Niyet

Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur'an'a göre Araştırmalar (VI) kitabında "Kur'an'ın anlaşılma yöntemleri"ni 23 başlık altında toplamış. İlginizi çekeceğini umduğum bu konunun her gün bir başlığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu günkü başlığımız "NİYET"




NİYET

İnsanlar arasında Kur'an'ın anlaşılmasına dair ihtilaf çıkmaktadır. Ancak bilginler ve müçtehitler arasında çıkan değişik anlayış ve farklı görüşler iki grupta toplanabilir. Bunlardan birincisine göre, herkesin tahsil ve anlayış seviyesine göre Kur'an'ı değişik şekilde ve düzeyde anlaması mümkündür ve buna çıkar yol bulunur. Yalnız bir şartın olması çok önemlidir. Bu yorumlar Allah için ve iyi niyetli olmalıdır. Böyle yorumlar yapan kimseler, aslında ihtimal dahilindeki manalarda ve birbirine çok yakın olmavanlarda da anladıkları veya kabul ettikleri görüşler hususunda birbirini itham etmez ve düşmanlık yapmazlar. Birbirlerini anlayışla karşılarlar.

İkinci grup insanlar ise, Kur'an'ı Allah için ve iyi niyetle değil, kendi çıkarlarına yardım edecek ve destek verecek şekilde anlamaya çalışırlar. Bunlar aslında kötü niyetlidirler ve Kur'an'ın amaçlarını kendi çıkarları içinde göstermeye çalışırlar. Kur'an, bunları kalplerinde yamukluk bulunmakla suçlamaktadır. Bunlardan bütün İslam milletleri ve toplumları şikayet etmektedir. Hangi tür bilgi sahibi olursa olsun etrafına bir cemaat toplamak, dinden olmayan bir şeyi dinin esasından göstermek ve sonra kendine uymayanı zayıf imanlı, dinden taviz veren ve dinden çıkmış, dinsiz sayarak kendi cemaatinden ayrılanın müslüman olmadığını ve cehennemlik olduğunu ilan ederler; işte Kur'an, bu gibi yorumlara giden fırkacı, fitneci, grupçu, dini kendi amaçlarına alet edenleri lanetler. İslam dünyası bunlarla çalkalanmakta ve bu zihniyete sahip kişi veya gruplar yardım görmektedir. Ama, ilme ve iyi niyete dayanan, Allah rızası için Kur'an'ı anlamak konusundaki fikrî ayrılıklar, ihtilaflar, İslam'a hayat ve hareket verir, ilmin yükselmesini sağlar.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
(Kur'an'a Göre Araştırmalar VI)

Bir sonraki konu başlığımız: "Kavramlar ve Dinde Mantık"

Yaşama Uygulamak

Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur'an'a göre Araştırmalar (VI) kitabında "Kur'an'ın anlaşılma yöntemleri"ni 23 başlık altında toplamış. İlginizi çekeceğini umduğum bu konunun her gün bir başlığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu günkü başlığımız "YAŞAMA UYGULAMAK"


YAŞAMA UYGULAMAK

Kur'an'ın anlaşılmasındaki en doğru yöntemlerden biri de onu kendi sosyal, siyasi, ticari, hukuki vb. hayatına bağlamaya çalışmaktır. Kur'an'ı en iyi şekilde anlamak için insanın yaşaması, hayatın içinde insanlarla, kurumlarla yoğrulması, haşir neşir olması; işlerin girdisini ve çıktısını bilmesi ve öğrenmeye gayret etmesi lazımdır. Kur'an, her ne kadar genel hüküm ve ilkeler getirir ise de bunların işlerliğini, hayatta faal rol oynamasını amaçlar. Kur'an nazari kalmak üzere gelen bir kitap değildir. Ama onu uygulayacak kimselerin önce onu yukarıda zikredilen anlama metotlarına göre anlamaları şarttır. Yoksa Kur'an'ın yüceliğini ve evrenselliğini düşürür ve onu küçük bir cemiyet tüzüğü haline getirmiş olurlar. Bu herkesin Kur'an'ı okumasına asla engel değildir. Herkes okumak, kendi kültürüne göre ve seviyesine göre anlamak zorundadır ve bu farz olan bir ibadettir. Ancak uygulamaya koyacak kimse, yukarıda anlattığımız akademik seviyede ve şekilde inceleyip anlamak zorundadır.

Kur'an'ın arapça olması iki karşıt grup tarafından söz konusu edilmektedir. İlk grup, Kur'an'ı yüceltmek için arapçayı yüceltmekte ve kutsallaştırmaktadır, diğer grup ise Kur'an'ı reddetmek için onun Arap toplumuna ve yalnızca bu toplumun ihtiyaçlarına hitap ettiğini iddia etmektedir. Her iki grubun tutumu da yanlıştır. Kur'an'ın kendisi kutsaldır. Onda şüphe yoktur, ama Kur'an arapçadır diye arapça kutsal bir dil değildir. Peygamber Arap olduğu için elbette ona vahiy arapça bildirilecekti ve o da kendi ulusuna onu arapça olarak bildirecek ve anlatacaktı. Araplara seslenen Kur'an'ın, onların hayatlarından örnekler vermesi de doğruydu. Bu, demek değil ki onların işleri ve inançları yalnız kendilerine özeldir. Kur'an, hayattan örnekler vererek kendi ideolojisinin yaşam biçimi hâline gelmesini istemektedir. Kur'an'daki cüzi ve ferdî olaylar, bunu sağlamak için hayattan alınmış örneklerdir. Büyük İslam bilginleri, müçtehitleri bunu kavramış olduklarından, bu fizikî ve cüzi hükümleri aşarak onlardan genel ilkeler ve hükümler çıkarmışlardır. Aslında bu çok ilmî bir metodun; istikranın (tümevarımın) uygulanışıdır. Bunun için Kur'an'da zikredilen cüzi ve ferdî olay ve hükümlerden -hangi tip olursa olsun- daima evrensel ve genel bir anlayışa gitmeye çalışılmalıdır. Dikkat edilecek olursa, Kur'an ferdî ve cüzi meseleleri ele alırken onları insanoğlunun yaratılışındaki kanunlarına göre çözüme götürmektedir.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
(Kur'an'a Göre Araştırmalar-VI)

Bir sonraki konu başlığımız: "NİYET"

Eski ve Yeni Söylenenler

Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur'an'a göre Araştırmalar (VI) kitabında "Kur'an'ın anlaşılma yöntemleri"ni 23 başlık altında toplamış. İlginizi çekeceğini umduğum bu konunun her gün bir başlığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu günkü başlığımız "ESKİ VE YENİ SÖYLENENLER"



ESKİ VE YENİ SÖYLENENLER

İnsanın bir meseleyi Kur'an'da incelerken öncelikle o mesele hakkında eski ve yeni neler söylendiğini, yazıldığını öğrenmesi lazımdır. Bu, ana mesele hakkındaki hem bir bilgi birikimini hem de tarih boyunca meseleye getirilen yorumları ve meselenin pratik hayatla bağlantısını göstermiş olur. Bundan sonra, meseleye doğrudan veya dolaylı yoldan temas eden ayetler de toplanır. Bu ayetler önce kendi siyak ve sibakı içinde (bağlam / context) anlaşılmaya çalışılır, sonra bütünleştirilir ve genel bir anlama ve hükme gidilir. Bu hususta daha önce incelenmiş ve anlaşılmış ayetler ihmal edilmeden tekrar incelenmeye alınmalıdır. Çünkü insan yeni bir durum ve mesele karşısında yeni bir mana çıkarabilir, yeni bir yorum ve çözüm bulabilir. Bunları, bu metodu denemiş biri olarak ifade etmek istiyorum.

Prof. DR. Hüseyin Atay
(Kur'an'a Göre Araştırmalar VI)

Bir Sonraki Konumuz: "YAŞAMA UYGULAMAK"

Bedeli Hayatım Bile Olsa


A.B.D. li Reji Roger Young tarafından yönetilen, Eski Ahit'in anlatımıyla baş rollerini Ben Kingsley ve Poul Mercorio'nun paylaştıkları orjinal adı "joseph" olan 1995 yılı yapımı Hz.Yusuf filmini, ihtiyaç duydukça izlerim. Bu filmi izlerken adeta kendimi o zamanın içinde buluyorum ve bu beni hem mutlu ediyor, hem de çok rahatlatıyor. Söz konusu filmin senaryosu her ne kadar Kur'an-ı Kerim'de anlatılan kıssaya bire bir uymuyorsa da özü itibariyle pek bir farklılık yoktur. 

Hz.Yusuf filminin beni en çok etkileyen tarafları ise: Cenab-ı Hakk tarafından ona verilen rüyaları yorumlama melekesi, köle olarak satılması, firavunun müdürü Potifar'ın karısının Hz.Yusuf'tan murad almak istemesi ve Hz.Yusuf'un bu isteği reddetmesi ve reddetmekle birlikte bu konuda iftiraya uğraması ve hapse düşmesi, firavunun rüyalarını yorumlaması ve Mısır'a vali olarak atanmasıdır.

Filmde verilmek istenen mesajları yukarıda saydığım gibi bir kaç konuda toplamak mümkün olmakla birlikte benim için önemli olan ve beni çok etkileyen bir yönü daha vardır ki,  bu bölümün bir kesitini alarak sizlerle paylaşmak istedim. Çok kısadır, lütfen izleyin ve Hz. Yusuf'un, "bedeli hayatı bile olsa, inancının sadece Tanrı'sına eğilebilmesine izin verdiğini"  söyleyerek firavunun karşısında eğilmediğine şahit olacaksınız. 

Günümüz müslümanları olarak bizlerin bırakın can korkusunu bir tarafa, çok basit çıkar ve menfaatlerimiz için bile ne firavunlar karşısında eğilmediğimizi kim söyleyebilir? 

Oysa, Sabahattin Gencal hocamızın "Damla" blog sayfasında paylaştığı Alak suresinin 19. ayetinde Cenab-ı Hakk; Cenab-ı Peygamber'e dolayısıyla bütün müslümanlara bir mesaj iletmektedir: "Allah’tan başka kimseye boyun eğmeyin. Secde edin yani yalnız Allah'a teslim olun, boyun eğin ve yaklaşın." 

Selam ve dualarımla
Recep Altun

Her Zaman Kur'an-ı Okumak

Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur'an'a göre Araştırmalar (VI) kitabında "Kur'an'ın anlaşılma yöntemleri"ni 23 başlık altında toplamış. İlginizi çekeceğini umduğum bu konunun her gün bir başlığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu günkü başlığımız "HER ZAMAN KUR'AN-I KERİM'İ OKUMAK"


HER ZAMAN KUR'AN-I KERİM'İ OKUMAK

Kur'an'dan istifade etmek için hangi konuda olursa olsun yalnızca Kur'ana başvurulmalıdır. Her ihtiyaç duyulduğunda okunursa daha önce defalarca okuduğu ayeti sanki ilk defa okuyormuş ve farkına varıyormuş gibi ihtiyacına göre bir mana çıkarılacaktır. Kişinin, boş zamanlarında Kur'an'ı rastgele açıp, bakalım neler var, diye yeni bir şey bulmak amacıyla okuması da çok önemlidir. Böyle bir durumda veya başka bir durumda insan yeni şeyler öğrenecektir. Başımdan çok geçmiştir. Kur'an'ı okurken öyle ayetlerle karşılaştım ki, bana sorulduğunda cevabını veremeyeceğim meseleleri gayet açık cevaplıyordu. Sanki ayeti o güne kadar hiç görmemiştim. İşte, Kur'an'ın her konuyu bir arada zikretmemesinin bir hikmeti de bu olabilir.

İnsan aklında olan bir soruya veya Kur'an okurken aklına gelen bir soruya cevap verememiş olabilir. Ama Kur'an'ı devamlı okumaya ve cevap bulmaya çalışırsa, çoğu kez o sorunun cevabını başka bir ayette bulabilir. Onun için daima Kur'an okunmalıdır.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
(Kur'an'a Göre Araştırmalar - VI)

Bir sonraki konu başlığımız: "Eski ve Yeni Söylenenler"

Peşin Fikirsiz Okumak

Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur'an'a göre Araştırmalar (VI) kitabında "Kur'an'ın anlaşılma yöntemleri"ni 23 başlık altında toplamış. İlginizi çekeceğini umduğum bu konunun her gün bir başlığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu günkü başlığımız "PEŞİN FİKİRSİZ OKUMAK"



PEŞİN FİKİRSİZ OKUMAK

Kur'an-ı Kerim'i anlamak için insanın peşin fikirlerden uzak ve sıyrılmış olması lazımdır. Bu sadece Kur an için değil, herhangi bir kitap için de böyledir. Peşin fikirli olmak iki şekilde düşünülebilir. Birincisi Ku'ran'ı aleyhinde ve ona düşman olan bir fikirle okumaktır ki, bu şekilde ondan istifade edilemez. İkincisi Kur'an'a taraftar ve onun lehine fikirlere sahip olmak da insana bir şey kazandırmaz ve kişi bu şekilde de onu anlamak zorunda veya ihtiyacında olduğunun farkına varmadan yazılanları zaten biliyormuş gibi okuyup geçer ve bu şekilde yeni bir şey öğrenemez. Bu peşin fikirlilik, dolu kapla pınardan su almak için gitmeye benzer. Su alamadan geri döner. Kabı boşaltmak, zihni müspet ve menfi fikirlerden arıtmak, Kur’an’ı anlamak için şarttır. Kur'an'ı peşin fikrine göre yorumlamaya kalkanı peygamber cehennemle tehdit etmiştir.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
(Kur'an'a Göre Araştırmalar - VI)

Bir sonraki başlığımız: "Her Zaman Kur'an-ı Kerim'i Okumak"

Bilinmesi Gereken İlimler

Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur'an'a göre Araştırmalar (VI) kitabında "Kur'an'ın anlaşılma yöntemleri"ni 23 başlık altında toplamış. İlginizi çekeceğini umduğum bu konunun her gün bir başlığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu günkü başlığımız "BİLİNMESİ GEREKEN İLİMLER"


BİLİNMESİ GEREKEN İLİMLER

Kur'an'ı anlamak için bilinmesi gereken ilimler iki ana grupta toplanır. Birinci grup genel ilimler olup her ayeti anlamak için geçerlidir. Diğer grup ise, ancak ayetin taalluk ettiği konuya ait ilimlerdir. Birinci grup ilimlere edebiyatıyla, belagatıyla, etimolojisi ve dil felsefesi ile arapça bilmek girer. Bunun yanı sıra usuli'1-fıkh, kelam, felsefe ve mantık bilmek de yine genel ilimler grubundandır. İkinci gruptaki ayetin taalluk ettiği bilim dalına giren ilimler arasında ise fizik, kimya, astronomi, biyoloji, geneoloji, yer bilimi, hukuk, psikoloji, sosyoloji, tarih, antropoloji vd. vardır.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
(Kur'an'a Göre Araştırmalar-VI)

Bir sonraki konu başlığımız: "PEŞİN FİKİRSİZ OKUMAK"

Adsız


Adsız Yorum Yapan Kişi/lere Hitaben

Kimliğini gizleyerek bir takım varsayım ve iddialarda bulunan kimseye kim inanır ki?  Benim, söz konusu kişi hakkında ahkam kestiğimi de nereden çıkarıyorsunuz? Türk Dil Kurumu verilerine göre ahkam kesmek: "Çekinmeden kesin yargılarda bulunmak, bilir bilmez konuşmak" şeklinde izah edilmektedir. Bir blogcu başına gelen bir olayı paylaşır bu paylaşımı okuyan kişiler de münasip bir şekilde görüş ve düşünceleri ile katkıda bulunur ve onu teselli eder. Benim yaptığım yorumlarımın neresi "ahkam kesmek" oluyormuş anlamış değilim. Siz beni nereden tanıyorsunuz ve benim hakkımda ne biliyorsunuz da benim beyefendi bir kişi olduğuma karar veriyorsunuz?

Sizin iddia ettiğiniz ve varsayımda bulunduğunuz konuların doğru olup olmadığı ne malum? İddia ve varsayımlarınızın sadece ilgili blogcuyu karalamak için söylenmiş olup olmadığını ben nereden bilebilirim ki? Bu zamana kadar imzasız  bir iddia ve varsayıma kim inanmış ki, ben inanayım. Yüreğiniz yetiyorsa kimliğinizi açıklayarak iddia ve varsayımlarınızı da ispat edin, ben de sizi yüreğinizden öpeyim.

Lütfen bu varsayımlara dayalı iddialarınızı içeren yorumlarınıza artık bir son verin! Siz müneccim misiniz? Velev ki, iddia ve varsayımlarınız doğru bile olsa; insanların kusur ve ayıplarını açığa çıkarmak ve bunları deşifre etmek kendini bilen kamil bir insana yakışmaz!..

Konuyu Kur'an-ı Kerim'den iki ayetle kapatmak istiyorum. Cenab-ı Hakk, Hucurat suresi 12. ayetinde mealen: "Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinizin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah'tan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, acıyandır."

Yine Cenab-ı Hakk, Nur suresi 19. ayetinde mealen: "Mü'minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara dünya ve ahirette can yakıcı bir azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz."


Recep Altun 
Değirmenden Mektup Var

Din-Din Kültürü


Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur'an'a göre Araştırmalar (VI) kitabında "Kur'an'ın anlaşılma yöntemleri"ni 23 başlık altında toplamış. İlginizi çekeceğini umduğum bu konunun her gün bir başlığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu günkü başlığımız "DİN-DİN KÜLTÜRÜ"



DİN - DİN KÜLTÜRÜ

Kur'an'ı anlamada iki yol takip edilir: Biri rivaye­te dayanan sözleri nakletmektir. İslam dünyasında bu tip tefsirde Hz. Peygamber'den aktarılan sözler çok azdır. Şunu hatırlatmak istiyorum ki, çok meşhur ve Kur'an'da geçen bir olay hakkında gelen sebep bildi­ren rivayetler bile çok değişik ve birbirine zıt olabil­mektedir. Oysa böyle olmaması gerekirdi. Bu bize şunu anlatıyor. Geri kalan rivayetler daha da zayıftır ve kulaktan dolma bilgilere dayanmaktadır.

Rivayetler ilk müslümanların anlayışını bize naklettiği için bizim kültürümüzün bir parçası sa­yılabilir, ama asla din değildir. Din olmayınca onları kabullenmek din açısından zorunlu değildir. Kültür olarak istifade edilebilirse edilir. Aynı zamanda an­tropoloji ve kültür tarihi bakımından değerlendiri­lebilir. Rivayetlerin içinde uydurma olanlar çoktur. İmam Buhari'nin altı yüz bin hadisten yalnızca ye­di bin sahih hadis bulabilmiş olması demek, geriye kalan beş yüz doksan üç bin hadis sağlam değildir, kitaplara ve ağızdan ağıza güvenilir olmayan kaynak­lardan yayılmıştır demektir.

Prof. Dr. Hüseyin Atay
(Kur'an'a Göre Araştırmalar-VI)

Bir sonraki konu başlığı: "BİLİNMESİ GEREKEN İLİMLER"