bahçesindeydi. Hava ne terletecek kadar sıcak, ne de üşütecek kadar soğuktu. Yüksek tepelerin kuzey yamaçlarında hala parça parça bembeyaz kar toplulukları görülüyordu. Ağaçların dallarındaki tomurcuklar o kadar irileşmişti ki, nerde var nerde yok hemen hepsi patlayacaktı sanki. Yüksek tepelerden tam yönünü tayin edemediği  tatlı bir rüzgar esiyordu, bu nasıl bir rüzgardı ki,  bir ad bile veremedi. Saçlarını tarumar eden ve yüzünü yalayan bu rüzgardan aldığı huzuru ve mutluluğu tarif etmesi mümkün değildi. İçi kıpır kıpır oldu ve yerinde duramıyordu…”

Birden çalan telefonun sesiyle irkildi ve geriye doğru bıraktığı bedenini güçlükle doğrultarak cebindeki telefonu çıkartıp cevap verdi. Arayan oğluydu. Telefon konuşmasını fazla uzatmadan kendini iyi hissettiğini ve rahatsızlık veren emarelerinin azaldığını söyleyerek telefonu kapattı. Kendini şöyle bir dinledi ve iyi olduğunu hissetmesi üzerine oturduğu koltuktan yavaş hareketlerle doğrularak  ayağa kalktı ve biraz daha dinlenmek üzere yavaş yavaş yatak odasına doğru yöneldi.

Kendini yatağa yerleştirdikten sonra halsiz ve yorgun bedenine dayanamayan göz kapakları ağırlaştı ve uykuya daldı. Telefonun sesiyle bölünen hayalindeki aynı huzuru ve mutluluğu yakalamaya çalıştıysa da bu sefer de bedenindeki ıstıraplar; aynı huzuru yakalamasına ve mutlu olmasına engel oldu.  Keşke uyanık olsaydı da bulutlarla saklambaç oynayan o çok sevdiği dolunayı bütün ihtişamıyla pencereden seyredebilseydi...

Recep Altun 

Düşman Ülkeler



Başbakan Erdoğan, Hakkari’de 6 askerin ve 2 geçici köy korucusunun şehit olması dolayısıyla Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e başsağlığı mesajı gönderdi. Başbakan Erdoğan mesajında, "Terör, er ya da geç kaybetmeye, yok olup gitmeye, milletin azim ve kararlılığı karşısında erimeye mahkumdur.  Türkiye Cumhuriyeti ve aziz millet, sadece terör örgütüne değil; terör örgütünün iplerini elinde tuttuğu canilere de, terör örgütünün iplerini elinde tutan düşman ülke ve çevrelere de haddini, hududunu bildirecek güçtedir" ifadelerine yer verdi.

"Hakkari’nin Geçimli Köyü’nde karakolumuza yapılan saldırı sonrasında çıkan çatışmada 6 askerimiz ile 2 köy korucumuzu kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içindeyiz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor; ailelerine, silah arkadaşlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm mensuplarına ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum. Ayrıca, çatışmada yaralanan asker ve korucularımıza da Rabbim’den acil şifalar temenni ediyorum."

"TERÖR, ER YA DA GEÇ KAYBETMEYE MAHKUMDUR"

Terör örgütü, Ramazan ayında böyle kalleşçe bir saldırı düzenleyerek, bir kez daha bu ülkenin ve aziz milletimizin milli ve manevi değerlerine düşmanlığını sergilemiştir. Terör, er ya da geç kaybetmeye, yok olup gitmeye, milletin azim ve kararlılığı karşısında erimeye mahkumdur. Bugün teröre destek veren, müsamaha gösteren, terörle birlikte kardeşliğimizi, birliğimizi, huzurumuzu hedef alan terör uzantıları da, terör örgütü gibi tarihte kara bir leke olmanın ötesine geçemeyecektir. Her türlü imkânımızla, gücümüzle, milletimizden aldığımız destekle, terörün üzerine kararlılıkla gitmeyi sürdüreceğiz."

 "HADDİNİ, HUDUDUNU BİLDİRECEK GÜÇTEYİZ"

"Türkiye Cumhuriyeti ve aziz millet, sadece terör örgütüne değil; terör örgütünün iplerini elinde tuttuğu canilere de, terör örgütünün iplerini elinde tutan düşman ülke ve çevrelere de haddini, hududunu bildirecek güçtedir. Mübarek Ramazan ayında, milletçe bir kez daha tüm güvenlik güçlerimize hayır dualarımızı iletiyoruz. Geçimli Köyü’nde şehit olan 6 asker ve 2 korucumuza bir kez daha Allah’tan rahmet temenni ediyor; yaralılarımıza acil şifalar diliyor; ülkemizin, milletimizin, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başı sağolsun diyorum."